ABD Başkanı Donald Trump, ülkesinde artan sosyal gerilimler, göçmen krizleri ve ekonomik sorunlar sürerken, bir kez daha hedef tahtasına İran’ı koydu. Bölgeye “devasa savaş gemileri” gönderdiğini övünerek anlatan Trump, diplomasi yerine tehdit dilini tercih ederek uluslararası hukuku hiçe sayan bir üslup sergiledi.
Trump’ın, “Çok güçlü gemilerimiz İran’a gidiyor, onları kullanmak zorunda kalmasak iyi olurdu” sözleri, açık bir savaş tehdidi olarak yorumlandı. Washington yönetiminin yıllardır Ortadoğu’da istikrarsızlık yaratan politikalarına rağmen, hâlâ kendisini “dünya jandarması” gibi konumlandırması tepkilere neden oldu.
İran’a yönelik nükleer program ve iç meseleler üzerinden parmak sallayan Trump’ın, kendi ülkesindeki polis şiddeti, göçmen operasyonları ve toplumsal huzursuzlukları görmezden gelmesi ise çifte standardın bir başka örneği olarak değerlendirildi. ABD’de her gün silahlı saldırılar, sokak protestoları ve insan hakları ihlalleri yaşanırken, Trump’ın başka ülkelere “insan hakları” dersi vermesi “küresel küstahlık” olarak nitelendiriliyor.
Uzmanlar, Trump’ın bu sert söylemlerinin gerilimi düşürmek yerine daha da tırmandırdığına dikkat çekiyor. İran’a karşı tehditkâr dil kullanmak yerine, ABD’nin önce kendi iç sorunlarına odaklanması gerektiği vurgulanıyor.
Özetle tablo net, Washington’da krizler büyürken, Trump çözümü yine dış tehdit üretmekte buluyor. Kendi ülkesindeki yangını söndürmek yerine, başka coğrafyalara kibrit sallayan bu yaklaşım, dünya barışı için yeni riskler yaratıyor.
