Okuyan: ABD’ye de Karşıyız, Mollalara da Karşıyız Bir Tutum Değildir

Türkiye Komünist Partisi (TKP) Genel Sekreteri Kemal Okuyan, ABD ve İsrail’in saldırısıyla başlayan ve üçüncü gününe giren İran Savaşı’na dair soL’un sorularını yanıtladı.

Okuyan, mevcut savaşı basitçe “ABD-Çin çatışması” üzerinden okumanın yanlış olacağını söylüyor, çünkü “herkesin bir biçimde bir ötekine mahkum olduğu, karşılıklı bağımlılıkların güçlendiği tek bir uluslararası sistem” olduğunu düşünüyor. Çin veya BRICS’in “yeterince tepki vermediği” düşüncesine de bu nedenle karşı çıkıyor.

TKP’nin yaklaşımına ve “hem ABD’ye hem İran’a mesafeli” pozisyon alanların tavrına değinen Kemal Okuyan, AKP’nin tepkisininse bir sıkışmanın yansıması olduğu görüşünde.

‘İran’a dönük saldırganlık Trump’ı aşan bir stratejik planlamanın parçası ancak karşılıklı bağımlılıkların güçlendiği tek bir uluslararası sistem var’

ABD ve İsrail İran’a bir kez daha saldırdı. Bu saldırının son tahlilde Çin’in yükselişine karşı bir hamle olduğu, Çin Halk Cumhuriyeti’ni kuşatma amacı taşıdığı çok sık dillendiriliyor. Bu ne kadar doğru?

Bazen doğrulardan yanlışa sürüklenirsiniz. Hayatı olduğundan daha basit ve anlaşılır hale getirmeye kalkmak büyük riskler taşır. Evet, İran’a dönük saldırganlık Trump’ı aşan, onu önceleyen bir stratejik planlamanın parçası. Bu stratejik planlama, “kendi haline bırakıldığında”, Çin’in sistem içinde ABD hegemonyasını sonlandıracağı tespitine dayanıyor. Bu tespiti yapmayanı zaten terlikle kovalıyorlar. Açık bir gerçek. Öte yandan konuyu hem ABD hem Çin hem de diğer ülkeler için karmaşık hale getiren, herkesin bir biçimde bir ötekine mahkum olduğu, karşılıklı bağımlılıkların güçlendiği tek bir uluslararası sistemden söz ediyor olmamız. Bütün çelişki ve çatışma dinamiklerine rağmen tek bir uluslararası sistem var karşımızda. Çin bu sistem içinde ABD’nin hegemonyasını tehdit ediyor. Bu açıdan evet, ABD “konuyu kendi haline bırakmamaya” karar verdi. Ancak ABD saldırganlığını, sadece İran için söylemiyorum, tek başına Çin başlığına indirgemek büyük hata olur. Örneğin ABD’nin İran’a ya da Küba’ya dönük tehditleri ya da filli saldırıları yeni başlamadı. ABD emperyalizminin ya da daha geniş tutalım bugün belli bir güce ulaşmış bütün kapitalist devletlerin eylemlerinde şu unsurları görürüz:

  1. Yayılma (hammadde ve enerji kaynaklarından ticaret yollarına, enerji hatlarından tarımsal arazilere, yatırım olanaklarından sınır genişletmeye) arzusu,
    2. Rakiplerini zayıflatma güdüsü,
    3. Emekçi halkı baskılama ve ucuz işgücü arayışı,
    4. Uluslararası sistemin normlarını belirlemede söz sahibi olma, öne çıkma.

‘Emperyalizmin doğasında kriz, savaş ve insanlığa karşı suç vardır’

Bütün bunlar, İran’da asıl çatışanın ABD ve Çin olduğu iddiasını çürütür mü?

Söylemek istediğim tam da bu. Uluslararası gelişmeleri olduğundan daha basit göstermek büyük yanlışlara götürür. ABD İran’a saldırırken, Çin’in çıkarlarına da saldırıyor. Buna katılırım. Fakat İran çatışmasını ABD-Çin çatışmasına indirgemek çok ama çok büyük bir yanlıştır. Aynısını Maduro’nun kaçırılması için de, Filistin’deki soykırım için de söyleyebiliriz. Emperyalizmin doğasında kriz, savaş ve insanlığa karşı suç vardır.

‘ABD emperyalizminin barışçı bir versiyonu olamaz, ABD bir haydut devlet olmaktan ancak devrimle çıkar’

Trump’ın ABD sistemi tarafından kuşatıldığı ve İran’a saldırmaya zorlandığı, dolayısıyla kendi ilkeleri ve tabanına ihanet ettiği iddiası için ne söylenebilir?

Trump’ın iç dünyası, kişisel tercihleri beni ilgilendirmiyor. Ahlaksız, ahmak adamın teki. Ancak söz konusu kişi ABD’nin başına geldi, getirildi. Bu kısmı önemli. Trump’ın ABD’yi savaşlardan, işgallerden çekeceği iddiası büyük bir yalan ve demagojiydi. Adı üzerinde “MAGA”. ABD emperyalizmi savaşsız, katliamsız nasıl “büyük” kalacak? Evet ABD içinde büyük bir kriz var, çatışma var. Ancak ABD emperyalizminin “barışçı” bir versiyonu olamaz. Bu dünyanın en büyük yalanıydı. Bu yalanın yayılması ABD ile uzlaşma arayışındaki başka ülkelerin de işine geldi. Ama sonuç ortada.

ABD bir haydut devlet olmaktan ancak devrimle çıkar. Ha Trump’ın peşinden gidenlerde bir hayal kırıklığı olmuş mudur? Elbette. Zaten burjuva siyasetinin tarihi aynı zamanda toplumların hayal kırıklığına uğrama tarihi değil midir?

‘BRICS emperyalist sisteme alternatif bir işbirliği örgütü değil’

Çin ya da genel olarak BRICS’in ABD saldırganlığı karşısında durmadığı eleştirisi yapılıyor. Buna karşı da Çin’in bir stratejiyle hareket ettiğini ileri sürenler var.

Eğer kastedilen Çin ya da başka bir ülkenin insanlığı yeni bir dünya savaşına sürükleyecek adımlar atması ise, bu gerçekten bir delilik halidir. Bizim savaşların yayılmasını durdurmak için uğraşmamız gerekiyor. Ha Filistin’de, Venezuela’da, İran’da ABD saldırganlığına maruz kalan tarafların direncini artırmak için yapılabilecekler yapıldı ya da yapılıyor mu? Kastettiğim yalnızca silah değildir. Kastettiğim yalnızca istihbarat değildir. Bütün bunları da kapsayan bir siyasi tutum alınıyor mu? Hayır. Bunun nedeni, dünya sisteminin içindeki karmaşık çıkar ilişkileridir.

BRICS emperyalist sisteme alternatif bir işbirliği örgütü değildir. Emperyalist sistem içinde bir gevşek ittifak sistemidir. Yoksul emekçilere alternatif bir dünya sunmamakta, bir paylaşım kavgasının içine yerleşmektedir. Sonuçta insanlığın kaderini tek tek ülkelerde emekçi kitlelerin ayağa kalkışı değiştirecektir. Şu ya da bu ülkenin uzun vadeli stratejik hesaplarına bağlı bir kurtuluş reçetesi olmaz. İran’ın sorunu, İran içinde bir devrimci seçeneğin belirginleşmemesi ve dünyada işçi sınıfı hareketinin genel geriye çekilişidir. Belirleyici olan budur. Bunun değişmesi için uğraşmak gerek.

‘ABD ve İsrail saldırısından yararlanarak ülkeye demokrasi ve özgürlük getirebileceğini düşünenler fena halde yanılırlar’

TKP, ABD ve İsrail saldırganlığını protesto ederken İran’daki yönetime dair bir eleştiri dillendirmedi. Bu İran yönetimine dolaylı bir destek anlamına mı geliyor? İran’da yönetime karşı olan işçiler, aydınlar, özgürlükleri için isyan eden kadınlar ne olacak?

ABD ve İsrail şu anda yalnız rejime değil, İran halkına, İran halkının tercihlerine ve halkın uyanışına da saldırıyor. İran halkı, bu saldırıyı püskürtmeden kendi geleceğini kurmanın koşullarını yaratamaz. “ABD’ye de karşıyız, mollalara da karşıyız” devrimci bir tutum değildir, bir tutum bile değildir. Kimsenin İran halkından kendi egemen sömürücü sınıfını ve teokratik siyasal yapılanmayı desteklemesini, ona itaat etmesini talep etme hakkı yok. Ancak bağımsız bir tutum, bugünkü siyasal gelişmelerin kritik halkasını kavrayarak geliştirilebilir. Eğer İran’da bir devrimci sınıf hareketi gelişmiş olsaydı zaten ABD ve İsrail bu şekilde saldırmazdı, saldıramazdı.

Şu anda gerçekçi olacaksak İran’daki bir rejim değişikliğinin ülkeyi ve bölgeyi çok daha tehlikeli bir noktaya getireceğinden emin olmamız gerekir. Ortada açık bir saldırganlık var. ABD ve İsrail saldırısından yararlanarak ülkeye demokrasi ve özgürlük getirebileceğini düşünerek hesap yapanlar fena halde yanılırlar ve dikkat etmezlerse niyetlerinden bağımsız “hain” durumuna düşerler. Zaten o yola girmedilerse…

”İran füzeleri teneke’ edebiyatı bitti’

İran yönetimi saldırılara yanıt verirken farklı bir strateji uygulamaya başladı. Farklı ülkelerdeki ABD üslerini vurduğu gibi, ABD dışında İngiltere, Fransa gibi ülkelere ait askeri varlıkları da hedef alıyor. Ayrıca savaş bu, İran füzeleri askeri olmayan binalara da isabet ediyor. İran neden bunu tercih ediyor? Sonuçta daha fazla ülkeyi karşısına almış olmuyor mu?

İran kendisine dönük bir saldırıda bölgedeki ABD üslerini meşru hedef olarak göreceğini zaten ilan etmişti. Şimdi bunu uyguluyor.

Bir kere bu tercihin askeri boyutu var. ABD savaş makinesi zarar görüyor. “İran füzeleri teneke” edebiyatı bitti. Ancak asıl amaç bölgede ABD ve İsrail karşıtı bir toplumsal hareketliliğin ortaya çıkmasına yardımcı olmak, ABD ve İsrail ile işbirliğinin bir maliyeti olduğunu insanların görmesini sağlamak, ABD’nin bölgeye uzak müttefiklerinin de içindeki tartışmaları derinleştirmek. Çünkü ABD’den Fransa’ya, İngiltere’den Almanya’ya İran’a dönük bu saldırıya ilişkin çeşitli çekinceleri olan kesimler var.

Bir de İran başka türlü nasıl yanıt verecek? İsrail’i vuracak, vuruyor. ABD’nin de üslerini hedefliyor. Sonuçta binlerce kilometre öteden gelen bir emperyalist saldırgan karşısında seçenekleriniz sınırlı. Dolayısıyla “İran da ayıp ediyor” türünden bir yaklaşım saçma.

‘İktidar ABD ile işbirliğine tam gaz devam ediyor, edecekler ne yazık ki…’

Tam da bu noktada AKP’nin yaklaşımı için ne söylenebilir? Erdoğan, ABD ve İsrail saldırganlığını kınarken İran’ın yanıtlarının da kabul edilemez olduğunu belirtti.

İktidar yanı başımızdaki bu saldırganlığa çok geç tepki verdi. Bu ne kadar sıkıştıklarını gösteriyor. Bunu başka mecralarda da dillendirdim, ABD ve İsrail birlikte, Ramazan ayında İran’ı vuruyor, ülkenin en ağırlıklı ismini ve başka yetkilileri öldürüyor, bu arada çocukları katlediyor, AKP tam kadro 28 Şubat ile hesaplaşıyor! Nasıl bir sıkışma ile karşılaştıklarını gösteriyor bu şaşkınlık hali.

İran’ın etkisinin zayıflatılması konusunda ABD ve İsrail’le birlikte hareket ettiler. Ama işlerin İran’a dönük açık bir saldırganlık boyutuna gelmesini istemezlerdi. Kolu kanadı kırık bir İran yetecekti. Ama işte emperyalizm böyle işlemiyor. Emperyalizm sınır tanımaz. Emperyalizm ancak durdurulur. Son tahlilde, ABD ile işbirliğine tam gaz devam ediyor iktidar, edecekler ne yazık ki. Ekonomi, Türkiye’deki sınıf egemenliği bunu gerektiriyor. Ayrıca o işbirliğinin kendilerini ABD’den de koruyacağını düşünen bir felsefe on yıllardır Türkiye’ye egemen.

‘Asıl dezenformasyon, Türkiye’deki ABD askeri varlığını sembolik olarak göstermek olur’

Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, Türkiye’nin son saldırıda hava sahasını hiçbir biçimde kullandırmadığını açıkladı.

Çok da ihtiyaç yok. ABD ve İsrail şu anda Suriye hava sahasına tamamen hakim. Bölge ülkelerinin neredeyse tamamında üssü var. Ancak (Dezenformasyonla Mücadele Merkezi) DMM hazır açıklama yapıyorken, sözgelimi bölgenin en gelişmiş “dinleme” merkezlerinden biri olan Kürecik Üssü’nün ABD’ye verdiği hizmetlerden de söz etsin.

“Türkiye’de ABD üssü yok, hepsi bize ait” demek hukuken bir zemine oturuyor olabilir. Ancak Türkiye’deki ABD askeri varlığını “sembolik” olarak göstermeye kalkmanın hiçbir karşılığı yok. Asıl dezenformasyon bu olur.

‘Kuralsızlık milyarlarca insana dayatılırsa, o milyarlar da kuralsız davranmaya ve sonunda kendi kurallarını koymaya yönelir’

Bu savaş nereye gider, bir öngörünüz var mı?

Savaşın nereye evrileceğini kimse bilemez. Umuyoruz, ABD ve İsrail saldırganlığı ağır bir darbe alır. Ancak kesin olan şudur: Emperyalist sistem içindeki kriz, savaş, dağılma sarmalı, ancak ve ancak ülkelerin, özellikle gelişkin kapitalist ülkelerin iç dinamiklerinde yeni halk hareketlerinin olgunlaşmasıyla bir sonuca bağlanabilir ya da yıkıma doğru sürükleniş durdurulabilir. Birçok kişi bu kaosun zihinsel olarak dışında kalmaya, kafasını yorganın altına sokmaya çalışıyor. Ama sizi orada da bulacak kadar büyük bir dalgadır bu. Örneğin insanlar hayat pahalılığını, savaşı, katliamı bırakmış, futbol endüstrisinin pompaladığı fanatizmin peşinden gidiyor. Öyle mi? Bakalım bu dalga Dünya Kupası’na nasıl vuracak? ABD, Meksika ve Kanada birlikte düzenleyecekler kupayı. Katılacak takımlar arasında İran da var. Maduro kaçırılmış bana ne, enflasyon dizginlenememiş bana ne, Küba’yı boğmaya çalışıyorlar bana ne, arkadaşımı işten atmışlar bana ne, İran’a saldırılmış bana ne… Bu “bana ne”ler bitecek bir noktada. Gerçekler, sahte dünyaların içine de yorganın altına da girmektedir.

Bir başka bildiğimiz, ABD’nin gücünün sınırları olduğudur. Bu sınırlar yüzünden işi devlet başkanlarını kaçırmaya, öldürmeye vardırdı. Bunun maliyetleri olacaktır. Kuralsızlık milyarlarca insana dayatılırsa, o milyarlar da kuralsız davranmaya ve sonunda kendi kurallarını koymaya yönelirler. Netanyahu, Trump ve benzerleri ve onların arkasındaki sınıfsal güçler hiçbir biçimde yenilmez değildir.

sol

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın