13 Aban: ABD’nin Dün İran’dan Sürgünü, Bugün Bölgeden..

Betul

13 Aban, ( 4 Kasım Küresel İstikbarla Mücadele Günü) azledilmiş İran milletinin küresel istikbara karşı tarihi direnişinin sembolüdür; ABD’nin casusluk yuvasının ele geçirilmesiyle ülkeden kovulmasından, Amerikan askerleri ile Siyonist rejimin Batı Asya bölgesinden tamamen çıkarılmasına kadar. Bu yol güçle devam etmektedir…

13 Aban, İran’ın çağdaş tarihinde küresel istikbarın ve onun başındaki suçlu Amerikan’ın gerçek mahiyetini ve değişmez karakterini gözler önüne sermektedir. 28 Mordad 1332 (1953) darbesinden günümüze kadar İran milletinin somut ve tarihi tecrübesi açıkça kanıtlamıştır ki, hegemonik sistem bağımsız milletlerden tam bir teslimiyet ve körü körüne itaat talep etmekten başka bir şey istememektedir. 13 Aban’ın üç tarihi olayı — İmam Humeyni’nin (ra) rezil kapitülasyon yasasına karşı gerçekleştirdiği ifşaatın ardından 1343’te (1964) sürgün edilmesi, 1357’de (1978) öğrencilerin mazlumca şehit edilmesi ve 1358’de (1979) Amerikan casusluk yuvasının ele geçirilmesi — mantıksal bir zincir içinde hep birlikte, ilahi, İslami ve bağımsızlık yanlısı bir devrimin, açgözlü ve hegemonik bir rejimle olan doğuştan gelen çatışmasını göstermektedir.

Darbe ve Suikastlardan Dayatılan Savaşa; Zamanın Firavun’unun Kara Karnesi

ABD’nin İran milletine karşı sürdürdüğü birkaç on yıllık düşmanlık ve sürekli komplo geçmişi, onların karışıklık ve düşmanlığının taktiksel veya geçici bir mesele olmadığını, köklü ve yapısal bir kin olduğunu göstermektedir: 28 Mordad darbesi, devrimin yoluna taş koyulması ve ardından sekiz yıllık dayatılan savaşta Baas rejimine yapılan tümüyle destek, en felç edici ekonomik yaptırımların uygulanması, yaklaşık 300 masum yolcusuyla İran yolcu uçağının hedef alınarak düşürülmesi, ümmetin liderinin, komutanların ve nükleer bilim insanlarının suikastla şehit edilmesi, son dönemdeki fitne ve dayatılan savaşlarda doğrudan ya da vekaleten parmak sokulması; bunların hepsi Amerika’nın istikbaki özünün İran milletinin özgürlük sevdası ve bağımsızlık ruhuyla bağdaşmadığını kanıtlamaktadır.

Trump’ın ve diğer Amerikan yetkililerinin “İran teslim olmalıdır” şeklindeki firavunvari açıklamaları veya petrol ve Hürmüz Boğazı’nı ele geçirme konusundaki pervasızlıkları, aynı kötü niyetli batının en yalın görüntüsüdür.

Amerika’nın Kinleri!

Amerika’nın düşmanlığının boyutları sadece İslam Devrimi’nin zaferinden sonraki birkaç on yılla sınırlandırılamaz. Marco Rubio gibi Amerikan siyasi ve diplomatik yetkilileri İran’la çatışma modelini yeniden inşa etmek için 2500 yıl önceki savaşlara ve I. Serhas’ın mücadelelerine başvurduklarında, daha büyük bir gerçeğin perdesi aralanmaktadır: Batı hesap makinesi için İran sadece çağdaş bir siyasi muhalif değil, Batı’nın hegemonik kimliğinin bir kısmını yüzyıllardır reddi ve çatışması üzerinden tanımladığı tarihi ve medeni bir “öteki”dir.

Batı’nın ve istikbarın görmeye tahammül edemediği şey, zulme boyun eğmeyen ve direniş modelini diğer özgür milletlere sunan güçlü ve bağımsız İran’dır. Velayet ve devrim öğretileri bize şunu öğretti: Eğer bağımsızlığımız varsa, bu şeytana bağımlı ve “asılı” kalmadığımız içindir; ve eğer direnmeyi biliyorsak, düşmanın baskısıyla Aşura’nın tekrarlanacağını ve düşmanın yok olacağını öğrendiğimiz içindir.

Bu nedenle bu tarihi düşmanlığa karşı tek bağışıklık kazandıran reçete; askeri, bilimsel, yönetimsel tüm alanlarda güçlenmek ve gençlerin ruhunu güçlendirmektir.

Düşmanın Yanlış Hesapları

İstikbarın hesapları her zaman şu yanlış varsayıma dayanmıştır: En şiddetli ekonomik baskılar, son saldırılar ve tecavüzler, liderin, komutanların ve hatta halkın ve mazlum çocukların şehit edilmesiyle İran toplumunun ümitsizliğe, çöküşe ve kopuşa uğrayacağı varsayımı. Ancak İran milletinin son 8 ay boyunca sergilediği baş döndürücü sebat ve direnç, sahnede sürekli varlık göstermesi, akşam halk toplantıları ve silahlı kuvvetlerin hazırlığı, Washington ve Tel Aviv’in düşünce merkezlerinin tüm planlarını boşa çıkardı.

İran halkının yönetimsel ve ekonomik kesimlerde talep ve eleştirileri olsa bile, bu meseleleri aile içi olarak görmekte ve yabancıların müdahalesine izin vermemektedir. Düşmanların İran toplumunda böyle bir sebat seviyesini beklemediklerini açıkça itiraf etmeleri, bilinçli bir milletin iradesinin korkutma ve yaptırım araçlarının ötesinde olduğunu göstermiştir. Son gelişmeler ve 13 Aban’ın görkemli toplantıları, küresel istikbarla mücadelenin yolunun bu milletin genine işlendiğini gösteren yeni bir sosyal uyanış döneminin yansımasıdır.

Amerika’yı Bölgeden Çıkarma Vakti

Bugün düşman, yalnızca askeri savaş ve yaptırımlarla milletin çelik iradesine üstün gelemeyeceği sonucuna varmıştır; bu nedenle tüm çabasını iç uyuma darbe vurmaya odaklamıştır. Buna karşılık, İran İslam Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetleri kara, deniz ve havacılık olmak üzere tüm bölümlerinde tam bir iktidar ve hazırlıkla, her türlü saldırıya pişman edici bir yanıt vermiştir.

İslam Devrimi’nin nihai hedefi yeni İslami medeniyetin kurulmasıdır. Eğer birinci ve ikinci devrim (13 Aban), yabancıların sınır dışı edilmesi ve Amerika’nın İran’ın kaderinden el çektirilmesi idiyse, bugün bu tarihi hareketin bir sonraki adımı tetiklenmiştir: Amerika’nın tüm bölgeden tamamen çıkarılması ve sahte Siyonist rejimin varlığına son verilmesi. Bu husus, genç neslin gayreti, bilimsel ve askeri ilerlemelerle yakında gerçekleştirilecektir.

Not: bu analiz kayhan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın