Komşu ülkelerden Batı Şeria’ya insansız hava araçlarıyla silah kaçakçılığı, İsrail için ciddi bir tehdide dönüşmüş durumda ve bu durum Netanyahu’nun endişelerini yeni bir aşamaya taşımış bulunuyor.
Arap dünyasının önde gelen gazeteci ve analistlerinden Abdel Bari Atvan, “Rey el-Yevm” gazetesinde yayımlanan son yazısında şu ifadelerde bulundu: “Cumhurbaşkanı Yaser Arafat ile yaptığım son görüşmede, Londra’nın batısındaki Heathrow Havalimanı’nın protokol salonundaydık. Arafat, Washington’a giderken zaman zaman burada durur, küçük, eski ve yıpranmış uçağına yakıt aldırırdı. O gün son derece gergindi. Bu gerginliğin nedeni, ABD Başkanı Bill Clinton tarafından Filistin’in Camp David Anlaşmalarını kabul etmesi için ağır baskıya maruz kalacağını düşünmesiydi. Clinton, Beyaz Saray’daki görev süresinin son günlerinde Arafat’ı görüşmeye davet etmiş, onun katı tutumunu değiştirmeyi ummuştu. Ancak Arafat bu baskılara boyun eğmedi ve tutumunu asla değiştirmedi.
Arafat bana işaretlerle geri adım atmayacağını, Amerikalılara ve İsraillilere güvenmediğini vurguladı. Dinleme cihazlarından korktuğu için korumalarından birinden kâğıt getirmesini istedi. Odadan çıktık ve bana şunları yazdı: “Batı Şeria’da silahlı intifadayı yeniden alevlendirmek ve direnişe geri dönmekten başka hiçbir seçenek yoktur, burası İsrail’in en büyük zayıf noktasıdır.”
Bunun üzerine ona şunu sordum: Ne Arapların ne de Sovyetlerin desteği varken silahı nereden bulacaksın ve kuşatma altındaki Batı Şeria’ya bunu nasıl sokacaksın?
Arafat, yeşil kalemiyle şunları yazdı: “İster profesyonel uyuşturucu ve silah kaçakçıları yoluyla olsun ki sayıları da hiç az değildir, ister doğrudan İsrailli askerler aracılığıyla olsun bundan daha kolay bir silah kaçakçılığı olamaz. Paraya taparcasına düşkün olan İsrail toplumundan daha yozlaşmış bir toplum yoktur.
Ben bizzat İsrail ordusunun generallerinden silah satın aldım ve savaşçıları içeri sokup dışarı çıkardım. Parayla pek çok vicdan satın alınabilir.” Yazmayı bitirdikten sonra kâğıdı katladı ve her zaman giydiği askeri üniformasının cebine koydu.
İşgal altındaki Filistin’de bugünlerde gündemin başında yer alan iki ana gelişmeyi takip ederken bu olay aklıma geldi:
Birincisi: İran istihbaratının, İsrail ordusunun üsleri, siyasi ve askeri liderlerinin hareketleriyle ilgili son derece önemli bilgilere ulaşmak için çok sayıda İsrailli unsuru cezp etme ve içlerine sızmada elde ettiği başarıdır. Son örnek, eski başbakan Naftali Bennett’in bilgisayarına sızılması, gizli belge ve bilgilerin ele geçirilmesi ve kişisel telefon görüşmelerinin kayda alınmasıdır. Tüm bunlar, Tahran tarafından cezp edilen İsrailli ajanlar sayesinde gerçekleştirilmiştir.
İkincisi: İsrail iç güvenlik teşkilatı Şin Bet’in (Şabak) Başkanı General David Zini’nin, Ürdün, Mısır ve Suriye sınırları üzerinden insansız hava araçları kullanılarak Batı Şeria’ya silah kaçakçılığında büyük bir artış yaşandığını doğrulamasıdır. Haaretz gazetesinin aktardığına göre Zini, bu durumu açıkça “İsrail için devam eden bir felaket ve son derece tehlikeli stratejik bir tehdit” olarak nitelendirmiştir.
Gazete ayrıca, İHA’larla yapılan silah kaçakçılığının İsrail rejiminin güvenlik kurumlarında yoğun tartışmaların ana konusu hâline geldiğini ortaya koydu. Bu tartışmalara ordu, polis ve istihbarat teşkilatlarının üst düzey generalleri katılmaktadır. Çünkü bu insansız hava araçlarının bazıları onlarca, hatta yüzlerce kilogram yük taşıyabilmektedir. Gazeteye göre durdurulan İHA’lardan biri yaklaşık 40 adet tabanca taşıyordu.
Hatırlatmak gerekir ki Ürdün istihbaratının geçen nisan ayında tutukladığı ve füze ile İHA üretmekle suçlayarak yargıladığı, İslami bir harekete bağlı birkaç kişiden oluşan askeri hücre de bu silahların Ürdün’de kullanılmak üzere değil, Batı Şeria’daki direnişe kaçırılmak üzere üretildiğini itiraf etmiştir.
Binyamin Netanyahu defalarca gururla İsrail’in yedi cephede savaştığını söylemiştir, ancak bu cephelerin hiçbirinde zafer kazandığını söylememiştir. Gazze, Lübnan ve Yemen başta olmak üzere bu cepheler hâlâ açıktır. Her geçen gün daha da kızışan Batı Şeria cephesi ise belki de en tehlikelisidir. Çünkü yalnızca komşu ülkelerde gizlice üretilen yerli İHA’larla yapılan silah kaçakçılığının arttığına değil, aynı zamanda direnişin silah üretim atölyelerini Batı Şeria içinde, yer altı ve yer üstünde çok sayıda gizli bölgeye taşımayı başardığına dair güçlü işaretler bulunmaktadır.”
Abdel Bari Atvan

