“Allah dileseydi sizi tek bir ümmet yapardı. Fakat size
verdikleriyle sizi denemek istedi. Öyleyse hayırlı işlerde birbirinizle
yarışın.” (Maid-48). “Eğer Allah isteseydi hepinizi elbette ki bir tek inanç
topluluğu yapardı. Ama o, dilediğinin yoldan çıkmasına imkân verir, dilediğini
de doğru yola iletir. Yapmakta olduklarınızdan dolayı kesinlikle
sorgulanacaksınız.” (Nahl-93)
Allah insanoğlunu yapı olarak tek tip “İnsan” fakat sosyal
olarak farklı kılınmıştır. Bu ihtilafların sebebi din (inanç) kaynaklı mı?
Yoksa İnsan vücudunu oluşturan elementlerine fiziksel yapılarından kaynaklanan
sınırsız taleplerinin etki-tepki sonucunda İnsanlar arasında oluşan egosantrik
rekabetin gücü göstergesi midir?
İnsan karakter olarak, “İnsan nankördür” (Adiyat-6),
“zalimdir” (İbrahim-34). “Çok zalim ve çok cahildir”. (Ahzab-72). “Acelecidir”
(İsra-11). “Cimridir” (Mearic-19). Fakat Allah (cc) bir ayetinde der ki insan
“Şüphesiz biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır.” (Tin-4).” Nasıl olurda
mükemmel bir yaratılış bünyesinde negatif yapı oluşturabilir? Sanki ayetlerde
bir ihtilaf varmış gibi görünmekte fakat katiyen bir ihtilaf söz konusu
değildir. İnsan, “denge-uyum-gereklilik” ölçüsüyle mükemmel yaratılmıştır
ve İnsanlıkta “Hakkaniyet & Adalet-Ahlak & Fazilet” temelinin
sorumlusu olmuştur. Yaratılış olarak mükemmel olan insan, mükemmelliğini hur
iradesiyle olgunlaştırmakla sorumlu kılınmıştır.
Sizin için kesin olarak tanımlanmış olan bir değeri siz,
kendinize nasıl tanımlayacağınız önemlidir.
Bir gün bir sahabe sabah namazına tam vaktinde gelir fakat devesini
bağlayacak zamanı yoktur. Oradaki bir çocuğa devesini tutmasın(bağlamasını)
söyler, çocuk deveyi tutar fakat sahabe camiden çıktığında ne devesi vardır
nede çocuk. Sahabe Hayvan pazarına gider ve devesinin bir satıcıda satıldığını
görür. Der ki; bu benim devem. Satıcı derki; bana bir çocuk getirdi acil paraya
ihtiyacı oldukları için satmaları gerektiğini söyledi bende 2 dirheme satın
aldım der ve deveyi 2 dirhem karşılığı sahibine geri veriri. Deve sahibi derki
camiye geldiğimde namazı kaçırmamak için bir çocuğun deveyi tutmasını
istemiştim ve namaz çıkışında ona bu isi için 2 direme verecektim. Fakat o 2
dirhemi kotu yolla almak istedi. Asıl itibariyle değerde (2dirhem) hiçbir fark
yoktur, bu değer hem pozitif olarak kendini göstermekte hem de negatif olarak
kendini göstermektedir. Konumumuza göre kendi doğrularımız gücümüzün ölçüsünde
tanımlamaktayız ama hakikati ne derece yansıtmaktadır? Negatif, pozitif üzerinden bizlerin
oluşturduğu zıtlık tanımıdır. “Sana iyilikten her ne gelirse Allah’tandır,
kötülükten de sana ne gelirse o da kendi elindendir.” (Nisa-79)
İnsan yapısında ihtilafı (zıtlıkları) oluşturan ana etken
nedir? Bunu için öncelikle insanın yapısal olarak tanımamız gerekmektedir. İnsan oğlunu, bir vücuda oluşan 2 temel yapı
altında toparlayabiliriz. Yani 2 in 1 (İki bir içinde)
1-) İnsan (Humain), Madde İnsan (organik fiziksel) yapı;
“Sonra o nutfeyi kan pıhtısı haline getirdik. Ondan sonra kan pıhtısını bir
parça et yaptık; o et parçasını da kemikler haline çevirdik. Kemiklere de et
giydirdik.” (Mumin-14) Her insanın doğuşunda itibaren sahip olduğu organlar
& organik mekanizmalardan oluşan yapısına vücut /anatomi de diyoruz. Vücut,
insanın dünya hayatındaki varlığını ve kimliğini oluştur, zaman içinde kendini
yenileyerek gelişir, yıpranır, yaşlanır ve toprak olur. Vücut kendi yapısını
koruması ve gelişimin sağlaması için doğuştan var olan doğal kendine has çok
gelişmiş bir koruma sistemi ve sınırsız talepleri mevcuttur. Vücudumuzu
taleplerini belirleyen ana organlar; Kulak: duyma, Göz: görme, Dokunma: deri,
Burun: koku alma, Ağız: tat alma ve iletişim, Yaşam: Kalp, Oryantasyon: beyin.
Bir benzetme yaparsak, bir arabayı oluşturan tüm mekanik organlar arabanın
çalışmasını ve yürümesini sağlamaktaysa vücudumuzdaki tüm organları da insanın
yaşamasını ve hayat sürmesini sağlamaktadır. Aynı zamanda Vücudumuzun bu
sınırsız talepleri ve kendini koruma refleksi insandaki egosantrik arzuları
oluşturmakta ve sadece her şeyi kendisi için istemekte ve sahiplenmekte.
“Sadece ben ve tek ben” Buda insanlar arasındaki ihtilafları, kargaşaları
oluşmasının sağlamakta. Yaratılış olarak her Allah’ın kulu tektir. Fakat toplum
için sadece sen değilsin.
2-) Ruh (Soul), Ruhsal İnsan (Manevi, spritüale) yapı;
“Sonra ona başka bir yaratılış (ruh) verdik” (hayat verdik). (Mumin-14).
İnsanın manevi yapısı, bizlerin göremediği fakat hissettiği, dokunamadığı fakat
kullandığı ve vücuda hayat veren, dünyanın güzelliklerini vücudumuzda işlev
hale gelmesini sağlayarak değer verdiren ve gerektiğinde vücudu bir sensor gibi
kullanarak insanın korunması için gerekli mekanizmaları çalışır hale getiren
farklı güçtür. “Sonra ona başka bir yaratılış (ruh) verdik”. Ruh, vücudumuzun
vasıtasıyla yaşam çevremizi (şehirleşme & sosyalleşme) ve araştırarak
maddeleştiren “yaratma” gücüne sahiptir. Ruhu oluşturan “X”ler; Can, Nefsi ve
buna bağlı tüm hissi duyguları (sevgi & nefret, mutluluk & korku,
vicdan & acımasız, iyi & kotu…)
Vücudumuz vasıtasıyla bize hissettiren ruhumuzdur ve de bizlerin İlim,
bilim dediğimiz ve her an keşfetmeye devam ettiğimiz ve kendimizi
aydınlattığımız bilinmeyen görünmeyen noktamızdır. İlim, inancımızı pekiştirmek
için özümüzü aydınlatan (basiret) bir ışıktır. Bizler, madde yapıya bürünmeden
önceki halimizle yaratanımızı tanımamız ve varlığına şahit etmemiz “ilim &
bilim” oluşturmuştur. İlim bizler daha madde halimizi almadan ruh aleminde
sahip olduğumuz bir ışıktır. Bizlerde İlim olmasaydı yaratana karşı sorumlu
(seçilmiş) olmazdık. Allah (cc), “Hani Rabbin meleklere: “Ben yeryüzünde bir
halife yaratacağım” dediğinde… (Bakara-30) Melekler insanın küçümseyerek Allah’a
karşı çıkmışlardı! Allah (cc) melekler;
o kadar İlminiz varsa o halde bana isimleri sayın dedi! fakat Melekler
bilemediler. Ama Âdem melekler isimleri öğretti. Yaratılan her şeyin (kâinatın)
referansı (değer merkezi) hür insan Âdemoğlu / İnsanlıktır. Allah (cc) Yaratık
olarak insani “Meleklerden”, “Cinlerden”, “Şeytanlardan” ve diğer her türlü
yaratıklardan üstün kılmıştır; “Onu tamamlayıp ruhumdan üflediğimde onun için
secdeye kapanın.” (Sâd -72, 73)
Hür insan kavramı, bizlerin beşerî tanımlaması olan
özgürlükle alakası yoktur. Hür insan, insanı oluşturan fiziksel elementlerini
yapısından doğan her türlü egosantrik (nefsani) taleplerinden kendini
soyutlayabilmesi, aşabilmesidir ki ruhunu madde vücut taleplerine hapis (köle) olmamasıdır. Dolaysıyla insanın ilk
önce kendine karşı “hür ve adil” olması gerekmektedir.
Hayatımız oluşturan her türlü tanımlamalar, kavramlar,
kelimeler ve anlam yükleme, bu temelleri bir arada tutan “insanlık” yapımızdan
kaynaklanmaktadır. Bu temel yapı hür
irademize sahip çıkmamızla, insanı insan yapama özeliğine sahip olmakla
birlikte aralarında ki dengesizlik, uyumsuzluk insanı kendi özünden de
soyutlayabilmekte ve hayvandan da daha aşağı kılmakta. “Onlar, ancak hayvanlar
gibidirler; hayır yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı) dırlar.” (Furkan-44).
İnsanoğlu, doğal olarak yaratılış Merkezine kendini koymakta çünkü “Hani rabbin
meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti.” (Bakara-30) “Ve
meleklere: “Adem’e secde edin, dedik” (Bakara-34). İnsanı seçilmiş ve üstün
bir yapı kılmaktadır.
İnsan, seçilmiş olması ona birtakım sorumlulukları
yüklemektedir. İnsan, sahip olduğu mevkiinin sorumluluğunu yerine
getirebilmekte mi? Ya da bu mevkiinin sorumluluğunu bilmekte mi? Ya da bu
mevkiinin sarhoşluğuyla insan kendini neye yönlendirmektedir? Allah der ki; “Ben, cinleri ve insanları
yalnızca bana tapsınlar* diye yarattım” (Zariyat-56). *(Allah’a Tapınmak;
bilmek, inanmak, itaat etmek, yaşamak ve ortak koşmamak). Fakat İnsan, ruhunu
neyin hizmetine sunmaktadır? İnsanların çoğunu dünyevi çıkarları için
seçtikleri yol tapınmaktadır bu ise tam bir yanılmadır. “…Çünkü bunlar,
Allah’ı bırakıp şeytanları veli edinmişlerdi” (Araf-30). insanoğlu, Allah’ın
vermiş olduğu yüksek mevkiiyle (ilim & bilimle dünya malına mülküne, iktidarına
ve de dünyevi çıkarlara sahiplenerek) kendi ilahlaştırmaktadır. “Arzularını ve
heveslerini kendine ilah edineni gördün mü?” (Furkan-43) ne yazık ki bu
insanlar sorumluluklarına ihanet etmektedirler çünkü “Onlar, ancak hayvanlar
gibidirler; hayır yol bakımından daha şaşkın (ve aşağı)dırlar.” (Furkan-44).
Yaratılış olarak her şeyi en güzel haliyle belirli bir ölçü
dahilinde “denge & uygum” içinde yaratarak insan hizmetine suna Allah (cc)
ve buna karşın İnsandan bu ana temeli “denge, uyum ve gereklik” ile
mükemmelliğine erişmesi için “Hakkaniyet-Adalet ve Fazilet -Ahlak” çerçevesini
korumasını istemektedir. Fakat bizler bu dengeyi & uyumu koruyabiliyor
muyuz? Ne yazık ki Kendimizi
ilahlaştırıp insanları kendimize tapındırmaya çalışıyoruz? Her şeyin sahibi
benim, tek benim diyerek hakkaniyetten, adalet ve ahlaki değerlerden
uzaklaşıyoruz.
Hur irade, seçme & seçilme özeliği verdiği iyi ve kotu
tanımı gelecek yazımızda devam edelim,..
Bu arada seçilmiş ve adaletin tanım, fazilet ve ilim kapısı
olan “Sizin dostunuz, sahibiniz, ancak Allah’tır ve Peygamberidir ve inananlar,
NAMAZ KILANLAR VE RUKU EDERKEN ZEKÂTI VERENLERDIR.” (MAid-55). Hz. Ali (as)
doğum gününü tüm inanlara için kutlu & mübarek olsun.
Mustafa Kemal TASPINAR
8 SUBAT 2022
