Şefaatin Kıyametteki Yeri ve Önemi

Şefaat, zayıf birini güçlendirmek, takviye etmek demektir. Şefi’ (şefaat edici) ise ihtiyacı olana yardım eden ve onu mutedil bir duruma getirip ihtiyacını gideren kimsedir.
GİRİŞ: 17.09.2021 13:20      GÜNCELLEME: 17.09.2021 13:20
Rasthaber -  Kıyamette şefaat etmek Allah’a mahsustur. Elbette Yüce Allah bazılarına da başkalarına şefaat etmeleri için izin vermiştir. Bu konu hakkında gelen birçok rivayetten, kıyamette şefi’lerin çok olacağı anlaşılmaktadır. Peygamberler (a.s), âlimler, şehidler, melekler, mü’minler, salih ameli olanlar, Masum İmamlar (a.s) ve Kur’an, şefaat edicilerdendir.

1- Şefaatin Manası

Şefaat, zayıf birini güçlendirmek, takviye etmek demektir. Şefi’ (şefaat edici) ise ihtiyacı olana yardım eden ve onu dengeli ve normal bir duruma getirip ihtiyaçsız kılan kimsedir.[1]

2- Şefaat Ediciler

Kur’an-ı Kerim’de birçok âyette kıyamet günü şefaatin Allah’a mahsus olduğu belirtilmiştir.[2] Allah, şefaat iznini istediği kimselere verecektir. Gaybî ilim nasıl Allah’a mahsus ise ve onu Resulüne (s.a.a) vermişse[3] şefaat de Allah’a mahsustur ve onu Resulüne (s.a.a) ve başkalarına vermiştir.

Şefaat iki kısma ayrılır:

1- Tekvinî

2- Teşriî

Tekvinî şefaat, dünyadaki bütün sepeplerden kaynaklanmaktadır. Allah katında bütün sebepler şefaatçidir. Çünkü onlar Allah ile yaratıkları arasında vasıtadırlar.

Teşriî ve kanunî şefaat iki kısıma ayrılır:

1- Dünyadaki şefaat: Bu şefaat ilahi bağışlanmaya veya ilahi dergaha yakınlaşmaya neden olur. Bu kısım şefaatte Allah ile kul arasındaki şefaatçi ve vasıta bir kaç guruptur:

a- Günahtan tevbe edenler.[4]

b- Allah Resulüne (s.a.a) inananlar.[5]

c- İnsanın salih ameli.[6]

d- Kur’an-ı Kerim.[7]

e- Salih amelle ilgisi olan her şey. Örneğin camiler, türbeler, eyyamullah, Enbiya gibi.[8]

f- Melekler.[9]

g- Kendisi ve din kardeşleri için istiğfar eden mü’minler.[10]

2- Kıyamet günü şefaat edecek olanlar: Kur’an’ın âyetlerinden kıyamet gününde fazlasıyla şefaatçinin olacağı anlaşılmaktadır. Peygamberler (a.s),[11] âlimler, şehidler, melekler,[12] ve mü’minler bu şefaatçilerdendir.

-Rivayetlere Göre Şefaatçiler

Sünni ve Şiiler bu konuda bir çok hadis rivayet etmişlerdir. Aşağıda onlardan bazılarını naklediyoruz:

1- Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor:

“Kıyamet günü mü’minler Âdem’in yanına gidecek ve diyecekler ki: “Ey baba, cenneti(n kapısını) bize aç.” O zaman Âdem diyecek ki: “Ben buna layık değilim (ben bunu yapamam).” Onlar İbrahim’in yanına gidecekler, O da diyecek ki: “Ben de bunu yapamam.” Musa ve İsa da aynısını söyleyecekler. Onları benim yanıma yollayacaklar. Ben kalkıp Allah’tan izin alacağım ve siz Müslümanları şimşek gibi sırattan geçireceğim.” [13]

2- Yine şöyle buyuruyor:

“Her peygamberin Allah’tan bir isteği var, ben ise isteğimi kıyamete sakladım; o da ümmete şefaat etmektir.”[14]

3- İmam Sâdık (a.s) şöyle buyuruyor:

“Kim üç şeyi inkâr ederse bizim Şiilerimizden değildir: Allah Resulünün (s.a.a) miracını, kabirde suali ve şefaati.” [15]

4- İmam Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor:

“Allah Resulünün (s.a.a) ümmetine şefaat izni vardır, biz de Şiilerimize şefaat edeceğiz ve Şiilerimiz de kendi ailelerine şefaat edecekler.”[16]

3-Şefaat Olunacakların Şartları

İnsanların hak yoldan sapmamaları ve doğru şekilde eğitilmeleri için, şefaatin kimlere erişeceği konusu kapalı tutulmuştur.[17] Nitekim Ku’ran-ı Kerim de şefaat olunacakları belirlememiş, sadece özelliklerini beyan ederek şöyle buyurmuştur:

“Herkes kazancına bağlıdır. Ancak sağ taraf ehli başka. Cennetlerdedir onlar, sorarlar, konuşurlar mücrimlerin halinden. Nedir derler cehenneme sokan sizi? Derler ki: Namaz kılmazdık ve yoksulu doyurmazdık ve boş laflarla azgınlığa dalanlarla biz de dalardık ve ceza gününü yalanlardık, bize ölüm gelip çatıncaya dek. Derken şefaatçilerin şefaati fayda vermez onlara.”[18]
Âyet demek istiyor ki, cehennem ehli bu dört sıfatlarından yani namaz kılmamak, Allah yolunda infakta bulunmamak, dünyaya dalmak ve hesap gününü yalanlamalarından dolayı cehennemlik oldular. Bu dört kötü sıfat dinin temellerini sarsan şeylerdendir. Bunların aksi yani namaz kılmak, infak etmek, dünya zevklerine dalmamak ve kıyamete inanmak Allah’ın dinini ayakta tutar. Çünkü dindarlık masum olan hidayetçilere uymak demektir. Bu da ancak dünya ve onun insanı aldatan ziynetlerine gönül vermemek ve Allah’a yönelmekle olur. Bu ikisi gerçekleşti mi hem dünyaya dalanlardan uzaklaşlaşılmış olunur, hem de kıyamet yalanlanmaz.

Bu iki sıfat, ardından Allah’a yönelmeyi ve topluma hizmet etmeyi getirir. Bu da âyette namaz kılmak vasfı ve diğerine Allah yolunda infak etmek özelliği ile işaret edilmiştir. Demek ki dinin temeli bu dört sıfatı bilmek ve onlara amel etmektir. Bu dördü dinin diğer rükünlerini de peşinden getirir; zira birisi muvahhid olmazsa veya nübüvveti inkâr ederse bu dört sıfata sahip olması mümkün değildir.[19]

Kısacası aşağıdaki şartlara sahip olanlar şefaat edilmeye layıktırlar:

1- Allah’a, peygamberlere, kıyamete ve Allah’ın peygamberlerine gönderdiklerine sağlam bir imanının olması. Zira Kur’an’ın bazı âyetlerinde kâfir ve müşriklere neden ateşe atıldınız, diye sorulduğunda “Bize şefaat edecek kimse yoktu”[20] diye cevap verirler. Demek ki kâfirlerin şefaat olunma liyakatleri yoktur. Enbiya Sûresinin 28. âyetinde de şöyle buyuruluyor:

“Peygamberler ve melekler kendisinden razı olunmuş kimseye şefaat ederler.”
İmam Rıza’ya (a.s) bu âyetin tefsiri sorulduğunda şöyle buyurdu:

“Maksat, dinde beğenilmiş olmak demektir.”

Dolayısıyla şefaat, din ve inançta kendisinden razı olunmuş kimseye mahsustur; çeşitli kısımlarıyla kâfirler, örneğin inkârcılar ve müşrikler şefaatten mahrum olacaktır.

2-Şefaatin hak olduğuna inanan kimseler. Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor:

“Benim şefaat edeceğime iman etmeyen kimseye Allah şefaatimi nasip etmeyecektir.” [21]

3 ve 4- Namaz kılanlar ve fakirlere yardım edenler. Görüldüğü üzere Müddessir Sûresinde günahkârların cehenneme gitmesinin nedeni olarak namaz kılmamak, fakirlere yardım etmemek ve kıyameti yalanlamak sayılmaktadır. İmam Sâdık (a.s) buyuruyor:

“Bizim şefaatimiz namazı hafife alana ulaşmaz.”[22]

Kısacası şefaat şartsız bir konu değildir; hem şefaate konu olacak günah yönünden, hem şefaat eden yönünden, hem de şefaat olunacak yönünden bir takım şartları vardır. Bu ilkeye inanan kimseler bu çok kıymetli fırsattan yararlanmak ve şefaat olunmak için onun şartlarını yerine getirmek ve zulüm, şirk gibi şefaate engel olan günahlardan kaçınmak zorundadırlar.

–—

[1]     el-Mizan, c. 1, s. 157.

[2]     Bakara, 256; Zümer, 44.

[3]     Cin, 27.

[4]     Zümer, 54.

[5]     Hadid, 28.

[6]     Maide, 9.

[7]     Maide, 16.

[8]     Nisa, 64.

[9]     Mümin, 7.

[10]    Bakara, 286.

[11]    Enbiya, 28.

[12]    Zuhruf, 86.

[13]    Biharu’l-Envar, c. 8, s. 35.

[14]    Şeyh Müfid, el-İhtisas, s. 37.

[15]    Biharu’l-Envar, c. 6, s. 223.

[16]    a.g.e.

[17]    el-Mizan, c. 1, s. 159.

[18]    Müddessir, 38-48.

[19]    el-Mizan, c. 1, s. 259.

[20]    Şuara, 100.

[21]    Biharu’l-Envar, c. 8, s. 34.

[22]    Vesailu’ş-Şia, c. 4, s. 25.

YORUMLAR

REKLAM