Küresel kibrin çatırdama hışırtıları dört bir yandan duyuluyor. Soykırımcı-Epstein koalisyonunun İran’a dayattığı savaş dördüncü haftasına girerken sadece tutmayan stratejik hesapları değil Amerikan hegemonyasının genel görünümündeki aşınmaları konuşuyoruz. İran uğradığı ağır kayıplara rağmen çatışmayı yönetme konusunda şaşırtıcı bir direnç sergilerken ABD savaşta inisiyatifi kaybediyor. İsrail’in tek derdi aynı anda bütün tuşlara basarak İran’a mümkün olan azami zararı vermek, istikrarsızlık yaratmak ve çöküşe sürüklemek. Soykırımcı rejim için bir çıkış stratejisi olması gerekmiyor; o daha çok ABD’nin sorunu! İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki akıllı kapatma stratejisi ve enerji tesislerine yönelik misillemeler bu savaşın boğum noktası haline geldi.
Trump yönetimi Boğaz’ı açan yeni bir denklem dayatabilirse buradan bir zafer havası yakalayıp savaşı bitirebilir. İşin başında ilan ettikleri stratejik hedeflerin hiçbirine ulaşamadan çekildikleri için de bu sonuç İran’ın hanesine zafer olarak yazılır. Eğer Hürmüz’de İran’ın kontrolü kırılamazsa, küresel enerji denkleminde Amerikan düzeni için geri sayım başlar. İran’ın tazminat kabilinden Hürmüz’de geçişleri ücrete bağlaması ve petrolün dolar dışında para birimleriyle satışını şart koşması petrodolar denkleminde yarıklar açabilir. Tabii ki bunun olabilirliği çok büyük bir iddia. Ama olan şu: İran; düşmanı ülkenin savunma, füze ve SİHA kapasitesinin yok edilmesi, rejim değişikliği, nükleer programın sonlandırılması hedeflerinden uzaklaştırıp meseleyi Hürmüz ve enerji darboğazına düğümledi. Güney Pars doğal gaz sahasına saldırılara misillemeler Amerikan ortaklarının tesislerini alevler içinde bırakınca Trump, İsrail’e tekrar “Enerji tesislerine saldırma” diye çizgi çekmek zorunda kaldı. Savaşın seyrini tayin eden bir açmaz oluştu.
Bunu yarma hesaplarıyla Trump’ın NATO ve bölgesel ortaklarla koalisyon kurma girişimi bozgun yedi. Şimdi NATO’ya “Korkaklar, bunu unutmayacağız” diye azar çalıyor. Ortaklık anlamında elde görebildiği tek sonuç Riyad’da toplaşan İslam ve Arap ülkelerinin İran’ı kınayıp ABD ve İsrail’e laf edemeyenlerin ortak bildirisiydi. Bu da soykırımcı-Epstein koalisyonu lehine tarihe geçecek acınası bir tutum olarak kalacaktır. ABD, iki uçak gemisinden USS Gerald Ford gizemli yangınla ıskartaya çıkarken USS Abraham Lincoln’ı İran’an uzak tutmaya çalışıyor. Hal böyleyken USS Tripoli ve USS Boxer adlı amfibi hücum gemilerini yem yaparcasına yaklaşık 5 bin deniz piyadesi ve özel kuvvetle Hürmüz misyonu için bölgeye gönderiyor. Bu sevkiyatla “kara harekatı” seçeneğini dillendiriyor. Ama Trump tutarsız; papatya falı tutarcasına bir gün “Karaya asker gönderebiliriz” diyor, ertesi gün bundan çark ediyor. İran’ın Körfez kıyılarındaki bütün askeri varlıklarını yok ettikten sonra petrol üssü Hark Adası’nı işgal etmeyi ya da kuşatmayı İran’ı dize getirecek bir koz olarak düşlüyor ama bu da bir bataklık hikayesine dönüşebilir. Bunun yanı sıra bir zafer çıktısı için uranyum stoklarını ele geçirmek üzere komando harekatı akıllarından geçiyor. Gayya kuyusuna taş atmak gibi bir şey; umutsuz bir misyon. “İran’ın hava kuvvetleri, donanması, füze sistemleri artık yok” dedikleri noktada ne oldu? “Radara yakalanmaz” ve “vurulamaz” denilen F-35 jetlerden biri ısı iziyle enselendi.
Beşinci nesil üstünlüğünün cilası attı. Bunun üzerinden 24 saat geçmeden İran, 4 bin km ötede Hint Okyanusu’nda Amerikan güçlerinin kullandığı İngiliz sömürge adası Diego Garcia’ya iki orta menzilli balistik füze gönderdi. Böylece hem füze sürprizinde bir katman daha açıldı hem de ikinci bir nükleer güce “Sen de dokunulmaz değilsin” demiş oldu. Elbette savaşın nihai neticelerine dair bir “son” yazmak için erken. Öte taraftaki gözü dönmüşlüğün sınırlarını kestirmek imkansız! Yine de üç haftanın verileri Pentagon’da oksijen yerine barut soluyan ve kaslarıyla konuşan Savaş Bakanı Pete Hegseth’in hikayesine kezzap döküyor. Trump, savaşı Amerikan kamuoyunda da kaybediyor. Savaşı protesto için ABD Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörlüğünden istifa eden Joe Kent, ABD’yi savaşa sürükleyen İsrail eksenini ifşa ediyor. Trump’ın yakın müttefiki Charlie Kirk’ün Beyaz Saray’da “İran’la savaşı önleyin” ısrarından sonra öldürüldüğünü ve cinayetin İsrail bağlantısını araştırmasına izin verilmediğini söylerken esasen kendi hayatının tehlikede olduğunu da biliyor.
Ancak İsrail ve bağlantılı lobilerin Trump’ı içine aldıkları yankı odasının marifetlerini ortalığa saçması, Orta Doğu’daki küçük ortağın küresel gücü sömürmesine imkan veren düzeni kasıyor. İsrailli liderlerin onlarca yıl boyunca inşa ettikleri Amerikan karar alma mekanizmalarına hükmetme yetenekleri açığa çıkıyor. Haksız ve gayrimeşru savaşın çıktılarından biri de bu düzendeki arızalar olacaktır. ABD, Çin’i çevreleme stratejisi çerçevesinde büyük bir seti yani İran’ı yıkmak isterken Asya’daki savunma sistemlerini Orta Doğu’ya kaydırmak zorunda kalıyor. Bu da stratejik hasmın önünden çekilmek demek. Aynı aşınma Rusya’ya karşı Avrupa’da kurulan güç denklemi için de geçerli. Enerji fiyatlarını dizginlemek için Rusya’ya uyguladığı ambargoyu hafifletme yoluna gidiyor, hatta İran’ın denizlerdeki petrolünün Çin yerine müttefik ülkelere gidebilsin diye yaptırımlarda istisna kararı alıyor. Bunlar kaybeden adamın çaresizlik halini tarif eden emareler.
ABD ve İsrail ikilisinin en istemediği sonuç; savaşın İran halkını devletin etrafında kenetlenmeye itmesiydi ki bu da oldu. Hüseyniye Mektebindeki şehadet anlatısının ve çok katmanlı devlet yapılanmasının düşmanın kafa koparma stratejisini nasıl başarısızlığa uğrattığını anlamaktan yoksunlar. SİHA ve füze sistemlerinin yanı sıra İran’ın asimetrik savaş yetenekleri de çatışmanın seyrini etkiliyor.
2024’ten bu yana büyük bir kibirle “Direniş Ekseni”ndeki trajik sona senaryo yazanlar Lübnan’da Hizbullah’ın dönüşünün şokunu yaşıyor. Lübnan ağır bir bombardıman altında olmasına rağmen Hizbullah günde 50’ye varan hassas operasyonlar düzenliyor. “Aydınlığın Güçleri” adlı safsata koalisyonu, Irak sahnesindeki gelişmeler karşısında da şaşkınlığını gizleyemiyor. NATO, Irak’tan tası tarağı toplayıp çekildi. Orta Doğu’da vurulmadık Amerikan üssü kalmadı. Amerikalıların bundan sonra en çok soracağı soru: Çekilmek mi, kalmak mı, yeniden konuşlanmak mı? Netice olarak küresel çapta öldürme ve yok etme kapasitesindeki ihtişamlı üstünlük simetrik sonuçlar vermiyor; asimetrik güç denklemi kibir abidelerinin yüzüne çarpıyor.
evrensel
