RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Türkiyeli İslamcıların Ütopya İslamı

Türkiyeli  İslamcıların Ütopya İslamı
12.01.2017 © RAST HABER

Allah’ın adıyla

Bir zamanlar İslam devleti hasretiyle yürekleri yanıp tutuşan inkılabcı müslümanlar, İran İslam cumhuriyetinin zafere ulaşmasıyla bu arzularına kavuştuklarını düşünüyorlardı; İslam ülkesine isteyerek veya zorunlu hicret hazırlıkları başlamış, ailece İslam devletinin gölgesinde yaşama düşüncesi bile son derece mutlu ediyordu.

İslam cumhuriyetini görmeden övgüler yağdırmaya başlarlar; gazetelerde makaleler, dergilerde röportajlar, Cuma sonrası mitinglerin ardı arkası kesilmiyordu. İranlı düşünürlerin kitapları tercüme ediliyor, bir biri ardına kitap evleri açılıyor, hedef kültürel alanda inkılabın mesajını Türkiye’ye aktarmaktı.

Medhiyeler düzüp övgüler yağdırdıkları İslam ülkesinin nasıl olduğunu bilmiyorlardı. Zaten o güne kadar dünyanın hiçbir yerinde bir İslam devleti görmemişlerdi. Ancak hayallerde canlandırılan, arzular yumağından oluşturulmuş bir İslam devleti vardı kafalarda.

Bir İslam devletinde yaşamışlar mıydı? Hayır. Bir İslam modeli ellerinde var mıydı? Hayır. Peygamberin İslam devletini görmüşler miydi? Hayır. Öyleyse görmedikleri, yaşamadıkları bir İslam devletinin neyini onaylıyor ve benimsiyorlardı? İşte asıl mesele buydu; gerçeklerin değil de hayalin peşinden koşmanın neye mal olacağını bilmiyorlardı.

1-Hayal ve Ütopya(Tasarlanmış İdeal Toplum)

Bu devrimci İslamcılar zihinlerinde tasarladıkları arzular yumağından bir İslam devleti kurmuşlardı; hadislerden okuduklarından duydukları Medineyi fazılanın/ideal toplumun özellik ve güzelliklerden, cennet nimetlerinden donaltılmış bir devlet kurmuşlardı hayallerinde.
Kafalarındaki ideal İslam devlet modeli ile birlikte gittikleri İran’da ilk gördükleriyle şok oluyorlar, “Olsun inkılab daha yenidir, bunlar olabilir” diyerek kendilerini avutmaya başlıyorlardı.

Zamanla bazı şeylerin yolunda olmadığını düşünmeye başladılar, “dayatılmış bir savaş vardı İran’a, öyleyse gördükleri normal karşılanabilirdi, vb bahanelerle kendilerini kandırmayı tek seçenek olarak görüyorlardı. Yıllar geçmişti hala kafalarındaki İslam devletini arıyorlardı, kendi hayal güçleriyle oluşturdukları İslam devlet modelinden vazgeçmiyor, kafalarının bir köşesinde duruyordu.

Sekiz yıllık savaş süresince cephelerden eksik olmadılar, bazıları gizli, bazıları aşıkara savaş cephelerine gidiyor, İslam inkılabının korunması için canlarını dahi feda etmeye hazır olduklarını gösteriyorlardı. Kendileriyle konuştuğun zaman sadakat ve samimiyetlerinden şüphe etmezdin.

Arzuladıkları İslam modelini pratikte göremiyorlardı; taşlar yerine oturmuyor, dikilen hayal binasında bir boşluk hemen sırıtıyordu; kendilerini savaş, cephe, mücadele, cihad gibi değerlerin üzerinde saatlerce konuşarak doyurmaya çalışıyorlardı. Sabahlara kadar tahlil ve analiz ederlerdi; bıkmadan yorulmadan konuşuyor, konuştukca daha da çıkmaza giriyorlardı.
Katıldığım bir kaç toplantılarında öyle heyecan verici, insanı coşturucu sözler duydum ki, sanki inkılabı bunlar gerçekleştirmiş, inkılabın gerçek sahipleri bunlar ve gördükleri hataları da yakında düzelteceklerdi.

Bu devrimci İslamcılar, “hayali İslam devletiyle gerçeklerin İslam devletinin” farkını anlayamayacak kadar ütopyacıydılar.

2- Hodmihverlik ( ben eksenlilik)

Bu devrimci İslamcılar kendilerini, bu hayali düşüncelerine öyle kaptırmışlardı ki kendilerinden başkasını beğenmez, kimsenin kendilerinden daha iyi anlayabileceğini kabul etmezlerdi. Görüşlerine yakın birini bulsalar onu kendilerine delil sunarlardı. Kendilerini herşeyin odak noktasına oturtarak kendilerini mihver görüyorlardı, neticede “hodmihverlik” oluşmuştu ruhlarında.

Bu devrimci İslamcıların en tehlikelisi sözde İran İnkılab uzmanı sayılan abilik görevi üstlenmiş kişilerdi ve kendilerine teveccühü bir fırsat bilip kendi İslam anlayışını çaktırmadan empoze ediyorlardı.

Bazıları ise basın yayın organlarında can siperane çalışıyorlardı; gece gündüz demeden basın yayın aracılığıyla tebliğ ediyor inkılabın mesajını dünyaya çeşitli dillerde duyurma mücadelesi veriyorlardı.

Kendilerine bazı gerçekler anlatılmaya çalışılsa da anlamakta zorlanıyorlardı, kafalarındaki ütopyanın uçup gitmesinden, hayallerinin yıkılmasından korkuyorlardı. İslam inkılabının her şeyini toz pembe gösteren bazı inkılabcı kesimın tavır ve davranışları bunların bu düşüncelerinin tuzu biberi oluyordu.

Hz.Ali (as) hükümetinin gerçekleştiğini gördüklerinde hemen biata yönelip hz.Ali’nin (as) yanında yer alıyorlar ve Muaviye’ye karşı savaşa koşuyorlar. Hz. Ali (as) hükümetinin adalet yüzü kendilerine gösterilince, haricilerin yolunu tutmaktan çekinmezler bu tip devrimci, ütopyacı müslümanlar.

Çünkü kendilerini hak ölçüsü görüyor, İslam devletinin doğruluğunu da kafalarındaki hayaller ülkesi ile tatbik etmeye çalışıyorlardı.

İmamHumeyni’nın barış beyannamesini kabul etmesiyle sesler yükseliyor, mırıldanmalar itiraza dönüşüyor. hz. Ali’ye (as) Sıffeyn mütarekesini dayatanlar hz. Ali’yi (as) neden barışı kabul ettin diye tekfir edip hariciler adında.sapık bir grup olarak ortaya çıkarıyorlardı.
Savaş sonrası teker teker dökülmeye başlıyor bu İslam devleti arzusuyla yanıp tutuşanlar, neden mi? Meğer bunlar, İslam devletinin kendi kafalarındaki gibi olması gerektiğini düşünüyor, dünyanın neresinde olursa olsun kafalarındaki ütopyacı modele uymayan devletin İslami olmadığını söylemeye başlıyorlardı.

Yıllarca Allah için az da zahmetlere katlanmadılar yani; inkılabı tanımak isteyenlere kendi kafalarındaki İslam devleti modelini anlattılar, inkılabçı olmak isteyenleri vazgeçirdiler, İslam cumhuriyetine ziyarete gelenleri donanmış bir zıddı inkılab olarak geri gönderdiler.
İslam Cumhuriyeti’nin dayandığı ilkeleri, Şia’yı tanımak isteyen Sünni müslümanları Şia’ya düşman yapıp salıverdiler. Araziye uymak için kendilerini Şia gösterip kendi İslam/inkılab anlayışlarını bir Şia’nın ağzından söyleniyormuş imajı verdiler. Şia mektebini seçmek isteyenlere engel olup İmam’ın bizlerden böyle birşey istemediğini hatta muhalif olduğunu empoze ederek insanları ikileme sürüklediler.

3- İmam “Sünnilerin Şii olmasını istemiyor ve buna karşıdır” zihniyetinin tahripleri

Ne yaptığının farkında olmayan bu sözde devrimci İslamcılar her yeni dönemde bir yol tutuyor; hariciler gibi renkten renge bürünüyorlar; ne istikrarlı bir yolları var, ne belli bir hedefleri. Ne bir önderleri var, ne de yarenleri. Tek yapabildikler iş kafa karıştırmak, kavramlar kargaşası içinde hakikati boğmaktı. “Şii olduk” diyor İmam Caferi Sadık’a benzerlikleri yok, dostlarıyla bir araya gelince Hanefi fıkhını savunuyor ona göre amel ediyorlardı. Ne Cafer-i Sadık ile sadakati yakalayabildiler, ne de Hanefi ile hanif yolunu bulabildiler.

Şartlara göre mezhebi görünüm sergiliyorlar, bunu da erdemmiş gibi savunuyorlardı. Kendilerini mezhepler üstü görüyor ve yeni bir yol çıkararak mezhebi takıntıları olmadıklarını göstermeye çalışıyorlar. Bu mezhebsizlik görüşlerine de İmam Humeyni’den (r.a) delil getirmeye çalışıyorlar; “İmam kimsenin mezhep değiştirmesini istemiyor, İmam buna karşıdır”.

Bu devrimci İslamcılar, bir şey duymuşlar ama nasıl olduğunu kavrayamamışlardı, kapasite meselesi iste.

İmam, İslami vahdetin manasını açıklarken, “İslami vahdet, Sünninin Şia , Şiinin de Sünni olması değildir, bir kimsenin kendi mezhebini bırakıp başka bir mezhebi seçmesi değildir. İslami vahdet, herkesin hendi inancını koruyarak müştereklerde bir olmasıdır”. İmam’ın diğer bir görüşü ise “mezhepcilik politikası güdülmemesi” ve “mezhep yaylımcılığı politikasına” karşı oluşudur. Bu iki düşüncenin neresinden bu devrimci İslamcıların çıkardığı mana anlaşılıyor? Aslı astarı olmayan “La Şiiye- la sünniye, vahdeti İslamiyye” sloganını Osman’ın gömleği yapıp hem Şiiye, hem de Sünniye darbe vurmaktan çekinmezler çünkü hayali İslam devlet anlayışlarının yanına bir de hayali mezhep modeli çıkarıyorlar. Halbuki vahdet her iki kesimi reddetmekle değil her iki kesimin gerçekliğini kabul etmekle mümkündür.

4- Türkiye-İran savaşının çıkmasından korkuyorlarmış

Bu sözde devrimci müslümanlar yıllarca Türkiye tağut rejimdir diye mücadele verdiler. Her türlü propaganda ve tabliğatı yaptılar. Hatta bunun için en iyi yerin o zamanlar İslam Cumhuriyeti olduğuna inandıkları İran olduğunu düşünüp hicret edenler bile olmuştu. Şimdi ise İran’dan kaçıp geri dönünce tekrar kaset başa sardı; İran aleyhine propagandaya başlıyorlar.

İran’ın Suriye konusunda haksız olduğunu, Türkiye’nin ise Suriye hakkında doğru siyaset takip ettiğini düşündüklerinden, sanki savaş ihtimali varmış da(!) İran ile Türkiye arasında savaş çıkmasından korkuyorlarmış. Geldikleri nokta; dün yıkmak istedikleri laik sisteme daha yakın hissediyorlar kendilerini. Daha adil davranıyormuş bölgesel meselelerde. Daha anti emperyalistmiş. Daha anti siyonistmiş ve…

Son gelinen nokta ise Şiiler aleyhine probaganda başlatıp İslam Cumhuriyetinin Ortadoğu’da takip ettiği siyasetin doğruluğunu gölgelemek ve halkların uyanışını engellemekdir.
İran üzerinden Şiiliği karalama, Şiilik üzerinden İran’ı yıpratmayı düşünüyorlar.

Abdullah Özgür

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

 BU HABER HAKKINDA YAPILAN YORUMLAR

( 10 Yorum )

  • EBU HUSEYIN ;

    Turkiyenin “devrimci muslumanlari” ABD’nin bir ara yaydigi HIP gencligine benzerler.
    Ne bir gelecek için projeleri verdir, ne bir kimlik tanimi yapma hisiyatlari vardir, sadece heycan ve onemli olmak.
    Musluman Kim?
    Islam ne?
    Din ne?
    bu tanimlari bilmeden, yada içi bosaltilmis ve farkli hikayeler ile doldurulmus olarak yasamak.
    1996 da bir can dostuma sordugum soru ve ayni zamanda yaptigim su elestiri onu uzmustu.
    Biz “devrimci muslumanlar”in derdi ne? Ilerde yonetimde bir iktidar dusun.
    – Bas ortusunu serbes birakirsa !
    – Filistin davasina sahip cikarsa !
    – Resmi organlarda Dini yasamak için serbestlik getirise !
    Bizlerin derdi ne olur o zaman? cevabi yoktu cunku proje yoktu.
    O zamanlarda adi sani cikan çok kardeslerimiz bugun silindilere, sistem asimile etti yutu onlari, yeni nesiler ise para ve sohret için TV kanalarinda vede kose yazilari ile tefrikaciliga soyundular.
    samimleri ise ogunde bugunde ayni seyi yapmakta. degisen bir sey yok, zamandan baska !
    Cunku bizlere Hikaye anlatilar, bizlerde o hikayeyi sadece konusarak yasadik ve bizden sonralarinada ayni hikayeyi aktardik fakat gercekleri, reel hayati taniyamadik ama aksine yasadik.
    Turkiyedeki islamciligin, Ne sunni’si Sunni,! ne Siasi Sia ! herkez kendisine anlatinlan hikayenin kahramani olmak istiyor ama Gercek hayatta degil, Kendi hayal dunyasinda.
    Gercek hayatta ise onu saran tabulari, yasam tarzi, aliskanliklari, sosyal cevresi, ailesi, isi oylesine karisik bir hapisanesi varki kurtulmasi imkansiz.
    “Islami devrimcilik” onun bir uyusturucusu, guzelikler dunyasi, fakat reel hayati, onu kendine kole kilmis, kurtulmasi imkansiz.
    iste budur turkiyedeki “islami devrimcilerin” akibeti.
    artik buna nasil bir ad veriseniz verin, mesala sizin yaptiginiz gibi “Türkiyeli İslamcıların Ütopya İslamı”

    13.01.2017 1:29 am
  • MALCOLM-XX ;

    İslamcıların İslam İnkılabına Bakışları Değişti mi Yoksa Başından Beri Böyle miydi?

    ————–

    SAYGIDEĞER YAZARIN ELİNE VE YÜREĞİNE SAĞLIK ÇOK BAŞARILI VE ANLAŞILIR BİR BİÇİMDE ÖZETLEMİŞ KONUYU. ÖNEMSEDİĞİM KISIMLARI DA ÖZETİN ÖZETİ ŞEKLİNDE AŞAĞIYA ALDIM.

    (BENDENİZE GÖRE KONUNUN ÖZETİ ŞU:

    YILLARCA HAÇLI VE SİYONİST İLETİŞİM, YARDIM, ETKİLEŞİM VE EL ALTI YÖNLENDİRMELERİYLE DEFORME OLMUŞ, ANA İSLAMİ YÖNELİMDEN SAPTIRILMIŞ YANİ ONURLU VE DEVRİMCİ PEYGAMBER VE KUTLU EVLATLARI OLAN PAK EHLİBEYT’İNİN YÜRÜMEKTE OLDUKLARI O DOSDOĞRU ANA YOLDAN AYRILMAK ZORUNDA BIRAKILDILAR BU HAÇLI VE SİYONİSTLERLE , ONLARIN İSLAM İÇERİSİNDEKİ YERLİ HANÇERLERİ OLAN ARABİSTAN’IN GAYRİ İSLAMİ VE SELEFİ, TEKFİRCİ VAHHABİLİĞİNİN DE EL ALTI MÜDAHALESİ VE BASKIN ETKİLEMESİ VE YÖNLENDİRMESİYLE DE MAALESEF DEFORME EDİLEN TÜRKİYE İSLAMİ HAREKETİ VE TOPLUMUNA BU DEFORME İSLAMİ YAKLAŞIMLARI DA YİNE MAALESEF SÜNNİLİK YA DA BEN MERKEZCİ EHLİ SÜNNET AKAİDİ OLARAK SUNULUP, YILLARCA MASUM VE BAKİR BEYİNLER İGDİŞ EDİLDİ TÜRKİYE İSLAM YAŞAMINDA ! YILLARCA İSLAMİ TEVHİT ANLAYIŞININ GERÇEKLEŞMEMESİ , ASGARİ MÜŞTEREKLERDE BULUŞMAMALARI VE İSLAMİ ORTAK TOPLUM YAŞAMLARINDAKİ KUTSAL SİNERJİNİN , ALLAH’IN DESTEK VE BEREKETİNİN ORTAYA ÇIKMAMASI İÇİN SÜREKLİ OLARAK HAÇLI VE SİYONİST SERMAYE DESTEĞİ, KATILIMIYLA ELE GEÇİRİLMİŞ OLAN
    TÜRKİYE MUHAFAZAKAR MEDYASININ SÜREKLİ POMPALADIĞI VE KÖRÜKLEDİĞİ İRAN VE ŞİİLİK, NUSAYRİLİK, ALEVİLİK, KIZILBAŞLIK VE RAFIZILİK DÜŞMANLIĞI VE YÖNLENDİRMESİYLE MAALESEF GERÇEK ONURLU MUHAMMEDİ İSLAMA TAMAMEN YABANCILAŞMIŞ, DEFORME BİR İSLAMİ TOPLUM VE ANLAYIŞ ORTAYA ÇIKMIŞTIR, ÇIKARILMIŞTIR, TOPLUM MÜHENDİSLİĞİ ÇALIŞMALARIYLA VE YILLARCA SÜREN BU ENGELSİZ YÜRÜTÜLEN BU HAÇLI-SİYONİST OPERASYONLARI SAYESİNDE MAALESEF !!!…

    ALLAH RIZASI İÇİN BU ÇARPIKÇA DURUMU TOPARLAYABİLİP DE, BU MİLLETE İNSANİ VE İSLAMİ TEVHİT YOLUNDA, BARIŞ YOLUNDA YARDIMCI OLABİLECEK OLANLARA GERÇEKTEN AŞK OLSUN VE ALLAH’DA YAR VE YARDIMCILARI OLSUN DOĞRUSU !!!…

    13.01.2017 8:07 am
  • mehmet hanifi inanç ;

    sayın abdullah ağabeyim,

    talut ile calut ordusunu örnek verirsek,hani kimse su içmesin sadece susuzluğu giremek için bir iki yudum dışında.bu emre uymayanlar nasıl ki suyu kana kana içtiler,düşman ordusunu görüp korktular.içlerinde çok azı içmeyerek,nice az topluluk çok olan galip gelmiş diyerek düşman ordusuna karşı savaştılar ve davut calutu öldürdü,peygamberlik verildi.bugünün müslümanıda su içenler gibi yaptılar.iran neden caferi sadık fıkhını seçti diyorlar,ya allahınızın aşkına,bunlar hanefi fıkhını uygularken oluyorda,iran caferi fıkhını uygulayınca neden yanlış yapmış oluyor??? ayrıca hani ehlibeyti seviyordunuz? demek ki sadece dilde kalıyor…yüreklere inmiyor. onun için amerika ve israil aleyhinde tek bir kelime söylemezler,çünkü su içtiler ancak musaya karşı gelirler. selam olsun musanın yokluğunda,haruna tabi olanlara.

    13.01.2017 12:18 pm
  • haci bayazit ;

    “Akıl sahipleri islam insanların dünya ve ahiretini düzenleyen din ahlak maneviyat dairesi/Islam dairesi kayıt altına alınmış hayat nizamı’dır! islam’da iki yolu vardır aşağıda görüldüğü şekilde; buradaki mücadele yolcunun dünya ve ahiretini belirler.”

    Allah’ın selamı rahmeti,
    dünyanın emniyeti islam’ın beli ve omurgası ‘maneviyatın’ merhamet ve marifet kaynağı hüseyni duruş/direniş cephesi ile masum ve mazlumların üzerine olsun.

    Deccalin takipcileri ilahlarını gölgelededikleri emperyalist güçlere, o kadar iman ediyorlardı’ki herşey onların istekleri doğrultusunda gerçekleşeceğini sanıyorlar’dı…

    Hakikat olan ise;
    Alemdeki herşey ‘din ahlak maneviyat dairesinde’, iki kural bağlamında;
    Vahy’in/ışığın öne aklın/gölgenin arkaya alınması kalbin maneviyat ve adalete meyletmesi insanların din‘e uyması ile Rahmani Hal hz Ali efendimiz meşrebin‘de Peygamberinin izine düşüp Allah’ın hesabına yatkın hazırlanması ile gercekleşir.

    Veya
    aklın/gölgenin öne Vahy’in/ışığın arkaya alınması kalbin siyaset ve menfate meyletmesi din’in insanlara uydurulması ile şeytani Hal muaviye meşrebin‘de insanların şeytanın hesabına yatkın hazırlanıp izine düşmesi ile gerçekleşir… ancak insanların şeytanın izine düşmesi sonucu Allah ile arasındaki bağ kopar; böylece şeytanı ilah edinenler, “Allah’ın hesabı/adaleti gereği” dünyada ve ahiretde kaybedenlerden olur.

    Bu iki kural asla bir araya gelmez; ve sonuçların gelişmesi sadece zaman ile ilgilidir ama Allah’ın vadi/adaleti gereği asla değişmez…
    açıkcası,
    belki ibret alırlar diye Allah (cc) bazı olaylar (Ehl’i Beyt) üzerinden alemi imtihana çeker muaviyenin/şeytanın takipcilerini bertaraf eder. (hak hakikat arınmış ehli maneviyat ve adalet burcuna yükselirken siyaset menfat mazlahat ehli devamlı baskı zülüm ve yıldırma usulleri ile kaşı gelir… yani onlar Ehl’i Beyt üzerinden din’in hakikatına karşı gelir; böylece Hak ile Batıl ‘kazanan ile kaybeden‘ ayırt olur.) Hacı Bayazıt

    14.01.2017 12:53 pm
  • MALCOLM-XX ;

    SAYGIDEĞER YAZAR SERDAR DUMAN BEY’İN SON DERECE OBJEKTİF BULDUĞUM BU DÜZEYLİ YAZISINI OKUDUM; BU BAŞARILI ÇALIŞMASINDAN DOLAYI KUTLYORUM KENDİSİNİ VE BAŞARILI ÇALIŞMALARININ DEVAMINI DİLİYORUM. YAZISININ ÖNEMLİ VE OBJEKTİF KISIMLARINI, KENDİSİNİN AFFINA SIĞINARAK AŞAĞIYA ALIYORUM. ESENLİK DİLEKLERİMLE.

    İran, devrimden itibaren Müslüman halklar nezdinde ciddi bir itibar kazanmıştı. Bu itibar sadece Şii nüfusun yaşadığı bölgeleri değil, Sünni nüfusun yaşadığı bölgeleri de kapsıyordu.  Doğal olarak Şiiler üzerindeki etkisi daha fazla idi.

    İran’ın politik çizgisi “panİslamizm” üzerine oturur. Mezhebin Şii olması nedeniyle bu çizgide elbette Şii karakter hissedilir. Ancak bu gerçeğin bir mezhepçi duruşa tekabül ettiğini söyleyemeyiz. İran’ın Bosna’da, Cezayir’de, Filistin’de, Sudan’da ortaya koyduğu pratikler bu savımızın kanıtlarıdır.

    Rahmetli Erbakan Hoca da Panislamist çizgisi nedeniyle, İran İslam İnkılabı ile ilişkilere büyük önem vermiştir. Erbakan Hoca sürekli vahdet vurgusu yaparak mezhepler üstü bir İslam birliği hedefini önümüze koymuştur. Öncülüğünü yaptığı D8 projesinin en önemli destekçisi İran idi. Erbakan Hoca’nın İran’ın mezhepçi politika yürüttüğüne dair tek bir mesajı mevcut değildir.

    Davutoğlu’nun başını çektiği kadro “Yeni Osmanlı” tezi üzerinden başta ülkemiz olmak üzere coğrafyamızdaki taşları yanlış bir şekilde yerinden oynatmıştır. Şu andaki mevcut iktidar bu taşları tekrar yerine oturtmak telaşı içindedir.
    Ak Parti iktidarı inişli çıkışlı politikaları bir kenara bırakarak, cesur bir şekilde bu tezi tarihin çöplüğüne attığını ilan etmeli ve bunun gereğini yapmalıdır.
    Türkiye İslam coğrafyasının abiliği havasından acilen kurtulmalı, çözümün başta İran olmak üzere İslam ülkeleri ile kurulacak ittifaklarda olduğunu fark etmelidir. Stratejik derinlik tam da budur. (İslami Analiz)

    15.01.2017 2:55 pm
  • MALCOLM-XX ;

    SAYGIDEĞER YAZAR MEHMET YAVUZ ARKADAŞIMIZ, İNSANİ VE İSLAMİ KARDEŞLİK ANLAYIŞI ÖNEMSEMİŞ VE BİZE DOĞRU O SAYGIDEĞER ADIMINI ATMIŞ, TABİİ Kİ BU BAĞLAMDA BİZ KARDEŞLERİNE DÜŞEN GÖEREV DE, KARDEŞİNE İKİ ADIM GİDİP, KARDEŞİMİZİ TANIMAK VE TEŞEKKÜRLERİMİZİ SUNMAK OLMALIDIR GÜZEL VE YAPICI YAKLAŞIMLARINDAN DOLAYI KABUL BUYURURSA ELBETTE Kİ.

    Müslümandan kaçıp “zebunkûş” celladın olmayan merhametine sığınan bîçarelerin üzerine aşağılayıcı kahkahalar eşliğinde sidik yağdırılması, sözün bittiği yerdir.

    ( SANIRIM SAYGIDEĞER YAZARIMIZ ŞEYTAN İSRAİL VE ONUN İSLAM İÇERİSİNE SOKMUŞ OLDUĞU ‘KAFA KESİCİ, CİĞER SÖKÜCÜ HANÇERİ OLAN IŞİD, EL KAİDE, EL NUSRA VS. GİBİ İSLAMSI, İSLAM GÖRÜNÜMLÜ TERÖR ZERZEVATLARINDAN BAHSEDİYOR !…

    Evet, çiçek bahçesine benzinle, barutla, silahla, ateşle girilmez.

    Kafa kesmeyi, insanları diri diri yakmayı, hür ve özgür olarak yaratılmış bir insanı köle veya cariye olarak görmeyi “cihad” zanneden anlayışlara bel bağlanmaz.
    Bahçenin içinde bitmiş “ayrık otları ve dikenler” ile mücadele, bu medeniyet tasavvuru ile yapılmalıdır.
    Diğer çiçeklere ve bahçenin tamamına zarar vermeden…
    Hikmet, rahmet ve “Sulh-barış en hayırlı olandır” rahmanî anlayışı ile…

    BİZ KARDEŞLERİNDEN DE SAYGI, BAŞARILI ÇALIMALARININ DEVAMI VE ESENLİK DİLEKLERİMİZLE.

    15.01.2017 3:21 pm
  • MALCOLM-XX ;

    BİR BU İKİ DOST (SERDAR DUMAN VE MEHMET YAVUZ) YAZARIMIZA DA AFLARINA SIĞINARAK ÖNEMLİ HATIRLATMAMDIR !

    GEZETELERİNİZ HİÇ DE DEMOKRAT VE KATILIMCI GAZETELER DEĞİL !
    SATGIDEĞER VE DÜZEYLİ OKUR YORUMLARINA YER VERMEYEN , KENDİSİ ÇALIP, KENDİSİ OYNAYAN TÜM MEDYAYI DEMOKRAT VE KATILIMCI , DAHA DA DOĞRUSU, MAALESEF ‘HALKA AİT’ BULMADIĞIMI, BULAMADIĞIMI ÖNCELİKLE VE ÖNEMLE BELİRTMEK İSTERİM !!!…

    15.01.2017 3:35 pm
  • EBU HUSEYIN ;

    ISLAMCILIK VE MUSLUMANLAR NNIYETLER VE AMELER
    Bulundugumuz cag, bilgi caginin iletisimde oldugu cagdir. Yani Bilmediklerimize kolyaca sahip olabilem cagidir. Bununla beraber sikintimiz ise herzamanki gibi, Bildiklerimiz ve amel ettiklerimiz arasindaki bagdir.
    Insallah Bu dengeyi saglari dahada guzel gunleri yasamaya kendimize laik goruruz.
    Fintenin yukselmesi bilgilerin kirliligi ve bu kirlenmis bilgilerin hizlica kitlelere ulasmasidir.
    Dolaysi ile secicilik yine samimiyet ve ihlasi yapiya vede pinarin kaynagina yonelmek ile olmaktadir.
    Herzamanki sikintida budur. kaynagimiz nedir? tarihi boyunca degismiyen nefis, hirs, derin arzulara dalmak, vede Allah için, Allah için, Allah için yasamamak ve amel etmemektir.
    Allah Rizasi sahip olmak içinmi ? yoksa islamci olmak içinmi?

    15.01.2017 4:34 pm
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER