RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Nusra Cephesi Gerçeği

Nusra Cephesi Gerçeği
27.12.2016 © RAST HABER

“Allah’ın meleklerinin Şam üzerine kanat gerdiğini” söyleyen Nusra Cephesi, “Hesap gününde Müslümanların kampı Şam’da olacaktır” diyerek tüm Müslümanları bu savaşta yanlarında olmaya çağırmıştır.

Ankara’nın orta yerinde bir polis memurunun Rus elçiyi öldürmesi sonrasında Nusra Cephesinin işaretini yaparak, marşını söylemesi ile Suriye sahasında uzun süredir var olan bu cephe yeniden gündeme geldi. Son süreçte adını değiştirerek Şam’ın Fethi Cephesi yapan Nusra, Türkiye’nin yardımıyla Fetih Ordusu içerinde yer alarak Suriye’nin İdlib kendinin işgal edilmesinde önemli bir rol oynamıştı.

Hareket merkezi İdlib kenti olan Nusra Cephesi , Suriye devletine karşı Türkiye ve gerici Arap ülkelerinin yardımlarıyla güvenli, silahlı bir bölge olarak elinde tutmaktadır. 50 bin civarında sivil halkın kentte bulunduğu ve kenti yöneten militanların halkı şeriat kuralları ile yaşamaya zorladıkları, canlı kalkan olarak kullandıkları da ayrıca bölgeden gelen bilgiler arasında yer almaktadır.

Türkiye sınırına çok yakın olan bu kentte AKP hükümetinin güvencesi altında silahlı örgütlerin oluşturduğu bir koalisyon çatısı altında 20 bin civarında militanın bulunduğu tahmin edilmektedir. Şam kırsalından ve Halep kentinin temizlenmesi sonrasında buraya taşınan militanlar sonrasında İdlib kenti militanların  karargâhı haline geldi.

Bu durum Rusya ve Suriye ordu birliklerinin bu kente ne zaman operasyon çekeceği sorusunu da beraberinde gündeme getirdi. Lazkiye kırsalına yakın olan ve GAB bölgesi gibi Suriye açısından önemli olan bir ovayı da içeren bu bölgenin temizlenmesi için hazırlıkların yapıldığı haberleri de geliyor.

22 Mart 2015 tarihinden bu yana İdlib kentini elinde tutan ana gücü oluşturan Nusra Cephesinin nasıl bir yapı olduğuna kısaca bakalım

Nusra Cephesi nasıl bir yapıdır ve gücünü nereden alır?

Nusret Cephesi Suriye’de BAAS rejimine karşı İslam devleti kurma amacıyla Aralık 2011 tarihinde kurulmuş, El Kaide uzantısı bir örgüttür. Dünyanın değişik ülkelerinden katılımlarla sayıları 8-10 bin civarında olan bu grup Suriye’de çatışmalarda etkili askeri eylemleriyle öne çıkıyor. Başta Suudi Arabistan ve Katar olmak üzere bölge gerici örgütleri tarafından desteklenen Nusret Cephesi kısaca Nusra olarak biliniyor.

Mayıs 2011 tarihinde Suriye’de başlayan karışıklık sonrasında özellikle sivillere dönük bombalı saldırı eylemleriyle sesini duyuran Nusra Cephesi, Irak, Libya ve Afganistan çatışmalarından elde ettiği tecrübe ile kısa sürede Suriye’de öne çıkan örgüt oldu. Acımasızca yaptığı saldırılar ve kendinden olmayan herkesi düşman gören anlayışı ile bölgede etkinliğini kısa sürede arttırdı. Diğer radikal İslamcı gruplarla zaman zaman girdiği çatışmalarda, gözü karalığı ve pervasızlığı ile kontrolde tuttuğu bölgeleri uzun süre korumasını bildi. Nusra Cephesi Suriye’de yaşanan savaşı ideolojik, cihat yanlısı savaş haline dönüştürme amacı güden birkaç örgütten birisi olarak öne çıktı.

İslam devrimini hedefleyen Nusra Cephesi, Suriye’de Esad sonrası şeriat hükümleri ile yönetilecek bir rejim kurma hedefi taşımaktadır. Bölgede İslam devletini kurmasına engel olacak tüm güçleri düşman olarak kabul eden Nusra Cephesi, bu yönde girişimlerde bulunan örgüt ya da ülkelere karşı eylemde bulunmaktan da geri durmamaktadır. Suriye’ye yapılacak dış müdahaleye de bu nedenden dolayı karşı çıkmakta, İslam devrimini engelleyecek bir hamle olarak değerlendirmektedir. Liderliğini Ebu Muhammed El Colani’nin yaptığı Nusra Cephesinin, El Kaide ve Irak İslam Devleti adlı örgüt ile yakın ilişkide olduğu bilinmektedir. Suriye savaşı başladığında Irak İslam Devleti (IIS) üyeleriyle Suriyeli cihatçıları, Iraklı uzmanları ve gerilla savaşının en iyi komutanlarını Suriye’ye gönderme konusunda anlaştılar.

Nusra Cephesinin hedefleri Nusra Cephesi, BAAS rejimi ile bir savaş halindedir. Grup, şeriat hukukunu uygulamayan her rejimin illegal olduğuna inandığından Suriye’deki çatışma, dinen makul bir yönetim sistemi kurmayı, hilafeti ve İslam devletini hedef almıştır. “İslam âleminin merkezinin Şam olduğuna” ve “Hesap gününde Müslümanların kampının Şam’da olacağına” inanan Nusra Cephesi mensupları, Suriye devriminin bu söylemin gerçekleşmesi için kendilerine altın bir fırsat sunduğuna inanıyor ve hadislerde bahsi geçen kişiler olmak istiyorlar.

Nusra Cephesinin saflarında, Suriye’de rejime karşı savaşan örgütlerden farklı olarak, net bir plana sahip olan bilgili, tecrübeli ve yetenekli kişiler yer almaktadır. ÖSO sivillerden ve eski askerlerden oluşurken, Nusra Cephesi Libya ve Irak’ta savaşmış, tecrübeli, öldürmeyi bilen, gerilla savaş taktikleri konusunda yetişmiş insanlardan oluşuyor. Bu durum Nusra Cephesine rejime karşı savaşta ciddi avantaj sağlamış ve onu diğer muhalif yapılardan daha etkin bir duruma getirmiştir.

Önce kırları ele geçiriyorlar Marksist gerilla savaşlarından etkilenen ve yöntemlerini kullanan Nusra Cephesi, şehir ve kır savaşını birlikte yürütüyor. Hükümet hedeflerine karşı saldırılarla büyük şehirlerin etrafındaki belde, kasaba ve köyleri ele geçiriyor. Bunu yaparken aynı zamanda şehir merkezinde de bombalı saldırılar ve suikast eylemleri yaparak tedirginlik ve korku veriyor. Mevcut rejimin güvensiz olduğu, halkı koruyamadığı imajını yaratmaya çalışıyor. BAAS rejiminin zayıf olduğunu, dünyaya karşı direnemeyeceğini, er ya da geç yıkılacağını propaganda malzemesi olarak kullanarak, halkın kendisine yakınlaşmasını sağlıyor. Stratejik eylemlerle, askeri merkezlere saldırarak, ordunun ve orduya güvenen kesimlerin morallerini bozmaya ve en azından onları tarafsızlaştırmaya çalışıyor.

Nusra Cephesinin stratejisi tamamen askeridir, eylemlerinin amacı rejimi devirip İslami yönetimi getirmeye odaklanır. Devrimin politik yanına hitap etmediği için bu tehlikeli bir stratejidir. Grup açıkça halk desteğinin önemini anlıyor gözükse de politik seferberliği teşvik edecek bir planları yoktur ve bunun askeri bir zaferin yan ürünü olarak geleceğine inanmaktadır. Mevcut taktikleri halkı sürece katmak yerine tarafsız kılmaya, kendi doğrularını kabul ettirmeye dayanır.

MİLİTANLAR İTAAT YEMİNİ İLE KABUL EDİLİYOR

Nusra Cephesinin 8 bin civarında savaşçıya sahip olduğu tahmin ediliyor. Ayrıca pek çok bağımsız militanın da onlarla birlikte savaştığı bilinmektedir. Grubun savaş taktiklerinin Suriye’deki coğrafi konumuna göre değiştiği gözlemlenmektedir. Gerilla taktiklerinin kullanıldığı Şam’da küçük gruplara bölünmüş iken, Halep’te yarı askeri bir geleneksel mevzi savaşı yapmaktadır; takımlar, taburlar ve tugaylar rejime karşı savaşta birbirleri ile bağlantılıdır. Nusra Cephesi ilk başlarda küçük hücreler halinde eylemlere başladı, güvenlik sebeplerinden dolayı bomba yüklü araç ve suikastlar gibi düşük yoğunluklu şehir gerilla savaş taktikleri uyguladı. Ancak geçen zaman içerisinde grup değişen savaş şartlarına göre yapılanmasını değiştirdi ve belli bölgelerde büyük taburlar oluşturdu. Bugün hava, savunma ve ağır topçu birlikleri de bulunmaktadır. Terörist bir grubun böyle ağır silahlara sahip olması alışılmış bir şey değildir, belki de bu Nusra Cephesinin uzun vadede kalıcı bir ordu için hazırlandığını gösteriyor.

Nusra Cephesi tüm dünyadan eleman topluyor. Nusra Cephesine üye olmanın ilk şartı cephede savaşmaktır. Bunu kabul edenler arasından seçilenleri komutanlar gözetiminde ön araştırmadan geçiriyorlar. Gerekli yeteneklere, dini ihlasa ve ahlaka sahip olduklarına inandıkları kişilerden taahhüt istiyorlar. İslam için savaşmayı kabul edenler askeri testlerden geçiriliyor. Nusra Cephesinin üyeleri El Kaide örgütünden farklı olarak itaat yemini ederler. Bu yeminde, Allah’ın önünde cihat liderliğine itaat ve biat ettiğini kabul ederler. Yeminden dönmek asla kabul edilmez. Gizlilik Nusra Cephesi içinde güvenlik yöntemi olarak uygulanmaktadır. Grup üyelerinin birçoğu, liderleri, grubun yapısı ve savaş stratejileri hakkında fazla bilgiye sahip değiller. Biata dayalı olarak yöneticilerin doğru olduklarına ve doğru kararlar verdiklerine inanırlar. Sorgulamazlar ve eylemlerin nedenleri konusunda bilgi istemezler. Eylem talimattır ve yapılır. Nusra Cephesinde herkes kod isim kullanır. Cepheye katılanlara katıldıkları gün yeni bir isim verilerek bu isimle anılmaları sağlanır.

Nusra Cephesi Suriye’de neyi hedefliyor?

Nusra Cephesi 2012 yılında yayımladığı bildiri ile Suriye’deki hedeflerini şöyle açıkladı:

Mevcut militanları içine alan ve birbirleri ile bağlantısını sağlayan uyumlu bir yapı kurmak.
Çatışmanın İslami tabiatına dair şuuru güçlendirmek.
Grubun askeri gücünü kurmak, silah elde etmek ve eleman temini için fırsatları değerlendirmek, güçlerini kullanabilecekleri güvenli mevkiler ele geçirmek.
Suriye’de bir İslam devleti kurmak.
Levent’te bir Hilafet kurmak. Ayrıca Nusra Cephesi “3. Yılında Suriye Kıyamı ve Beklenen Raşidi Hilafet” adı ile yayımladığı bildiriyle, Suriye’de üç yıldır sürdürdüğü savaşın bugünkü durumunu ve öncelikli hedeflerini açıkladı.

Bildiride Suriye rejimine karşı savaşta verdikleri kayıplara dikkat çekilerek, bunun zafer kazanmak için kaçınılmaz olduğu belirtiliyor; “Nasıl ki bir demirci ustası, demirden çekiç yapacağı zaman, demiri güçlü bir ateşte ısıtır, sonra demiri çekiçle döverek şekillendirir. Daha sonra tekrar ısıtır, döver ve şekillendirir. Demir her ısıtılıp dövüldüğünde sertleşir, şekle girer ve içerisindeki tufallar temizlenerek sağlam bir çekiç haline gelir” deniliyor ve bu sürecin kendileri açısından kazanım olduğu ileri sürülüyor.

Nusra Cephesi, Müslüman görmediği BAAS rejimine karşı tüm gücüyle savaşa girmiştir. Bu savaşı kazandığında dini hükümlere dayalı bir sistem kuracağını, Suriye’de yaşanan kaosun amaçlarını gerçekleştirmek için bir fırsat olduğunu ilan etmiştir. Şam’ın “İslam âleminin merkezi (Levent)” olduğunu ve “Allah’ın meleklerinin Şam üzerine kanat gerdiğini” söyleyen Nusra Cephesi, “Hesap gününde Müslümanların kampı Şam’da olacaktır” diyerek tüm Müslümanları bu savaşta yanlarında olmaya çağırmıştır.

Nusra Cephesi dünyanın her noktasında bu söylemlere inanan insanları bünyesine alarak, daha güçlü savaşmaya ve sonuca gitmeye çalışıyor. Binlerce insan bu Şam kapısından geçerek cennete gitmek için akın akın Suriye’ye ve Nusra Cephesine yöneliyor. Nusra Cephesi gücünü bu söylemlerinin etkisinden alıyor. Nusra Cephesi dini donanımlı askeri bir örgüttür. Stratejisi tamamen askeri hedeflere odaklıdır.

Halkın desteğinin Nusra için önemi yoktur. Allah için çıkılan savaşta, destekleyenlerle birlikte yürünürken, karşı çıkanlar, desteklemeyenler zaten doğrudan düşmandır. Önce askeri zafer kazanıp ardından kazanılan zafer ile halkın desteğinin sağlanacağı, diğer bir ifadeyle, halkın kendi sistemlerine biat edeceğine inanılır. Verdiği askeri savaşta halkı çok önemli ve etken görmediği için sindirme eylemleri ile korkutmaya ve tarafsızlaştırmaya çalışmaktadır. Vahşet eylemlerine bu nedenle yönelir. Nusra Cephesinin devrim dediği şeyde halk yoktur. Sadece kendisine inanan ve iktidarı paylaşacak askeri unsurlar vardır. Devrim söyleminin siyasal altyapısı, halkın talepleri ile oluşturulmamıştır. Halkın ne istediğinin çok önemi yoktur. Önemli olan Allah katında makbul olanın yapılmasıdır.

Suriye devleti yıkılsa idi Nusra Cephesi ne yapacaktı?

Nusra Cephesi BAAS rejiminin düşmesi halinde yeni bir mücadelenin başlayacağını düşünerek iki aşamalı bir strateji belirlemiştir:

1-Bütün cihatçıları aynı şemsiye altında toplayarak bir mücahitler ve diğerleri ayrımı meydana getirmek ve iktidarı bu güçlerle elde tutmak. Savaşta yana olmayan güçlerin askeri varlıklarına yönelerek bu güçleri kısa sürede elimine etmek. Bu süreçte cihatçı olmayan ancak mevcut rejime karşı savaşan ÖSO gibi askeri güçlerin ilk adımda hedef alınması kaçınılmazdır. Radikal dinci örgütler gibi dini motiflerden oluşmayan bu güçlerin Nusra Cephesi ya da El Kaide gibi güçler karşısında tutunma şansı, askeri olarak başarılı olma şansı tek başlarına mümkün değildir

2- Irak’tan taşıyacağı savaşçı kadrosu ile Suriye sahasına yüklenmek ve kendi dışındaki güçlerle kıyasıya bir mücadeleye girerek, belirli mevzilerle devlet kurmak. Tüm ülkede kontrolü sağlayamaması durumunda ise şiddeti artırmaktır.

Nusra Cephesi İslam hilafeti istemektedir Nusra Cephesi dini bir hiyerarşiye sahiptir. Örgütün en üst organı Şûra Meclisi’dir. Nusret’in Şûra Meclisi’nde Suudili (Şeyhülislam) Ebu Musab El Kahtani bulunmaktadır. Şeyhülislamın rolüyle alakalı, bazı kaynaklar, onun sadece Doğu Suriye’nin dini lideri olduğunu, tüm Suriye’yi temsil edemeyeceğini iddia ediyor. Nusra Cephesinde Şeyh, komutanların askeri eylemlerini dini açıdan denetler, yönlendirir.

Nusra Cephesinin, denetimi altındaki bölgelerde yaşayan halk ve cihatçıların arasındaki sorunların çözülmesi için Şeriat Mahkemeleri kurduğu biliniyor. 

İdlib kenti Nusra ve diğer silahlı çetelere bırakılır mı?

AKP hükümeti ile Rusya arasında son günlerde başlayan yakınlaşma sonucunda Moskova bildirisi yayınlandı. Türkiye İran ve Rusya’nın imzaladığı bildir de Suriye devleti Türkiye tarafından açıkça tanınarak “Suriye Arap Cumhuriyetinin bağımsızlığın korunması” cümlesinin altına imza atıldı.

Ocak ayı içerisinde Esad ile Erdoğan’ın Kazakistan da görüşebileceği bilgisi Moskova kaynaklı olarak gündeme getirildi. Böyle bir gelişmenin olma olasılığı oldukça yüksek. Bu süreç İdlib kentine dönük Türkiye’nin tutumunu da belirleyecektir. Türkiye artık İdlib kentine yerleştirdiği militanlara sahip çıkmayarak, muhtemel bir Rusya Suriye operasyonuna sınırlarını kapatarak dolaylı bir destek verecektir. Asıl sıkıntı İdlib operasyonu ile başlayacak ve Türkiye içerisine de sıçrayacaktır.

Halep, Şam, Hama ve Humus’tan ateşkesle çıkartılan silahlı grupların da getirildiği kentin etrafı kuşatılmışken uzunca bir süre bu halde bırakılması beklenilmiyor.

İdlib kentinin militanlardan temizlenmesi ile birlikte AKP hükümetinin 6 yıllık kirli Suriye macerası da tamamen tükenmiş, yenilgi ile sonuçlanmış olacaktır.

Ömer Ödemiş/ABC Gazetesi

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER