RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Notlara Not Düşelim mi?

Notlara Not Düşelim mi?
06.01.2017 © RAST HABER

Allah’ın adıyla

Teşhislerin yanlış konması hâlinde tedaviler ölümcül olur. Dolayısıyla Türkiye’yi buraya getiren, belli bir dönem ve zaman zaman çok eskilere giderek notlara bir not düşelim. 1923’leri,1940’ları 1960’lar ,1970’leri,1980’leri,2000’leri mercek altına alarak konuşalım. Şartlar çok farklı gibi gözükmekte ama bu yakın dönemimize baktığımızda, 2002’den itibaren konulan teşhis hatası bugün adı “FETÖ” olan terör örgütünün bu noktaya gelmesinin en önemli nedeni T.C Devletinin kuruluş aşamasından bu güne kadar daima bağımlı devlet olması ve idarecilerinin çoğunluğunun ithal ya da devşirme olanlardan oluşması, terörün iki yönle beslenmesi siyasi ve hukuki olmasıdır.

Geride bıraktığımız 96 yıl ve bugün ise günümüz Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir noktadan itibaren tehdidin büyüklüğünü gördüğünü ve gerçekten mücadeleye başladığını söylemekte ama bu mücadelede aslında yalnız olduğunu bilenlerdenim. Birinci süreç, 2002-2007 süreci. Ak parti siyasi iktidar olmuştur, bürokrasiye ihtiyacı vardır; Bürokraside Fetullah Gülen -o zamanki adına Cemaat denen ,the Cemaatinin bürokrasisine dayanmıştı ağırlıklı olarak. Bu bir gerçektir. Bunu yadsıyamayız. O dönemin Başbakanı, günümüz Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bir noktadan itibaren tehdidin büyüklüğünü gördüğünü ve gerçekten mücadeleye başlamasının asıl kaynağı Başbakana danışmanlık yapan ve özel kalemi gibi hassas yerde olanlar koltuk ve makamları için bilgi ve belge saklayarak the cemaatin vampirleşmesine zemin hazırladılar.

Fetullah Gülen’in, cemaatin oluşumunda 1970’lerden başlayıp 14 Temmuz 2016’ya kadar yaşanan bir süreç var. Siyasetçilerin bütün toplumun, hepimizin belirli boyutlarda hataları, yanlışları da vardır: Esas Fetullah Gülen the cemaatinin, Bahailik dininin veyahut FETÖ terör örgütünün devlet içindeki güçlendiği döneme bakarsak, bu bir gerçektir, “2002-2012” yılını milat olarak ele aldığımız zaman Esas güçlendiği dönemin, Bülent ARINÇ, Bekir BOZDAĞ, Mehdi EKER, Beşir ALTAY,ın bakanlık dönemleri olduğu bir gerçek ve bugün Hala bu Bakanların birçoğunun etkinlikleri devam ediyor. Ahtapot misali büyüyen the cemaat üç süreçle takip edilince içişleri Bakanları, Adalet bakanları bu süreçlerin iki ayağıdır.

Birinci süreç, 2002-2007 süreci. Bu süreçte, AK PARTİ siyasi iktidar olmuştur, bürokrasi ihtiyacı vardır; bürokraside, evet, Fetullah Gülen -o zamanki Cemaat diyelim- Cemaatinin bürokrasisine dayanmıştı ağırlıklı olarak. Bu bir gerçektir.

İkinci süreçte, 2007 yılına kadar Türk Silahlı Kuvvetleriyle pek çatışma ortamına girilmesinden kaçınılmıştır, burada ağlar örülmeye başlanmıştır. Dönüm noktasının kavşağı da burasıdır.

Siyasi iktidarın Fetullah Gülen Cemaatiyle tam ittifak hâline girdiği, beraber hareket ettiği, artı Silahlı Kuvvetlere karşı yürütülen komplolara da destek verdiği dönem.

Üçüncü kırılma noktası 2011’dir. Nedir 2011? Genel seçimlerdir. Genel seçimlerde bu cemaatin iktidar partisinden ciddi rakamda milletvekili adaylığı istediği yazıldı, çizildi, çok kimse bunu yazdı, çizdi ve kırılma buradan başlamıştır.

The cemaat bir Genelkurmay Başbakanı görevde alıyoruz, oh ne güzel, siyasi iktidarda ve toplum da pek tepki göstermedi, Tsk’nın kendi kurumu da tepki göstermedi, o zaman, çekineceğim bir nokta yok diyerek çıtayı biraz daha yükselterek MİT Müsteşarı…

The cemaat MİT Müsteşarı olayına geldiği zaman, Sayın Başbakan olayın vahametini anladı. Eğer MİT Müsteşarına da müsaade etseydi, sıranın kendisine geleceğini kavradı ya da bilgilendirildi.

Dördüncü süreç: 2012 Şubatında müdahale edilerek süreç bir noktada engellenmeye çalışıldı. Savaş başladı, 2012’de başladı savaş. Kiminle? Siyasi iktidar ile FETÖ ya da Fetullah Gülen Cemaati. Bazıları 2012 değil de 2014 diyorlar yani 17-25 2013, 2014 yılı, olabilir, İster 2012 deyin isterseniz 2014 deyin, ne derseniz deyin, bu süreç nereye kadar dayandı ? 14 Temmuz 2016’ya. Bu süreçte, baktığımız zaman, evet, Sayın Cumhurbaşkanının Fetullah terör örgütüne karşı ciddi şekilde mücadele ettiğini görüyoruz. Sonuçlar mı önemli, diğer şeyler mi önemli? Şimdi, ben sonuca odaklanmanın önemini ve gerektiğini belirtmek istedim.

İster -2014’ten alın, 2012’den alın- herkes Sayın Cumhurbaşkanının bu mücadelesine ayak uydursaydı 15 Temmuz’a gelir miydik, gelmez miydik?

Darbenin arkasında üç grup oluştu: İlk grup kalkışmayı planlayanlar, yönetenler, ikinci grup anında yapması gerekenleri yapmayanlar, üçüncü grup da aslında Cemaatçi olmayıp bundan bir şekilde istifade etmek isteyenler.

Geçmişte yanlışlıklar yapıldı, biz bunları söyledik. Şimdi onların detayına girmeyelim
Fetullah Gülen 1999 yılında Amerika Birleşik Devletlerine gitti, Abdullah Öcalan Türkiye’ye teslim edildi. Bunları bütün dikkate aldığımız zaman yani en azından Amerikan istihbarat örgütlerinin en azından bu yapılanlardan hiç haberi yoktu, diyebilir miyiz?
MİT’in yerlilik problemi mi var? Bir noktada, Başbakana haber
vermeyen bir MİT var 1971’i, 1980’i Başbakana haber vermeyen bir MİT var, şimdiki olayı aynı şekilde Başbakana haber vermeyen, Cumhurbaşkanına haber vermeyen bir MİT var. Burada problem yok diyebilirmiyiz?

Herkes bahsettiğine göre artık bu problemi yok saymak doğru değil; ki zaten askerî yapının dışında da bir zaaf olduğu, gerek Güneydoğuda gerek büyük şehirlerdeki patlamalarda zaten açık. Şimdi, burada MİT’in içerisinde askerî bir yapılanmaya ihtiyaç net ortada.

Dolayısıyla, burada sadece MİT’i suçlamak da yeterli değil Türkiye’de 15 Temmuz gecesi yaşananlarla ilgili olarak Amerika Birleşik Devletleri, , Büyük Orta Doğu Projesi’nin uzantısı olarak Yeşil Kuşak ve ılımlı İslam arasında bir bağ açıkça göz önünde. Şimdiki cumhurbaşkanı BOP projesine Eşbaşak olduğunu ifade etmişti.

Bop açıkça ülkemize bir saldırı, o halde Sayın Cumhurbaşkanı hala Bop Eşbaşkanlığı düşünmekte midir? Düşünmüyorsa o tarihte kendisine bu metni hazırlayanlar kimler ise onları yakın takibe almalı ,yakın takipte bu sözlerin sahipleri tağuta asker danışmanlarının var olduklarını görecektir.

Tağutlar terörü yaymak için genellikle bir kaos ortamını da arzularlar. Yani eğer ülkede bir gerilim varsa onu derinleştirmeyi, bir çatışma varsa bunu kronikleştirmeyi isterler, böylece bir darbe için elverişli ortam yaratılır. 12 Eylül darbesi bu açıdan çok tartışıldı, çok konuşuldu. Hani orada ortamın uygun hâle gelmesi için çatışmaların büyümesini hem tahrik edenler hem de bekleyenler olmuştu.

15 Temmuz darbe girişimi için de böyle bir değerlendirme gün yüzüne çıkmakta. Bu güne kadar Fetö terör örgütü adı altında binlerce insan tutuklandı, hala da ceza evlerinde yatmakta. Bu tutukluların aileleri evlatlarının mağdur olduğuna inanmakta,toplumsal barış için geçmişte yapılan hataların aynısı tekrar sahnede.

Türk silahlı kuvvetlerinde geçmiş tarihte ihraç edilenlar bugün kahraman görünmekte değil mi? Peki yarın bu Fetö terör örgütü adı altında tutuklananların aynı durumu doğmayacak mı? Ak parti kurulduğu tarihten bu tarihe kadar hep eleştirilerim oldu ve tek sebebi Fetullahın Bahai dininde olduğunu söyleyenlerden olmam sebebiyle.

Mesele bu mahlukatı savunmak değil mesele binlerce ocak sönmekte, yuvalar yıkılmakta, analar,eşler,çocuklar ağlamakta. Devlete düşen görev halkıyla bir bütün olmak, eğer bir devlette bu kadar düşman varsa o zaman bu devlet kendini sorgulamalı, çok konuşma yüzsüz yaparsın, aç koyma hırsız yaparsın sözüne bakışla.

Bu kadar kendine düşmanı olan bir devlet zulümle ayakta kalırsa, zulmü yapan ise zalim olmaz mı? Pkk tağutunu aklamak için analar ağlamasın diyenler , Müslüman olduğuna inandıkları liderlerine tabi olmaları doğal değil mi? Ayrıca geçim ya da hizmet için o ortamda olanların kandırılmaları mümkün değil mi?

SALİHYAKUP
05.01.2017

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER