Bugünlerde, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı tarafından Siyonizm’in dikte ettiği klişe bir kararın ardından halkın arasına gittiğimizde şu soruyla karşılaşıyoruz: “Neden atom bombası yapmıyoruz? Madem bomba yapmaya çalışmakla suçlanıp zararını gördük, bari bombayı yapalım da mesele kökten çözülsün.”
Bizim bu soruya verdiğimiz cevap açıktır: “Biz velayete tabiyiz ve Velayet-i Fakih’in nükleer silahların haram olduğuna dair hükmü bizim için son sözdür.”
Doğal olarak bu cevaptan sonra başka bir kanıta ihtiyaç yoktur ve bu hüküm geçici veya ikincil bir hüküm değil, İslam’ın asli ve kalıcı hükmüdür. Peygamber Efendimiz (s.a.a) ve İmam Ali (a.s) de İslam’ın ilk savaşlarında toplu kıyımdan daima kaçınmayı emretmişlerdir. O günlerde toplu öldürme içme suyuna zehir karıştırmak suretiyle gerçekleşirdi. Fakat bazıları velayete bağlılıkta yeterince sağlam değildir ve bu cevapla ikna olmazlar. Bu yüzden konunun doğru anlaşılması için açıklama yapmak zorundayız.
Cevap şudur: Nükleer bomba elde etmenin iki sebebi olabilir:
A-Bombayı sadece düşman korksun, bize saldırmasın diye caydırıcılık için isteriz.
B-Bombayı düşmanı yok etmek için gerçekten kullanmak isteriz.
A-Eğer nükleer bombayı caydırıcılık için istiyorsak, nükleer silaha sahip ülkelere defalarca yapılan saldırı, nükleer silahın caydırıcı olmadığını göstermektedir. Nükleer silahı olan ülkeler de kolaylıkla saldırıya uğrayabilmektedir. Son derece yüksek maliyetlerle üretilen ve daha büyük maliyetlerle muhafaza edilen bu silah vitrinliktir, caydırıcılık açısından hiçbir işe yaramaz. Bu konuda önümüzde en az 10 tecrübe vardır ve bunlar;
1. Amerika’nın Vietnam savaşı; utanç verici yenilgi ve ordusunun aşağılanmış bir şekilde kaçması,
2. Amerika’nın Afganistan savaşı; ordusunun ve hatta diplomatlarının küçük düşürücü bir şekilde kaçması,
3. Filistinli mücahitlerin Gazze’de Siyonistlere karşı kahramanca direnişi,
4. Rusya–Ukrayna savaşı,
5. Pakistan–Hindistan savaşı,
6. Afganistan–Pakistan çatışmaları,
7. Yemenli onurlu mücahitlerin Amerikan uçak gemilerine ağır saldırıları; zarar gören beş uçak gemisinin Kızıldeniz’den kaçmak zorunda kalması ve Amerika’nın teslimiyetten başka bir şey yapamaması,
8. Kutsal Savunma döneminde Körfez’de Amerikan gemilerine yapılan ağır saldırılar ve onların utanç verici kaçışı,
9–10 İran’ın Amerika’nın Aynü’l-Esed (Irak) ve el-Udeyd (Katar) üslerine yaptığı etkili saldırılar ve Amerika’nın hızlı ve küçük düşürücü geri çekilişi.
B-Eğer amaç sadece caydırıcılık değil ve bombayı gerçekten kullanmaksa, bu durumda da nükleer bomba üç sebeple faydalı değil, zararlıdır ve bunlar;
1- Günümüz dünyası, nükleer bombanın kolayca ve ölümcül sonuçlar doğurmadan atılabileceği bir dünya değildir. İslam Devrimi sayesinde milletler uyandı ve harekete geçti. Değişen koşullar üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olan milletlerin iradesi ve kamuoyu, vahşi cinayetlere şiddetle karşı çıkıyor. Nükleer bombanın kullanımı, atıcıya sağladığı faydadan daha büyük bir zarar verecektir. Nükleer bombayı kullanan kişi, ilk atışla tüm toplumsal tabanını ve küresel meşruiyetini kaybedecektir.
2-Diyelim ki biz birkaç nükleer bomba kullandık, bu, binlerce nükleer bombaya sahip düşmana meşruiyet kazandırır ve onun toplu katliam yapmasına gerekçe olur.
3-En önemlisi, Netanyahu gibi kişiler varken bizim nükleer bombaya hiç ihtiyacımız yoktur.
Düşman bizi beş nükleer bomba yapmaya çalışmakla suçluyor. Eğer gerçekten Hiroşima ve Nagazaki’deki Amerikan bombaları gücünde beş bomba üretmiş olsaydık, en fazla 500 bin Siyonist’i öldürebilirdik. Oysa direniş cephesinin akıllıca duruşuyla Netanyahu kendi eliyle şu ana kadar 830 binden fazla Siyonist’i işgal altındaki topraklardan kaçmaya zorladı. Demek ki Netanyahu şimdiye kadar İslam inkılabı adına 8’den fazla nükleer bomba etkisi oluşturmuştur; üstelik İslam inkılabı dünya kamuoyunda tek bir destekçisini kaybetmemiş, aksine yüz milyonlarca kişi ona katılmıştır.
Netanyahu’nun Siyonistleri mazlum, Filistinlileri terörist olarak göstermek için yüz yıllık propagandayı adeta yakıp küllerini rüzgâra savuran, gelişmiş İran füzelerinin depremiyle İran İslam Cumhuriyeti’ni zayıf ve geri kalmış olarak göstermek ve İslam Devrimi’ni terörist bir hareket olarak sunmak için 46 yıllık yoğun propagandayı yerle bir eden, Filistin’in ve İran İslam Cumhuriyeti’nin bayraklarını dünyanın dört bir yanında, Batı’nın kalbinde yükselten, direnişi giderek yaygınlaştıran, Filistin topraklarını kendi elleriyle Siyonistlerin pisliğinden temizleyen stratejileri varken, neden nükleer bomba yaparak başımızı belaya sokalım ki?
Siyonistler 76 yıl boyunca dünyanın dört bir yanından insanlarını işgal altındaki Filistin’e taşımak için çalıştı ve Amerika’nın vergi mükelleflerinin parasıyla 300 milyar dolar harcadılar. Nihayet son yıllarda nüfuslarını Filistinlilere yakın bir seviyeye getirdiler. Aniden her şey kontrolden çıktı. Siyonistlerin Filistin’den kendi ülkelerine kaçış süreci katlanarak devam ediyor. Netanyahu ve Trump’ın bu stratejisinin devam etmesi, direniş motivasyonunun artması ve şiddetin sürmesi halinde, işgalcilerin iki yıl içinde ordularının yedek kuvvetlerinin muharebe dengesini yeterli seviyede tutmaları için yeterli nüfusunun kalması pek olası değil.
Batılı düşmanlar 20 yıldır müfettiş gönderip kararlar çıkararak sözde İran’ın nükleer bomba yapmasını engellemeye çalıştıklarını iddia ediyorlar. Hâlbuki İranlı bilim insanlarının nükleer bombadan çok daha karmaşık teknolojilere sahip olduğunu kendileri de biliyorlar ki eğer gerçekten isteseydik, İran’ın sahip olduğu bu özel yeteneklerle bu 15–20 yıl içinde bombayı on defa üretmiştik.
Bugün emperyalizmi yıkan bomba, 1979’da patlayan İslam İnkılabının kendisidir. Onlar ise bu “uyanış bombasını” etkisizleştirmek için suçlamalarla ve içeride kargaşa çıkarmak isteyen ajanlarla uğraşıyorlar. Fakat İran milleti basiretiyle, birliğini koruyarak onların bu planlarını boşa çıkaracaktır.
İran’ın mümin halkının, 46 yıl önce patlattığı bu devrim bombası asla etkisiz hale gelmeyecektir. Bizim bombamız katil nükleer bombalar gibi değildir, akıllıdır, insan öldürmez, halklara zarar vermez, aksine milletleri diriltir, sadece zalimleri yok eder. Bizim nükleer bombamızın hammaddesi zenginleştirilmiş uranyum değil, zenginleştirilmiş fıtrat ve arındırılmış vicdandır. Bu fıtrat bombasının dalgaları dünyayı sarıyor ve zalimlerin saraylarını sarsıyor.
İmam Humeyni (r.a.) şöyle buyurdu: “Bu asır, milletlerin iradesinin galip geldiği asırdır.” Bu gerçekleşmektedir ve Netanyahu ile Trump’ın delice politikaları sayesinde bu bombanın etkisi her gün daha da güçlenmektedir. İnşallah çok yakında zalimlerin defteri tamamen dürülecektir.
Kenzü’l-Ummal, s. 115’te aktarıldığına göre Peygamber Efendimiz (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah bu dini bazen kötü bir adam vasıtasıyla bile destekler.” Bugün Netanyahu bunun en açık örneğidir.
Bırakın Amerika ve Avrupa bizi nükleer bomba yapmakla suçlayarak kendilerini oyalan dursunlar, işgalci rejimin katliamlarını desteklesinler ve onun zulmünü meşrulaştırsınlar. Onların bu tavırları, İslam İnkılabı’nın dünya halkları nezdindeki haklılığını daha görünür kılmakta ve devrimin ateşini harlamaktadır. Hiçbir nükleer bombaya veya kitle imha silahına gerek kalmadan gelecek bizim olacaktır.
“Güzel sonuç takva sahiplerinindir.”
Muhammed Rıza Nakdi/Farsnews
