Ramazan Savaşı’ndan Güney Komşulara Dersler: Güvenlik Satın Alınamaz!

Uzmanlara göre Ramazan Savaşı, ABD’nin bölgedeki hegemonik üstünlüğünün sonunu işaret edebilir ve Arap yönetimlerinin güvenliklerini sağlamak için Batılı aktörlere dayanma stratejisinden uzaklaşmasına yol açabilir. Bu gelişme, İran’ın ulusal inanç ve kapasiteye dayalı yaklaşımı sayesinde, güney komşularının gözleri önünde gerçekleşti.

İran ile ABD ve İsrail rejimi arasında yaşanan Ramazan Savaşı’nın tüm boyutları henüz tam olarak ortaya çıkmış değil. İslamabad müzakereleri ve taraflar arasındaki kısa süreli ateşkes, bu savaşın bölgesel düzene etkilerinin değerlendirilmesi için bir fırsat sundu.

İran, savaşın ilk saatlerinden itibaren, devrim liderinin talimatları doğrultusunda çatışmayı bölgesel boyuta taşıdı. Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Kuveyt ve Suudi Arabistan’daki ABD üsleri ve ekonomik çıkarlarına yönelik geniş çaplı füze ve İHA saldırıları ile Hürmüz Boğazı üzerinde kapsamlı kontrol sağlanması, bu kapsamda gerçekleştirilen başlıca hamleler arasında yer aldı.

İran’ın saldırı tarzı ve karşılık verme biçiminin karşı taraf için öngörülemez olduğu değerlendirilirken, bu durumun ABD eski Başkanı Donald Trump tarafından da dile getirildiği ifade edildi. Savaşın 40 günü aşkın süresi sonunda Batı Asya’daki güç dengelerinde önemli değişimlerin yaşandığı ve bunun bölgenin geleceğini derinden etkileyeceği öngörülüyor.

ABD Varlığı Güvenlik Getirmiyor

Uzun süredir hâkim olan anlayışa göre, dünyanın en güçlü ordusu olarak görülen ABD’nin bir ülkede askerî üs kurması, o ülkenin güvenliğini garanti altına alıyordu. Ancak bu savaşta, ABD üslerinin varlığının bizzat güvensizliğin temel nedeni olduğu ortaya konuldu.

Eğer İran’a yönelik saldırılar Arap ülkelerindeki ABD üslerinden gerçekleştirilmemiş olsaydı, çatışmanın bu denli genişlemesi söz konusu olmayabilirdi. Ayrıca, büyük miktarda petrol gelirini ABD ile askerî iş birliği üzerinden güvenliğe harcayan Arap ülkelerinin, İran’ın saldırıları karşısında etkili bir savunma sağlayamadığı vurgulandı.

İran’ın Bölgesel Füze Gücü Olarak Konumunun Pekişmesi

Savaşın ilk anlarından itibaren İran Silahlı Kuvvetleri, ABD’nin bölgedeki üs ve çıkarlarını çok sayıda füze ve İHA saldırısıyla hedef aldı. Sosyal medyada yayımlanan görüntüler, İran’ın hedefleri yüksek isabet oranıyla vurduğunu gösterdi.

Buna karşılık, bölgedeki gelişmiş ABD hava savunma sistemlerinin İran saldırıları karşısında beklenen performansı gösteremediği belirtildi. Bu durum, bazı Arap ülkelerinin İran füzelerinin isabet ettiği noktaların görüntülenmesini yasaklamasına yol açtı.

Bölgeye Yatırım Riskinin Artması

Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler uzun süredir yabancı yatırımın merkezi olarak görülüyordu. Ancak savaş, bu algıyı ciddi biçimde sarstı.

Yatırımların temelinde yalnızca ekonomik cazibe değil, aynı zamanda ABD ile kurulan ilişkiler ve enerji kaynakları üzerindeki paylaşım düzeni bulunuyordu. Ancak birkaç günlük füze saldırılarının bile bu yapıyı sorgulanır hâle getirdiği ifade edildi.

Daily Mail gazetesine göre, bazı yabancı yatırımcılar ve göçmenler, güvenlik endişeleri nedeniyle Dubai’yi terk etmeyi düşündüklerini dile getirdi.

Dış Aktörlere Dayanma Dönemi Sona Eriyor

Analize göre Ramazan Savaşı’nın en önemli mesajı, bölge ülkeleri için güvenliğin dış aktörlere dayanarak sağlanamayacağıdır. Yeni jeopolitik gerçeklikler, güvenliğin ne satın alınabilir bir ürün ne de dış müdahalelerle kalıcı biçimde sağlanabilecek bir olgu olduğunu ortaya koymaktadır.

Kalıcı güvenliğin ancak bölge ülkelerinin kendi aralarında iş birliği geliştirmesi, ortak güvenlik mekanizmaları oluşturması ve sorumluluk üstlenmesiyle mümkün olacağı vurgulanmaktadır.

Uzmanlara göre, bu savaş ABD hegemonyasının bölgedeki etkisinin sonunu işaret edebilir ve Arap ülkelerini güvenlik stratejilerini yeniden gözden geçirmeye zorlayabilir.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın