RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Suriye’de Ateşkes İmzalandı, AKP Mutabakata Sadık Kalacak Mı?

Suriye’de Ateşkes İmzalandı, AKP Mutabakata Sadık Kalacak Mı?
05.01.2017 © RAST HABER

2011 Mart ayında başlayan ve 6 yıla yakın bir süre devam eden çatışmalar, Rusya, İran ve Türkiye’nin imzaladığı Moskova Mutabakatı sonrasında 29 Aralık 2016 günü gece yarısı yürürlüğe girdi. Ancak 1 saat 7 dakika süren ateşkes sonrasında Suriye’de çatışmalar İdlib kırsalında başladı.

Çok kısa sürmesine rağmen daha önce imzalanan ateşkesten çok daha önemli olan bu ateşkes anlaşması ile Türkiye ilk kez Suriye Arap Cumhuriyeti’ni tanıyarak, mevcut rejimin meşrutiyetini kabul etmiş oldu.

20 Aralık 2016 tarihinde imzalanan Moskova Mutabakatı ile;

-tam metni şöyle-

“ 1. İran, Rusya ve Türkiye, içerisinde pek çok etnik grubu barındıran, çok mezhepli, demokratik ve seküler bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğini, bağımsızlığını, birliğini ve toprak bütünlüğünü tamamen destekliyor.

2. İran, Rusya ve Türkiye, Suriye krizinin askeri bir çözümünün olmadığa inanıyor. BM’nin, bu krizin çözümünde BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 numaralı kararı ile uyumlu olarak önemli bir rolü olduğunu kabul ediyor. Bakanlar, Uluslararası Suriye Destek Grubu’nun kararlarını da dikkate alıyor. Uluslararası toplumun tüm üyelerini bu belgelerde yer alan anlaşmaların uygulanması önündeki engellerin ortadan kaldırılması için dürüst bir biçimde işbirliği yapmaya çağırıyor.

3. İran, Rusya ve Türkiye, Halep’in doğusundaki sivillerin gönüllü bir biçimde tahliye edilmesine ve silahlı muhaliflerin organize bir biçimde çıkarılmasına izin veren ortak çabaları memnuniyetle karşılıyor. Bakanlar Fua, Kefraya, Zabadani ve Madaya’dan sivillerin kısmen tahliye edilmesini de memnuniyetle karşılıyor. Onlar (İran, Rusya ve Türkiye) bu sürecin kesintisiz ve güvenli bir biçimde tamamlanmasının garanti etmeyi kabul ederler. Bakanlar, Uluslararası Kızılhaç Komitesi ve Dünya Sağlık Örgütü’ne tahliyelerin gerçekleşmesine yardım ettikleri için minnettar.

4. Bakanlar, ülke topraklarında ateşkes rejiminin genişletilmesi, insani yardımların engelsiz bir biçimde ulaştırılması ve sivillerin serbest dolaşımının önemi konusunda mutabıktır.

5. İran, Rusya ve Türkiye, Suriye hükümeti ve muhaliflerin üzerinde görüşme yaptıkları anlaşmanın hazırlanmasına yardımcı olmaya ve bu anlaşmanın garantörü olmaya hazır olduklarını belirtir. ‘Sahadaki’ durum üzerinde etkisi olan diğer tüm ülkeleri de aynı şekilde davranmaya davet eder.

6. Onlar (İran, Rusya ve Türkiye) bu anlaşmanın, BM Güvenlik Konseyi’nin 2254 numaralı kararı ile uyumlu olarak Suriye’deki siyasal sürecin yeniden başlaması için gereken itici gücün oluşmasına yardımcı olacağına emin.

7. Bakanlar, Kazakistan Devlet Başkanı’nın (Nursultan Nazarbayev) ilgili görüşmelerin (Suriyeli taraflar arasındaki barış görüşmeleri) Astana’da yapılması yönündeki nazik davetini not eder.

8. İran, Rusya ve Türkiye, IŞİD ve El Nusra ile ortak mücadele ve silahlı muhalif grupları onlardan ayırmak konusundaki kararlılıklarını doğrular.”

Maddelerinde anlaşılmış oldu.

Bu mutabakat metninin birinci maddesinde; Suriye’deki savaşta başından beri açık taraf olan ve Suriye’deki rejimi yıkmak için binlerce cihatçının kendi toprakları üzerinden Suriye sahasına girişine olanak sağlayan Türkiye, ilk kez Suriye devletini resmi olarak tanımış oldu. Mutabakat metninin birinci maddesinde; “İran, Rusya ve Türkiye, içerisinde pek çok etnik grubu barındıran, çok mezhepli, demokratik ve seküler bir devlet olarak Suriye Arap Cumhuriyeti’nin egemenliğini, bağımsızlığını, birliğini ve toprak bütünlüğünü tamamen destekliyor.” İfadesinin altına imza atıldı.

 Bu ima ile AKP hükümeti 6 yıla yaklaşan bir süreç sonrasında, bölge liderliği için çıktığı yolda yenildiğini açıkça kabul etmiş oldu. Bu 6 yıllık süreçte hemen her türlü kirli yol ve yöntem denenmiş, tahin gördüğü en kanlı terör gruplarının Suriye sahasına taşınmasında görev üstlenilmiş ve uluslararası hukuk hiçe sayılarak Suriye devleti yıkılmaya çalışılmıştı.

Hemen her yöntem denenerek, Suriye’deki meşru devlet yapısının, “demokratik değil ve mezhepçi” gerekçesi ile yıkılmasına destek verilmişti. Suudi Arabistan ve Katar gibi gerici Arap diktatörleri ile birlikte Suriye’ye demokrasi götürmeye kalkışan AKP hükümetinin ve Erdoğan’ın Orta Doğu’daki liderlik hevesi, Suriye halkının kararlı direnişiyle başarısız olmuştur.

Suriye devletini ve halkını basite alan, birkaç gün içinde Halep’ten girip, Şam’dan çıkabilecekleri hesabı yapanlar çok geçmeden bu işin bu kadar kolay olmadığını gördüler. Önce Müslüman Kardeşler örgütü ile Suriye sahasında şiddet eksenli etkinlik kurma hesabı yapanlar, Suriye devletinin beklenilmeyen direnişi ve karşı koyması ile ilk hayal kırıklığını yaşamış, daha ilk adımda Müslüman Kardeşler terör örgütünün darmadağın olması ile sonuçlanmıştı.

ÖSO’YA VERİLEN DESTEK VE HAYAL KIRIKLIĞI

 AKP ve müttefikleri, çok güvendikleri 40 yıla yakın bir süredir bölgede örgütlü olan ve ayaklanma hazırlığı içerinde olan Müslüman Kardeşler örgütünün yıkılması sonrasında telaşla cihatçı pek çok örgütün bölgeye girişine ön ayak olarak, savaşın devamlılığı sağlanmaya çalıştı. Suriye ordusundan kaçan kimi askerlerle birlikte, kaçakçı vb. unsurlar yan yana getirilerek ÖSO adı altında bir yapı oluşturularak, meşru kılınmaya, uluslararası alanda kullanılmaya çalışıldı. Pek çok Avrupa ülkesi tarafından hızlı bir şekilde tanınan ve desteklenen Özgür Suriye Ordusu, tonlarca silah ve yüz milyonlarca dolar paraya karşın başarılı olamadı. Suriye’de saha egemenliği kazanamadı.

ÖSO adı altında toparlanmaya ve meşrulaştırılmaya çalışılan, adına “Suriye muhalefeti” denilen bu güç, askeri ve örgütsel anlamda başarılı olamadığı için temsil yeteneği kazanamadı. ÖSO’nun güçlenmesi yönünde gösterilen tüm çabalar boşa çıktı. Askeri eğitime alınarak, modern silahlarla donatılarak Suriye sahasına sokulan ÖSO askerleri daha ilk adımda Nusra ve diğer cepheler karşısında dağılarak yok olmuş, bir kısmı ise silahlarını bu güçlere satarak teslim olmuşlardır. EĞİT-DONAT projesi kapsamında yetiştirilen ÖSO askerleri tüm çabalara ve yardımlara rağmen Suriye sahasında varlık gösterememiş, ancak ve ancak Türkiye sınırına yakın bölgelerde, Türk ordu birliklerinin yardımı ile ayakta kalabilmişlerdir.

İDLİB İŞGALİNDE AKP’NİN ROLÜ

Bünyesinde Türkmen grupları da barındıran ÖSO ve Suriye sınır bölgesinde çeşitli katliam ve yağma saldırıları gerçekleştiren bu yapının Suriye’nin geleceğinde rol alamayacağını gören AKP ve müttefikleri, başarılı olmak ısrarı ile pek çok cihatçı güce de destek vermekten geri durmadı. Fetih Ordusu ve İslam Cephesi adı altında değişik cihatçı örgütleri yan yana getirdi. İdlib saldırısı böylesi bir birlikteliğin sonucunda gerçekleştirildi. IŞİD dışında kalan yaklaşık 9 örgüt Türk istihbaratı tarafından yan yana getirilerek, organize edildi ve Hatay’ın Altınözü ilçesinden geçerek İdlib kentini işgal etti.

Nüfusu 200 bin civarında olan İdlib kentinde yaşayan sivillerin bir kısmı kaçarken yaklaşık 60 bin civarında sivil vatandaşın bu kentte kaldığı ve cihatçı örgütlerinin belirlediği İslami kurallarla yaşamaya zorlandıkları belirtiliyor.

İdlib işgali, Türkiye’nin Suriye sürecinin başından beri her platformda seslendirdiği, “güvenli bölge” talebine denk düşen bir gelişme olarak görülebilir. Sayıları yaklaşık olarak 20 bin civarında olan cihatçı terör gruplarının bulunduğu bu kentte yaşam tamamen İslami kurallarla sürdürülmekte ve halk bu kurallara uymak zorunda bırakılmaktadır.

Küçük bir şeriat devletinin kurulduğu İdlib kentine, Suriye’nin değişik bölgelerinden anlaşmalar sonucunda da cihatçı terör grupları taşınmaktadır. Özellikle Şam kırsalından ve Halep kentinden çıkartılan cihatçı teröristler hafif silahlarla bu kente taşınmakta ve kent adeta terör kenti olarak ablukaya alınmaktadır. Suriye ordu birliklerinin ablukası altında olan İdlib kentinin Türkiye sınırında olması, burada yoğunlaşan gruplar için bir güvence oluşturmaktadır. Olası bir saldırıda Türkiye’ye geçme olanağı bulunan bu kentte mevzilenen cihatçı grupların, kentin belirli alanlarında egemenlik sağlamak için kendi aralarında da sıklıkla çatışmalar yaşandıkları biliniyor. İdlib kentinde öbekleşen cihatçı teröristlerin ağırlığını Türkiye’nin ateşkes antlaşmasında garantörlüğünü yaptığı grupların oluşturduğu biliniyor.

TÜRKİYE MUTABAKATA SADIK KALACAK MI?

Koalisyon uçaklarının önceki gün İdlib kenti kırsalındaki Nusra mevzilerini vurması ve kesin olmayan bilgilere göre yönetici kadrosunun toplantı halinde yakalanarak öldürülmesi kentin önümüzdeki günlerde yeni ve geniş kapsamlı çatışmalara sahne olacağını gösteriyor.

Ateşkesi kabul etmeyen grupların çoğunlukta olduğu İdlib kentine dönük, Suriye ordusunun ve müttefiki güçlerin bir operasyon hazırlığı içerisinde olduğu, Cisr Şuğur kasabasına dönük operasyona başladığı haberleri gelmeye başladı. Ahrar-ı Şam gibi bölgede askeri üstünlüğü olan pek çok cihatçı örgütün ateşkesi kabul etmemiş olması çatışma sürecini hızlandıracak gibi görünüyor.

Türkiye’nin İdlib kentine dönük operasyonda alacağı tavır, Moskova Mutabakatına ne kadar bağlı kalacağının da göstergesi olacaktır. Altına imza attığı Moskova Mutabakatı ateşkesi kabul etmeyen tüm silahlı unsurları terörist olarak görmeyi gerektirmektedir. Bu durum da olası bir İdlib operasyonun da Türkiye sınır kapısını kapatarak, cihatçı terör gruplarının ülkeye kaçmasını engellemelidir. Aksi halde sayıları binlerle ifade edilen bu terör gruplarını kendi topraklarına alarak, ciddi bir sorumluluğun altına girecektir.

abc gazetesi

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER