Siyonizmin Yıkılışı

Bir insanın asıl düşmanı, karşısındaki değil; kendi içindeki gurur, kibir, bencillik, sapıklık ve bunların doğurduğu kara cehalettir. Bugün siyonizmin geldiği son nokta bunun açık bir sonucudur. Adil olmayan bir güç, hakkaniyetten uzak bir adalet anlayışı, sapkınlığın ve israfın normalleşmesi; kibir, gurur ve bencillikle beslenen zulmün bir güç gösterisine dönüşmesi, kişiyi & yapıyı zamanla içten içe çürüten yıkıcı bir kuvvet haline gelir.

Bizde bir atasözü vardır: “Aşırı sirke küpüne zarar verir.” İnsanlık tarihi bu gerçeğin örnekleriyle doludur. Nice büyük imparatorluklar bu sebeplerle yıkılmıştır.

Siyonizmin yıkılışını başlıklar altında toplarsak:

  • Ahlaksızlık, sapkınlık ve yalan,
  • Aşırı gurur, kibir ve bencillik,
  • Kendini her şeyin üzerinde görme,
  • Zulüm ve insanlık dışı baskı ve insani değerler karşı savaş.

Bugün siyonist terör yapısı İsrail, bu temeller üzerine kurulmuş, insanlık düşmanı bir yapıdır ve yıkılması kaçınılmaz bir gerçektir.

Filistin’e yönelik saldırılar, kadın, çocuk ve bebek ayrımı yapılmadan gerçekleştirilen katliamlar, soykırımı, insanlığın temel değerlerine karşı açılmış bir savaş niteliğindeydi. Siyonist yapı aslında savaşı baştan kaybetmiştir. Çünkü insanlığın özü olan sevgi, merhamet, vicdan ve adalete karşı savaş açmıştır. Bu değerlere karşı açılan bir savaşın kazanılması mümkün değildir.

Satın alınmış medya, etkilenmiş siyasetçiler ve maddi çıkar uğruna vicdanını kaybetmiş kişiler bu yapının propagandasını yapmışlardır. Ancak bu durum, onların gerçek yüzlerinin ortaya çıkmasına ve insanlık tarafından tanınmalarına da vesile olmuştur. Bir anlamda, kendi kazdıkları kuyuya kendileri düşmüşlerdir.

Bu bağlamda,

ABD ve Siyonist İsrail İlişkileri;

Amerika Birleşik Devletleri uzun süre kendi halkını, medya ve yönetim aracılığıyla sunulan eksik veya çarpıtılmış bilgilerle yönlendirebilmiştir. Ancak Filistin’de yaşanan olaylar ve ortaya çıkan gerçekler, Amerikan halkının bu durumu sorgulamasına neden olmuştur.

Amerikan halkı şu soruları sormaya başlamıştır:

  • Amerika mı önceliklidir, yoksa İsrail mi?
  • Eğer Amerika bizim devletimizse, neden ekonomik, siyasi ve sosyal çıkarlarımız başka bir yapı için feda edilmektedir?

İsrail ile kurulan bu ilişki, Amerika’yı uluslararası alanda ekonomik ve sosyal açıdan yalnızlaştırmakta ve yeni düşmanlıkların oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Amerikan halkı artık bu duruma karşı daha bilinçli bir tavır almaya başlamıştır.

Amerika’nın ekonomik ve sosyal krizlerden çıkışı, bu yapı ile olan ilişkisini yeniden değerlendirmesine bağlı olacaktır. Aksi halde bu bağ, Amerika’nın kendi geleceğini de olumsuz etkileyebilecek bir unsur haline gelebilmektedir.

ABD ve İran İlişkileri

Amerika’nın İran ile doğrudan bir savaşa girmesi, ekonomik, sosyal ve siyasi açıdan Amerika’ya bir avantaj sağlamayacaktır. Aksine, bu durum Amerika’nın çökmeye hazır olan ekonomik yapısını daha da hızlı çökmesini sağlayacaktır.

Bunun yerine, iki ülke arasında adil ve karşılıklı saygıya dayalı ilişkilerin kurulması hem bölgesel hem de küresel istikrar açısından daha yapıcı olacaktır. Adil, güvene dayalı dengeli bir yaklaşım, bölgede barışın tesis edilmesine katkı sağlayabilir.

İran’a karşı sürekli düşmanca bir tavır sergilenmesi, bölgedeki gerilimi artırmakta ve yeni çatışma risklerini doğurmaktadır.

Bölge Ülkeleri ve Olası Çatışma Senaryoları

Bölge ülkeleri (Türkiye, Irak, Suudi Arabistan, Katar, Lübnan vb.) bu oluşabilecek bir savaşın vereceği zararların çok iyi farkındadır. Terörist İsrail devletinin varlığı, bölgede bir kanser gibidir. Bölgeyi kan gölüne çevirmekte, dünyadaki barışı yok etmekte ve insanlığa düşmanca davranmaktadır. Bu yapı, peygamber Musa (as) ve onun takipçilerinin öğretilerine de düşmanca davranmaktadır. Siyonizm, Musa (as) tarafından ilan edilen ilahi bir inanç değil, bir ideolojidir.

Bu nedenle, bölge ülkeleri Siyonist yapıdan & İsrail’den uzaklaşmalıdır, çünkü bu yapının amacının Büyük İsrail projesi olduğunu bilmektedirler. Bu, bölge ülkelerin topraklarının parçalanmasına, kültürlerinin ve sosyal yapılarının yok edilmesine yol açacaktır. Bunu Suriye, Libya ve Irak’ta açıkça görüyoruz. Özellikle Suriye’de ülke dört parçaya bölünmüş durumda ve İsrail, Suriye topraklarına sahip çıkıp, kendisini koruyacak proksi Kürt Siyonist bir yapı oluşturmaya çalışmaktadır. Bu yapı, Türkiye, İran ve Irak için büyük tehlike arz etmektedir, Tehlike Kürt halkı değil, kurulacak olan “Kürt” Siyonist yapıdır. Bu yapı kürt halkında düşmandır.

Neticede İran devletinin parçalanması, bölge ülkelerinin parçalanmasına yol açacaktır.

Bu nedenle bölge ülkelerinin; Ekonomik, Sosyal, Askeri, Stratejik alanlarda iş birliği içinde hareket etmeleri, kendi gelecekleri açısından önemli görülmektedir.

Bunula birlikte,

Amerika Birleşik Devletleri, birleşik bir ulus olarak kalmak istiyorsa, Siyonizmin parasıyla iç ve dış politikasını belirlemesine izin vermemelidir, aksi takdirde bu Amerikalılar için ölümcül bir zehir olacak ve şeytan hizmetçisi bir Amerika, zulmün tanımı olarak şeytanın bir maşası olmaya devam ederek yıkılacaktır.

Rusya ve Çin, Rusya küresel (mondiyalist) güçlerine karşı çıktığı için dışlandı ve bu onu dahada güçlendirdi. Çin, geçmişteki tarihi deneyimlerinden her alanda yararlanmayı başardı. Ekonomisini güçlendirerek, Amerikan hegemonyasını zayıflattı ve ciddi bir rakip haline geldi.

– Bölge ülkelerinin büyük çoğunluğu Müslümandır. Bu nedenle ortak değerler çerçevesinde; Sosyal, Ekonomik, Stratejik iş birlikleri geliştirmeleri mümkündür. Bu birlik;

  • Mezhep temelli değil,
  • Ortak inanç (Tevhid) ve karşılıklı saygı & hakkaniyete dayalı ekonomik, askeri, sosyo-kültürel temelli olmalıdır. Çünkü İslam dini aklın kullanılmasını şart koşar.

İslam’ın temel prensiplerinin dayandığı temel konular:

  • Bilmek ve öğrenmek,
  • Öğrendiğine inanmak,
  • İnandığını yaşamak,
  • İnanç ve bilinç ile birlik olmak.

Bilmeden inanmak mümkün değildir. İnanmadan yaşamak mümkün değildir. Bilgi, inanç ve yaşam birleştiğinde güçlü bir toplum oluşur.

Ancak cehalet, insanların başkaları tarafından yönlendirilmesine neden olur.

Sonuç olarak

İnsanlık tarihi göstermektedir ki, adalet ve hakkaniyetin olmadığı buna karşın kibir, zulüm ve ahlaki çöküş (sapıklık) üzerine kurulan hiçbir yapı kalıcı olmamıştır.

Kalıcı olan, Adalet üzerine kurulan hakikat, Merhamet, Sevgi üzerine kurulan yapılardır.

Ne yazık ki Müslümanlar bu ilkelerin farkında değiller ve hanedanların dini (saray İslam’ı) taasup, ırkçılık altında yaşıyorlar ve birlik içinde olamıyorlar.

Allah’ın dini evrensel olan İslam’dır, ancak ne yazık ki, her zaman egolarını tanrılaştırmış olan güçler, iktidar elde etmek için insanları birbirine düşman ederek Allah’ın dini olan Tevhidi , Yahudilik dini, Hristiyanlık dini, Arap dini diyerek bölmeyi başarmışlardır.

İnsanlık artık buna bir son verilmelidir. İnsanlığın geleceği; ayrışmada değil, adalet, bilinç ve ortak insanlık değerlerinin ana temeli olan Tevhid inancında birleşmektedir. Bu da İlahi nuru parlamasıyla gerçekleşecektir.

Onlar ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır.” (Saf/8)

TASPINAR MK

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın