RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Türkiye, Rusya ve İran Arasındaki Zirve Suriye Krizinde Dönüm Noktası

Türkiye, Rusya ve İran Arasındaki Zirve Suriye Krizinde Dönüm Noktası
22.12.2016 © RAST HABER

RASTHABER- İran İslam Nizamının Maslahatlarını Belirleme Kurumu Sekreteri, Muhsin Rızai; “Halep’in kurtulması, İran İslam Cumhuriyeti’nin Irak ve Suriye’deki dış politikasının tamamen mantıklı olduğunu göstermiştir ve muhaliflerimiz ağır bir yenilgi almışlardır” dedi.

 İran İslam Nizamının Maslahatlarını Belirleme Kurumu Sekreteri Muhsin Rızai bir haber programında Avrupa ülkelerindeki son terör olayları hakkında şunları söyledi:

“İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa ülkelerindeki 20 yıllık tam bir güvenliğin ardından yaşanan bu terör eylemleri görülmemiş bir olay olup, çok önemli ve ciddi bir konudur ve Avrupalılar yıllar sonra korku ve vahşeti yaşamışlardır.
 
Tabi bu konu Ortadoğu’dan Avrupa’ya gitmiş ve bu ülkelerden Suriye ve Irak’a gelen terörist unsurlar ülkelerine dönmüşlerdir. Eğer Avrupa ciddi bir şey düşünmezse bu güvensizlik ve emniyetsizlik devam edecektir.”
 
Rızai, Rusya’nın Türkiye Büyükelçisine yapılan suikast ve bunun iki ülke açısından doğuracağı sonuçlar hakkında şunları söyledi:

“Bu olay ciddi bir sorun oluşturmuş ve Rusya’nın siyasi prestijine zarar vermiştir. Bu suikast Rusya’nın uçağının düşürülmesinden daha önemlidir. Eğer Rusya Türkiye ile başlattığı süreci bozarsa, bunun zararı daha fazla olacak ama cevap vermezse bu da kendisi için bir zaaf sayılacaktır.
 
Rusya çok hassas bir durumdadır ama ilişkilerini de bozmak istememektedir.

Türkiye’nin Suriye konusunda geri adım atması çok önemlidir. Biz de bu birlikteliği destekliyoruz ve 3 ülke tarafından yayınlanan bildiri Suriye konusunda bir dönüm noktası sayılmaktadır.”
 
Muhsin Rızai Halep’in kurtarılmasının Suriye savaşının kaderindeki etkisi hakkında şunları söyledi: “Halep’in kurtarılması tıpkı Hürremşehr’in kurtarılması gibidir. İran’da da Hürremşehr’in kurtarılmasıyla birlikte savaşın dengeleri değişmiş ve Saddam Hüseyin tüm kozlarını kaybetmişti. Halep’in kurtarılmasıyla birlikte teröristler silahsızlandırılmış ve sarsılmıştır.
 
Halep savaşı İran İslam Cumhuriyeti’nin Suriye ve Irak’taki politikasının tamamen mantıklı olduğunu göstermiştir. Daha başından itibaren Suriye’nin meşru hükümetinin resmi olarak tanınması gerektiğini ve her türlü müdahalenin yenilgiye mahkûm olduğunu açıkladık. Zorla ve baskıyla meşru bir hükümet devrilemez. İran İslam Cumhuriyeti’nin mantığı bölgede kanıtlanmış ve muhaliflerimiz çok ağır bir yenilgiye uğramıştır.”
 
Rızai, Moskova’da gerçekleşen İran, Rusya ve Türkiye arasındaki üçlü zirve hakkında da şunları söyledi: “En kısa sürede bu üçlü zirve güçlenmelidir. Bazıları Rusya Büyükelçisi’ne yapılan suikastın zirvenin iptal edilmesi için olduğunu düşünüyordu. Ama söz konusu suikast bu ittifakın şekillenmesine neden oldu.
 
Tabi Türkiye hükümeti Amerika’nın tehditlerinden endişe duyuyor ve bu ülke iki yol arasında kaldı. Biz en yakın zamanda bu ittifakı güçlendirmeliyiz.”

Muhsin Rızai, İngiltere’nin iki amaçla Fars Körfezi’ne girdiğini belirterek şunları söyledi: “Onların bir amacı Amerika’nın Körfez’deki boşluğunu doldurmak ve diğer bir amacı da Arabistan’ı kontrol altında tutmaktır. İngiltere ve Arabistan arasındaki ilişkiler zayıflamaktadır. Bu durum, batıya bağlı bütün ülkelerin doğasıdır ve efendiler her zaman uşaklarını kontrol etmekte ve yönetmektedir.”
 
Rızai, Nükleer Anlaşma’nın ihlal edilmesi ve Amerika’nın yaptırımları uzatarak sözünde durmaması ilgili olarak şu ifadelerde bulundu:
“Hükümetimiz nükleer motorların gemilerde ve denizaltılarında kullanılması gibi çeşitli eylemlerde bulundu. Ama bunlar yeterli değildir ve dış politikadaki itibarımız lekelenmemelidir.
 
Eğer bu olay devam eder ve biz kararlı ve keskin bir cevap vermezsek, dış politikamız itibarsızlaşacak ve kimse bizi önemsemeyecektir.”
 
Muhsin Rızai Nükleer Anlaşmanın eriyen kar gibi olduğunu belirtip, “Eğer hükümet bunu engellemezse dış politika itibarımız zarar görecektir” diyerek şunları söyledi: “Hükümet daha fazla eylemde bulunmalıdır. Bu Güvenlik Konseyi’nin ve Nükleer Anlaşma Gözlemci Heyeti’nin sorumluluğudur. Nükleer Anlaşma’nın tam anlamıyla bir cesede dönüşmesine izin vermemeliyiz.
 
Sübvansiyon sistemini geliştirmek İran ekonomisinin kurtuluş yollarından biridir. Eğer sübvansiyonlar ilk formüllere göre uygulanırsa para yüzde doksan arttırılabilir ve mevcut 45 bin tümen 90 bin tümene ulaşabilir.
 
Sübvansiyonlardan elde edilen 80 bin milyar para istihdam yaratabilir. Bu para hacmi küçük damlalar halinde topluma ulaşmakta ve milli hasıla üzerinde etkisi bulunmaktadır.”
 
Rızai, ülkedeki gelişim programlarına ve bunların verimsiz olduğuna değinerek şunları söyledi: “Bizim asıl sorunumuz ülke ekonomisini yönetmektir. Bizim hükümetlerimizin yönetimi gelir değil, gider yönetimidir. Eğer para olmazsa gelir elde edilemez. Hükümetler petrol satarak para kazanmaktadır. Oysaki ilk olarak gelir elde edilmeli daha sonra harcanmalıdır.
 
Bizim, ülkenin ekonomik üst düzey kurulunu oluşturmak için birkaç kişiye ihtiyacımız var. Ülkelerin gelir ve giderleri onları etkilememelidir ve bu kişiler en verimli ve en bilgili kişiler olmalıdır. Mevcut ekonomik kurulun istikrarı yoktur. Bu sistem uzun vadede verimli ve sistemin karar verme yapısının genel politikalarını bilen kişiler tarafından oluşturulmalıdır.
 
Ekonomi, üretim ve sağlık alanındaki yetkiler ilçelere ve şehirlere verilmelidir. Bizim bürokrasi sistemimiz, önceden var olan ve hiçbir değişiklik yapmadığımız bir sistemdir. Bizim yönetim kültürümüz bürokratik, geleneksel ve klasiktir. Biz bu kültürle 20 yıla kadar savaşı sürdüremezdik.
 
Ben politikacılardan ve yöneticilerden eğer fazla hizmet edemiyorlarsa bile en azından Milli Güvenlik Anlaşmaları’nı ve müzakerelerini küçümsememelerini istiyorum. Hepimiz çaba göstermeli ve aynı zamanda güvenliği koruyarak ekonomiyi düzeltmeliyiz.”

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
 BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

( 2 Yorum )

  • MALCOLM-XX ;

    Eğer bu olay devam eder ve biz kararlı ve keskin bir cevap vermezsek, dış politikamız itibarsızlaşacak ve kimse bizi önemsemeyecektir.”
     
    Muhsin Rızai Nükleer Anlaşmanın eriyen kar gibi olduğunu belirtip, “Eğer hükümet bunu engellemezse dış politika itibarımız zarar görecektir” diyerek şunları söyledi: “Hükümet daha fazla eylemde bulunmalıdır.

    ————

    KESİNLİKLE ÇOK DOĞRU SÖZLER SARFETMİŞ SN. MUHSİN RIZAİ …

    22.12.2016 7:59 pm
  • MALCOLM-XX ;

    Ekonomi, üretim ve sağlık alanındaki yetkiler ilçelere ve şehirlere verilmelidir. Bizim bürokrasi sistemimiz, önceden var olan ve hiçbir değişiklik yapmadığımız bir sistemdir. Bizim yönetim kültürümüz bürokratik, geleneksel ve klasiktir. Biz bu kültürle 20 yıla kadar savaşı sürdüremezdik.

    ————–

    VE EVET ŞU AMDA YERİ VE ZAMANI DEĞİL MİDİR BU DOST MALCOLM-XX’İN EKONOMİK ÖNERİLERİNİN ŞİMDİ :

    GÜÇLÜ BİREYLER GÜÇLÜ VE ADİL BİR TOPLUMUN, GÜÇLÜ VE ADİL BİR TOLUM DA GÜÇLÜ ÜLKE YA DA DEVLETLERİN TEMELİDİRLER

    (EDEBALİ: İNSANI GÜÇLÜ KIL VE YAŞAT Kİ DEVLET DE YAŞASIN ! )

    ALLAH’IN ADI VE EHLİBEYT’İN BAĞIŞ VE HİMMETİYLE

    Bir ara Türkiye radikal solu, çözüm adına şöyle söylerdi, ’’İktidar, namlunun ucundadır,’’ diye. Bizde tam tersini söylüyoruz: İktidar, kitleleri başarılı bir şekilde ikna edebilmenin ucundadır. Tekrar ediyoruz: İnsanları değil, fikirleri öldürün. Çünkü zararlı olan ve öldürülmesi gereken insanlar değil, onların zararlı fikirleridir. Gücünüz yetiyorsa onları öldürün! Yetmiyorsa, sizin zaten hiç bir şeye gücünüz yetmez. Kötü, zararlı fikirleri öldürülmüş insan, teşbihte hata olmaz, dişleri çekilmiş köpeğe benzer. Hem ısırmak istese de ısıramaz.’’ Bir de silah kullanılarak, uzlaşılmaz çelişki olarak görülen emek-sermaye çelişkisini, bir tarafın, örneğin tüm patronları ya da işçileri öldürerek bir yere varılması, her şeyden önce kolay ve mümkün değildir. Hem bu insancıl bir çözüm de olmaz. Eğer bizler, kendimizin insan olduğunu ileri sürüyorsak, çözümlemelerimiz de elbette insancıl olmalı. Aksi takdirde kendimize yeni bir isim bulmalıyız. Bizim bu konuda önerimiz şudur: Karşıtların sentez kılınması gerekir. Yani patronlarla emekçileri birbirlerine müsahip kılmalıyız. Bunlar, birbirlerini yok etmesi gereken değil, birbirleriyle müsahip olması gerken unsurlardır. Bize göre diyalektik gelişme, zıtların çatışması değil, zıtların uyuşması, sevgide buluşmasıyla ortaya çıkar. Bu anlamda mükemmel, kalıcı, hakça düzenimize geçişin ilk aşamasında, patronları bir miktar işçileştirip, işçileri de bir miktar patronlaştırarak sorunu insancıl şekilde aşabiliriz. Tabii ki mükemmel düzenimize geçişin ikinci aşaması da var ki, buna da değinilecektir. Yani dünyadaki tüm sorunlar kavgayla değil, sevgi ve uyuşma sonucunda halledilebilmiş ve kalıcı barış bu şekilde kazanılmıştır.
    Ekonomik modelimizi anlatırken Yaratıcı’nın, kutsal taşıyıcı binası olarak sahiplendiği insan vücudunu ve onun mükemmel isleyişini görmek ve üretimi vurgulamak bakımından da, tren kavramı’nı ele almak gerekir. Tren kavramından bahsedebilmek için lokomotifin de, katarların da olması gerekir. Ne lokomotif ne de katarlar, tek başlarına tren kavramını temsil edemezler. Bu bağlamda, birbirlerinin müsahipleri olan üretim faktörleri, örneğin şirketleşmeye gitmekteler; ve şirket kurma aşamasında, taşıyıcılık ve yönlendiricilik bakımından şirketimizin % 51 hissesini, lokomotiflik ya da beyin olma görevini yapacak olan bir veya birden fazla, son derece hümanist ve erdemli kişilere, ve yine bu şirketin % 49 hissesini de, orada katarlık görevini üstlenen çalışan işçilere, hisseleri oranında dağıtılacaktır. Bu durumda her iki taraf da işyerinin hem patronu, hemde işçisi olacaklardır. Gönüllü bir birliktelik sergileyecekler. Aralarındaki ilişki, zorunlu bir patron–işçi ilişkisi değil, gönüllü bir işbirliği ilişkisi olacaktır. Taraflar birbirlerinin müsahibi, yani birbirlerinin dünya ve ahiret kardeşi olacaklar ve bu ekonomik altyapı, kendi felsefi ve inançsal (‘Anadolu Hümanizmi’ isimli olarak) üst kurumlarıyla sürekli takviye edilecektir. Her iki taraf da hem patron olmaktan kaynaklanan kar paylarını hisseleri oranında, hem de işçi olmaktan kaynaklanan ücretlerini alacaklarından, yaşam standartları yüksek olacağı için, hem şirketlerinin kendilerine kazandıracağı yüksek refahı paylaşmış olacaklar, hemde ekonomik yaşamın sıkıntılarını birlikte üstlenme bakımından kader birliği yapmış olacaklardır. Her şeyden önce, işyerinin herkes sahibi olduğu için, insanlar işyerlerini sahiplenecekler ve günümüzdeki mevcut bu düzenin zorunluluk esasına göre oluşan çalışma koşullarında ortaya çıkmış olan grev ve lokavt sözcüklerinden de bahsedilmeyecek; ve aynı zamanda insanların birbirlerini gözettikleri ve refah seviyelerinin yüksek olduğu bu düzende yine zekat, fitre, sadaka vs. gibi şeyleri alanda-veren de, haliyle olmayacak. Bu kavramlar, bundan sonra herhalde artık, ‘Gerçek İslam’ da krallık olmadığı halde, tamamı krallıkla yönetilen ve her türlü adaletsizliğin kol gezdiği, sözüm ona İslam (aslında yalnızca Arap olan) ülkelerinde, ve onların ekonomik literatürlerinde kendi yerlerini idame ettirebilmek için uğraş verecekler sanırım.
    Sevgili dostlar, izniniz olursa, yüceltilmesi gereken bu hümanist düşüncelerin, son derece değerli bir insan olduğu tartışmasız olan Bülent Çelebi isimli bir iş adamınca, kısmende olsa, yaşama geçirilmiş olduğu mutlu haberini, ismini ve tarihini maalesef hatırlayamadığım bir gazetede, ilk defa görmüş olmanın sonsuz heyecanını, sizlere burada anlatabilmem mümkün görünmemektedir. Evrim Ergin isimli gazateci kardeşimizin vermiş olduğu, bu haberi, gelin birlikte

    okuyalım: ‘’Bu şirkette, çaycısından patronuna herkes ortak. Air Ties’in çay ocağında çalışan Gül hanım da, patronu Bülent Çelebi gibi hissedar. ABD’de Silokon Vadisi’nde, çok başarılı işlere imza atarken ve büyük parasal olanaklara sahipken, Türkiye’ye 30 yıl sonra dönerek, Air Ties şirketini kuran Bülent Çelebi, şirkete bütün çalışanlarını ortak etti. Kablosuz teknolojiler geliştiren Air Ties’ta, bugün 140 kişinin çalıştığını anlatan Çelebi, bütün çalışanlarına, şirkete girdikten 6 ay sonra, kendi hisselerinden pay verdiğini söylüyor. Bu sayede, şirkette çalışanların aidiyet duygusunun daha da arttığını ve verimliliğin, son derece yükseldiğini dile getiren Çelebi, ‘’Özellikle ar-ge departmanında çalışan mühendisler, bu uygulamanın değerini daha iyi biliyorlar. Çünkü geliştirecekleri her yeni teknoloji veya uygulamanın, kendi gelirlerini artıracağını, net bir biçimde görebiliyorlar’’ dedi. Air Ties’in bugün, yüzde 70 Pazar payına sahip olduğunu ve 47 milyon ytl. ciro elde ettiğini dile getiren Çelebi, ‘’Türkiye pazarına özel ürünler üreterek, müşterilerin her türlü problemlerini çözüyoruz’’ dedi. Bu pazarın daha hızla büyüyeceğini ve 1 milyar ytl.lik bir büyüklüğe ulaşacağını dile getiren Çelebi, Ukrayna, Rusya ve Yunanistan’a da mal göndermeye başladıklarını söyledi.’’ Yine bu konuyla ilgili olarak, ABD – Oregon’da yaşamakta olan çok çok değerli bir arkadaşımla, bu konu üzerinde yapmış olduğumuz bir sohbet sonrasında o da, ‘’Zannediyorum ABD’de de, bahsettiğin ve de yaklaşık olarak bu proje doğrultusunda faaliyet yürüten ‘Delta Air’ isimli bir hava yolu şirketi var; ve önceden zarar eden bir kuruluş olmasına karşın, sonradan çalışanlarına devredilmesiyle birlikte, şu anda son derece kar eden bir kuruluş durumundadır,’’ demişti. Ve tabii buna parelel doğrultuda, ülkemizdeki Karadeniz uygulamasını da anmadan geçmemek gerekir. Bizler, böylesine mutluluk verici haberlerin devamının gelmesini diliyoruz.

    22.12.2016 8:18 pm
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER