RAST HABER- Sondakika İslami haber RASTMEDYA RAST YAYINLARI

Üstad Necmeddin Tabesî ile İmamet ve Mehdîlik Üzerine Bir Söyleşi

Ahir zamanda bir kurtarıcının ortaya çıkacağı inancı bütün semavî dinlerin başat inançlarından birini oluşturur. Aşağıda okuyacağınız söyleşide, Hüccetülislam Necmeddin Tabesî, temel Ehl-i Sünnet kaynakları çerçevesinde İmamet ve Mehdîlik konusunu ele aldı.

Üstad Necmeddin Tabesî ile İmamet ve Mehdîlik Üzerine Bir Söyleşi
05.02.2017 © RAST HABER

İmamet ve Mehdîlik, her çağın en güncel tartışması olmuştur. Ahir zamanda bir kurtarıcının ortaya çıkacağı inancı bütün semavî dinlerin başat inançlarından birini oluşturur. Aşağıda okuyacağınız söyleşide, Hüccetülislam Necmeddin Tabesî, temel Ehl-i Sünnet kaynakları çerçevesinde İmamet ve Mehdîlik konusunu ele aldı.

 

 

– Önce, bize İmamet ve Mehdîlik konusunda yaptığınız çalışmalardan ve kitaplarınızdan söz eder misiniz?

 

– Bendeniz bu iki konuda çeşitli kitaplar kaleme aldım. Yayımlanan ilk kitabım Çeşmendazi be Hükûmet-i İmam-ı Zaman (a.s.) (İmam Zaman Devletinin Tasviri) başlığını taşıyor. Bu kitabımı yazmaya Şuş bölgesinde cephedeyken başlamıştım. Şimdide kadar otuz baskı yaptı ve İngilizce, Urduca, Arapça, Rusça ve Almanca gibi dillere tercüme edildi. Ayrıca, kardeşlerimin ve fazıl dostlarımın katkılarıyla, sekiz ciltlik Mucem-i Ehadis-i İmam Mehdî (a.s.) başlıklı, İmam Mehdî hakkında varid olan hadislerin alfabetik sırayla ele alındığı bir sözlük hazırladım. Bunlardan başka, otuz yıl önce yazdığım Recat ez Nazar-i Şia (Şia’ya Göre Recat) başlıklı bir kitabım bulunuyor. Bir başka kitabım Tâ Zuhur (Zuhura Değin) başlığını taşıyor. İki ciltten oluşan bu kitapta İmam Zaman’la ilgili önemli tartışmaları ele aldım. Bunların dışında yine İmamet ve Mehdîlik konusunu işleyen ondan fazla kitabım var. On yıldan fazladır derslerimde İmam-ı Zaman konusunu işliyorum. Öte yandan, Velayet ve el-Kevser kanallarında Mehdîlik konulu programlarım yayınlanıyor.

 

– Mehdîlik araştırmalarının öneminden söz edebilir misiniz?

 

– Mehdîlik konusu birkaç bakımdan önemlidir: Birincisi, bu konudaki ayet ve rivayetlerin sayısı dikkat çekecek oranda çoktur. Çalışmalarımız neticesinde iki yüz ayetin ve Şiî-Sünnî hadis derlemelerinde yer alan iki bin hadisin bu konuyla ilgili olduğunu tespit ettik. Ayrıca, bu konuyla ilgili beş binden fazla kitap yazıldığını da saptadık. Öte yandan, dinî mercilik makamı ve ilim havzaları İmam-ı Zaman’ın (a.s.) varlığının delilleri ve nişaneleridir. Ayetlerin ve hadislerin sayıca çokluğunun yanında İmam-ı Zaman’ın asıl, bütün görüngülerinin ise kopya olduğu, O’nun zuhurunun mazharları olmaları hakikati konunun önemini ve araştırılmasının gerekliğini açıkça ortaya koyuyor. Bütün bunların yanı sıra İslâm düşmanlarının, bizim kuvvet noktalarımızın en önemlisi olan Mehdîlik inancını suiistimal etmeleri konuyu daha da önemli bir hale getirmektedir.

 

– Düşmanların Mehdîlik inancını suiistimal ettiklerinden söz ederken tam olarak neyi kastediyorsunuz?

 

– Bu inanca dayalı münharif fırkaların vücuda getirilmesinden söz ediyorum. Yemanî ve Hasanî isimlerinde birtakım sahte şahsiyetlerin, İmam Mehdî (a.s.) ile istedikleri zaman görüşebildiklerini iddia etmeleri, O’nunla mektuplaştıklarını öne sürmeleri, böyle bir gündemin oluşturulmasını örnek verebilirim. Son zamanlarda sıkça karşılaşılan bu gibi olaylar, perde arkasında bunları yönlendiren bir elin varlığına delalet etmektedir.

 

– Bu sapmalar ve söz ettiğiniz olaylar ne gibi sonuçlar doğurur?

 

– Çok sayıda menfi sonucu olacaktır. Ezcümle dinî mercilerden umut kesilir, toplumda karamsarlık hâkim olur. Nitekim onların istedikleri de merciliğin tamamen ortadan kalkmasıdır; güya gaybet döneminde mercilerin aracılık etmediği, herkesin İmam-ı Zaman’la bizzat irtibat kurup iletişime geçtiği düşüncesini ortaya çıkarmak ve böyle bir algıyı yaygınlaştırmak istemektedirler. Bütün bunlar beraberlerinde çok tehlikeli sonuçlar getirirler. Bunun bir örneği, Necef’te ortaya çıkan ve dinî merciye suikast planlayan, ancak Allah’ın takdiriyle bu planı suya düşen Sema Ordusu hareketidir. Örnekler çoğaltılabilir. Neticede bu tür hareketlere mensup olanların inançları zarar görmektedir.

 

Mehdîlik konusuna eğilmeyi gerektiren bir diğer sebep, bu konuya gösterilen küresel ilgidir. Afrika’dan Sudan’dan ve Avrupa’dan İsveç, Danimarka gibi ülkelerden insanlar beni davet ettiler ve ben onlara Mehdîlik inancını anlattım. Bu, Mehdîlik düşüncesinin bugün dünyanın güncel meselelerinden biri olduğunu, çok fazla ilgilisi bulunduğunu gösterir. Bütün bunlar, ilim havzalarında müderrislerin bu konuya eğilmelerini gerektirir. Böylelikle sapmaların ve hurafelerin önü alınabilir ve hakikat, bir inanç meselesi olarak insanlara anlatılır. Nitekim İran İslâm Cumhuriyeti Rehberi Ayetullah Hamaneî de bir konuşmasında bu hususa dikkat çekmiş ve Mehdîliğin âlimane bir dikkatle ve tutumla ele alınması gerektiği üzerinde durmuş, bu konunun geçiştirilemeyeceğini vurgulamıştır.

 

– Ehl-i Sünnet’in Mehdîlik konusuna yaklaşımı nasıl?

 

– Geçmişte ve günümüzde Mehdîlik inancını kabul eden Sünnî âlimler bulunmaktadır. Elbette onların inanması veya inanmaması bizim açımızdan farksızdır, çünkü bizim inancımız sağlam delillere dayanmaktadır. Bizim Ehl-i Sünnet’in bu konudaki görüşünü dillendirmemizin nedeni, öncelikle onları bu inançtan haberdar etmektir. İkinci olarak da bizim bu inanç bağlamında tek olmadığımızı göstermektir. Mehdîlik inancını, İbn Haldun gibi birkaçı dışında bütün Ehl-i Sünnet uleması kabul etmektedir.

 

– Sünnî âlimlerin görüşlerinden örnekler vererek konuyu biraz açabilir misiniz?

 

– Sünnî ulemanın konuyla ilgili görüşlerini size kısaca aktarayım. Cüveynî şöyle der: “Her kim Mehdîlik inancına, sünneti inkâr maksadıyla muhalefet ederse kafir olur; lakin sadece âlimlerin görüşlerine muhalefet ederse cezası tazirdir.”

 

Mutaassıp İbn Kesir en-Nihaye fi’l-Fiten ve’l-Melâhim adlı kitabında (c. 1, s. 15) şöyle yazar: “Ahir zamanda gelecek olan ve raşit halifelerden ve hidayet edici imamlardan biri olduğu belirtilen Mehdî hakkında çok sayıda hadis vârid olmuştur.”

 

Tirmizî’nin Sünen‘ine yazdığı şerhinde, Tuhfetu’l-Ahvazî‘de Kefurî (c. 6, s. 402) şöyle yazar: “Mehdî’nin huruç edip zahir olacağı sözü, hak sözdür.”

 

Ehl-i Sünnet âlimlerinden bir kısmı da Sakaleyn Hadisi’ni delil göstererek Ehl-i Beyt’ten bir kişinin her devirde olması gerektiği sonucuna varmışlardır. Mesela Uceylî, söz konusu hadisi ele alırken şöyle yazar: “Bu hadisten, Kitab’ın, Sünnet’in ve Ehl-i Beyt’in kıyamet gününe değin var olması gerektiği anlaşılır.” Yine Cevâhirü’l-Ikdeyn kitabında (c. 2, s. 96) şöyle kaydedilir: “Bu hadisten anlaşılan, hadisin somut bir örneğe, mısdağa sahip olabilmesi için kıyamet gününe kadar Ehl-i Beyt’ten birinin var olması gerektiğidir.”

 

Hâfız Ebu’l-Hasan Âbirî Menâkıbu Şafiî kitabında şunları yazar: “Mehdî’den söz eden hadisler mütevatirdir ve bu hadislerde Mehdî’nin Ehl-i Beyt’ten olduğu, yedi yıl hükmedeceği ve yeryüzünü adaletle dolduracağı; Hz. İsa’nın da huruç edip O’na Deccal’i öldürmesinde yardımcı olacağı ve O’nun arkasında namaz kılacağı geçmektedir.”

 

Şevkânî de et-Tevzih fi Tevatüri mâ-câe fi Mehdî el-Muntazer ve’d-Deccal ve’l-Mesih adlı kitabında şunları yazar: “Mehdî hakkında vârid olan ve bugün ulaşılabilen elli hadis, sahih, hasen, zayıf diye tasnif edilmekle beraber bu hadisler mütevatirdir.”

 

Kettanî de en-Nazmu’l-Mutenâsir kitabında bunu söyler. Bütün Sünnî ulemanın konuyla ilgili görüşlerini okumak isterseniz el-Mehdî el-Muntazer fi Dui’l-Ehadis ve’l-Asari’s-sahiha adlı kitabı mütalaa edebilirsiniz. Netice itibariyle bütün ulema Mehdîlik inancını ve bir kurtarıcının geleceğini kabul etmiştir; etmeyenler ya ilmî açıdan yetersizdirler ya da siyasîlerin etkisinde kalmışlardır veyahut da Ehl-i Beyt’e düşmanlık beslemektedirler.

 

Mesela İbn Haldun Mukaddime‘sinde (s. 52) Mehdîlik düşüncesini hafife alır ve bu düşüncenin Şia’ya mahsus olduğunu savunarak inkâr eder: “(Bu konudaki) rivayetler zayıftır ve mesele, Şia’ya özgüdür.” Onun bu sözlerine Sünnî ulema şiddetle karşı çıkmıştır. İbn Hanbel’in Müsned‘ini şerh eden Ahmed Muhammed Şakir (c. 5, s. 175), İbn Haldun’un sözlerine muhalefet eder ve şöyle yazar:

 

“İbn Haldun, hakkında ilim sahibi olmadığı bir konuda söz söylemiş; bunu yaparken de siyaset ve devletle ilgili tartışmaların, hizmet ettiği meliklerin, sultanların etkisinde kalarak Mehdîlik inancının Şia’ya mahsus olduğu zannına kapılmıştır. Bu yüzden de kitabının ‘Fatımîliğe Dair Fasıl’ başlığı altında birbiriyle çelişen tuhaf görüşler ileri sürmüş, açıkça hataya düşmüştür. İbn Haldun, hadisçilerin sözlerinden bir şey anlamaz. Eğer anlamış olsaydı bu görüşleri ileri sürmezdi. Belki de anlamıştır ancak güncel siyasî meselelerden dolayı (hadisleri) tezyif edip zayıf addetmiştir.”

 

Rahmetli babam eş-Şia ve’r-Recat adlı kitabında şöyle yazmıştı:

 

“İbn Haldun’un derdi başkaydı; o, Ehl-i Beyt’e düşmanlık beslerdi. Kitabını incelerseniz onun Ehl-i Beyt’i Havaric’le birlikte ele aldığını; Ehl-i Beyt’in fıkhını ve ilmî mirasını, Haricîlerin bidatleri gibi bidat saydığını görürsünüz.” Sonra Allame Şerefeddin’den şu beyti alıntılar: “Ey ölüm, gel ve beni al, çünkü ben, İbn Haldun gibilerin bu sözlerinden sonra yaşamak istemem!”

 

Ehl-i Sünnet’in hem geçmiş hem çağdaş âlimleri Mehdîlik inancını kabul ederler. Çağdaş Sünnî âlimlerinden Beyneyedey Saat kitabının yazarı Abdülbaki konuyu çok güzel açıklıyor (s. 123):

 

“Niçin dinimizi Buharî ve Müslim’le sınırlıyoruz? Bu iki kitapta İmam Mehdî ile ilgili hadis bulunmadığı için bazı safdiller ‘Bu ikisinde konuyla ilgili hadis yoksa o zaman meselenin itibarı yoktur’ der. Onlar, Buharî’nin usulünü de bilmezler. İbn Hacer Fethü’l-Bârî‘nin mukaddimesinde ‘Çok sayıda sahih hadisi nakletmedim’ diye yazar.”

 

Mısırlı Abdülbaki devamında şunları yazar:

 

“Nakletmediyse bizim dinimizi Buharî’yle irtibatlandırmamız şart mıdır? İnsanlar Buharî’den önce Müslüman değiller miydi? Buharî Sahih‘ini 3./9. yüzyılda yazdı, ondan sonra da Sahih‘e müstedrekler[1] yazıldı ve hataları tenkit edildi. Mehdî hakkındaki hadisler yetmiş tanedir ve bunları yüzlerce ravi nakletmiştir. Bu hadisler, sahih hadis derlemelerinde de yer almıştır. Neye dayanarak biz bütün bu hadisleri inkâr edebiliriz? Bütün bu hadisler uydurma mıdır? Eğer böyle bir hükümde bulunursak, dinin temelini, esasını yıkarız.”

 

(Buharî doğrudan İmam Mehdî’nin adını belirtmemiş olmakla birlikte, naklettiği ‘Hz. İsa’nın, arkasında namaz kılacağı Müslümanların İmamı’ndan söz eden hadiste kastedilen O’ndan başkası değildir. Ayrıca Hâkim’in Buharî ve Müslim’in şartlarına uyan hadisleri topladığı Müstedrek’inde İmam Mehdî hakkında hadis mevcuttur; Medya Şafak)

 

Görüldüğü gibi Mehdîlik inancı Ehl-i Sünnet’in de inanç esaslarının bir cüzüdür.

 

– Acaba Sünnî âlimler bizim gibi İmam-ı Zaman’ın doğmuş olduğuna mı inanırlar?

 

– Bu konuda görüş ayrılığımız var. Biz, güvenilir delillere, konuyla ilgili muteber hadislere ve İmam Hasan Askerî (as) döneminde yaşamış insanların görgü tanıklıklarına dayanarak İmam-ı Zaman’ın hayatta olduğuna ve Allah’ın takdir ettiği bir zamanda zuhur edeceğine inanıyoruz. Ancak Ehl-i Sünnet âlimlerinin birçoğu O’nun doğacağına inanır; az bir kesim ise doğmuş olduğunu söyler. Rahmetli babam kitabında “İmam Mehdî’nin Doğmuş Olduğuna İnanan Ehl-i Sünnet Âlimleri” başlığı altında (s. 98-125)  Merhum Nuri’nin Keşfü’l-Estâr‘ından alıntılayarak kırk Sünnî âlimin sözlerini nakletmiş, ardından da kendisinin tespit ettiği yirmi Sünnî âlimin görüşlerini aktarmıştır. Gerçekten de Mehdîlik inancı, bütün İslâm mezheplerinin, hatta semavî dinlerin ortak inancıdır.

 

– Sohbetimizin sonunda eklemek istedikleriniz nelerdir?

 

– İmam Mehdî (Allah zuhurunu acil kılsın) hakkında ne kadar çalışma yapılsa azdır. Daha önce de ifade ettiğim gibi bizim âlimlerimizin ileri gelenleri, büyükleri mercilerdir ve onlar İmam MehdÎ’nin gölgesidirler. Hakikati öğrenmek ve insanlara anlatmakla yükümlüyüz. Çünkü Peygamber Efendimiz (Şia’nın ve Ehlisünnet’in birlikte rivayet ettikleri üzere) “Zamanının imamını tanımadan ölen cahiliye üzere ölmüştür” buyurur. Allah, bizleri, cahiliye ölümüyle ölmekten korusun! Mehdîlik inancı tüm dünyada gündemdedir ve bizim bu konudaki görüşlerimizi mümkün olan her yolu kullanarak ortaya koymamız, anlatmamız gerekir.

 

 

Çev: İbrahim Erkin

 

www.medyasafak.net

 

 



[1] Bir hadis âliminin hadis almak için ileri sürdüğü şartları taşıdığı halde, kitabına almadığı hadislerin bir başka âlim tarafından toplanmasıyla oluşturulan eserler; ek, mütemmim, zeyl.

Etiketler :
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.

SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER