Önceden Kaybetmeye Mahkûm Bir Saldırının Uluslararası Sonuçları

İran ile ABD-İsrail arasında olası bir savaş ihtimalinin değerlendirilmesi; uluslararası sistemdeki güç yapılarının dönüşümü, caydırıcılık doktrinleri, enerji ekonomisi ile bölgesel ve küresel düzeydeki ideolojik ve kimlik temelli söylemlerin birlikte analiz edilmesini gerektiriyor. Bu çerçevede İran ile ABD-İsrail hattındaki gerilim, tek kutuplu düzenden çok kutuplu düzene geçiş sürecindeki kırılma başlıklarından biri olarak öne çıkıyor. Yükselen bölgesel ve küresel aktörlerin nüfuz alanlarını ve stratejik rollerini yeniden tanımladığı bir dönemde, İran İslam Cumhuriyeti’nin politikaları, ABD’nin ve bölgedeki müttefiklerinin hegemonik yaklaşımıyla yapısal bir çatışma içinde bulunuyor.

Bu bağlamda İran’a yönelik askerî tehditler yalnızca ikili bir anlaşmazlık olarak görülemez; mesele, Batı Asya’daki enerji jeopolitiğinin, kaynak transfer güzergâhlarının ve bölgesel güvenlik mimarisinin kontrolü üzerindeki daha geniş ölçekli rekabetin parçasıdır.

Hürmüz Boğazı’nın Ötesindeki Risk

Olası bir savaş senaryosuna ilişkin analizlerde genellikle Hürmüz Boğazı’nın kapatılması ihtimali öne çıkarılıyor. Zira bu su yolu, küresel enerji arzının en kritik geçiş noktalarından biri olup dünya petrol ihracatının önemli bir kısmı buradan gerçekleşmektedir.

Ancak savaşın sonuçlarını yalnızca Hürmüz Boğazı’nın kapanmasıyla sınırlamak, bölgenin karmaşık jeopolitiğini basitleştirmek anlamına gelir. Çatışmanın yayılması durumunda, Fars Körfezi genelindeki petrol çıkarma tesisleri, rafineriler, boru hatları, ihracat terminalleri ve tanker yükleme limanları ciddi tehdit altına girebilir.

Boğazın kapanması büyük bir şok yaratmakla birlikte, savaşın sona ermesi veya bir anlaşmaya varılması hâlinde görece kısa sürede yeniden açılabilir. Buna karşılık enerji altyapısının tahrip edilmesi çok daha farklı bir tablo ortaya çıkarır. Bu tür tesislerin yeniden inşası büyük sermaye ve uzun yıllar gerektirir. Böyle bir durumda, boğaz açık olsa dahi ihraç edilecek petrol bulunamayabilir. Uzun süreli arz daralması ise küresel enerji fiyatlarında benzeri görülmemiş artışlara ve yıllara yayılacak ekonomik sarsıntılara yol açabilir.

Küresel Ekonomi ve Enerji Güvenliği

Enerji güvenliği, küresel kapitalist sistemin temel sütunlarından biridir. Dünya ekonomisinin fosil yakıtlara yapısal bağımlılığı, petrol arzındaki uzun süreli bir kesintinin üretimden ulaşıma, sanayiden finansal istikrara kadar geniş bir zincirleme etki yaratmasına neden olur. Sert fiyat artışları, enflasyon ve ekonomik durgunluk riskini artırabilir; bu durum da birçok ülkede siyasi istikrarsızlığı tetikleyebilir.

Bu nedenle İran’a yönelik muhtemel bir savaş yalnızca bölgesel bir kriz değil, küresel bir kriz anlamına gelebilir. Özellikle küresel ekonominin zaten tedarik zinciri kırılganlıkları ve jeopolitik rekabetlerle karşı karşıya olduğu bir dönemde, enerji altyapısının tahribi çok daha derin ve kalıcı sonuçlar doğurabilir.

Bölgesel Güç Dengesi ve Asimetrik Savaş

Savaşın bölgeye yayılması, güç dengesini köklü biçimde değiştirebilir. Devlet dışı aktörlerin, direniş gruplarının ve bölgesel ittifakların varlığı, çatışmayı klasik devletler arası savaşın ötesine taşıyabilir. Irak, Afganistan ve Gazze’de yaşanan son savaş deneyimleri, askerî üstünlüğün her zaman stratejik zafer anlamına gelmediğini göstermiştir.

İran’ın hibrit savaş stratejisi kapsamında askerî, siber ve ekonomik araçları eş zamanlı kullanma kapasitesi bulunduğu; ayrıca bölgedeki müttefik ağları üzerinden çatışmanın coğrafi kapsamını genişletebileceği değerlendirilmektedir. Böyle bir senaryoda savaşın maliyeti karşı taraf için katlanarak artabilir.

Ayrıca uzun süreli bir istikrarsızlık, bazı kırılgan siyasi yapıların çökmesine, yeni insani ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkmasına yol açabilir. Bu durum, Avrupa başta olmak üzere farklı bölgelere göç dalgaları ve güvenlik tehditleri şeklinde yansıyabilir.

Küresel Güç Rekabeti Boyutu

Bölgede önemli stratejik ve ekonomik çıkarları bulunan küresel güçler, geniş çaplı bir istikrarsızlığa kayıtsız kalamayacaktır. Bu da büyük güçler arasındaki rekabeti tırmandırarak, bölgesel bir savaşın küresel bir krize dönüşme riskini artırabilir. Aynı zamanda bölgedeki petrol ihracatçısı ülkeler için de enerji altyapısının tahribi, temel gelir kaynaklarının kaybı ve iç istikrarın zedelenmesi anlamına gelebilir.

Çok Boyutlu Caydırıcılık

Enerji altyapısının hedef alınması ihtimalinin vurgulanması, çok boyutlu bir caydırıcılık mesajı niteliği taşımaktadır. Caydırıcılık teorisine göre, savaşın maliyetlerinin yükseltilmesi çatışmayı önlemenin temel araçlarından biridir. Küresel ekonominin bölge petrolüne bağımlılığı, bu bağlamda önemli bir caydırıcı faktör olarak işlev görebilir.

Sonuç

Olası bir savaşın sonuçları, İran’ın sınırlarını aşarak küresel ekonomi, bölgesel güç dengesi ve uluslararası düzen üzerinde derin etkiler yaratabilir. Enerji altyapısının tahribi hâlinde petrol arzının yıllarca kesintiye uğraması ihtimali, Orta Doğu’daki bir savaşın yalnızca güvenlik meselesi değil, aynı zamanda küresel ölçekte ekonomik ve medeniyet boyutlu bir kriz olacağını göstermektedir.

Bu nedenle çatışmanın bölgeye yayılması, yalnızca İran için değil, küresel aktörler ve hatta ABD ile Batı’nın müttefikleri açısından da ciddi ve öngörülemez maliyetler doğurabilecek bir senaryo olarak değerlendirilmektedir.

Dr. Alireza Maşuri/Keyhan

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın