Erdoğan: Suriye-Türkiye-Rusya Üçlü Olarak Bir Adım Atalım İstiyoruz

rasthaber
Rasthaber –  Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye-Azerbaycan-Türkmenistan
Devlet Başkanları Birinci Zirvesi kapsamında gittiği Türkmenistan dönüşünde
basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye
Devlet Başkanı Beşar Esad‘ın da katılacağı zirve teklifine Rusya
lideri Vladimir Putin’
in olumlu baktığını söyledi.

Kazakistan dönüşü uçakta gazetecilerin sorularını yanıtlayan
Erdoğan, 6 yaşındaki çocuğun istismara uğramasına da değindi. CHP’nin konuyla
ilgili tavrını eleştiren Erdoğan, “Sabiyi savunma noktasındaki olayı
istismardan başka bir şey değil” dedi.

Cumhurbaşkanı’nın gündeminde anayasa değişikliği teklifi de
vardı. Teklife muhalefet partilerinden de destek beklediğini belirten Erdoğan,
“Kutsalımız olan aileyi dışlayacak bir parti göremiyorum” ifadelerini
kullandı. Erdoğan, geçen hafta seçimleri işaret ederek yaptığı “Kendi
adımıza son defa” açıklamasının da siyaseti bırakma anlamına gelmediğini
kaydetti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkmenistan ziyareti dönüşünde
uçakta gazetecilere değerlendirmesi şöyle:

Türkiye-Azerbaycan-Türkmenistan Devlet Başkanları Üçlü
Zirvesi’ne iştirak etmek amacıyla gerçekleştirdiğimiz Avaza ziyaretimizi
başarılı bir şekilde tamamladık. Bu tarihi zirveyle birlikte üç kardeş ülke
olarak yeni, önemli ve işlevsel bir süreci başlatmış olduk. Diğer bölge
ülkeleriyle daha önce tesis ettiğimiz platformlara bir yenisini ekledik.
Birbirlerini tamamlayıcı nitelikteki bu mekanizmalarla bölgesel refah,
istikrar, kalkınma ve barış çabalarına katkıda bulunmaya devam ediyoruz. Avaza
Zirvesi’nde de bu adımlara yönelik kararlar aldık. İlişkilerimizi her alanda
geliştirme ve iş birliğimizi derinleştirme konusundaki kararlılığımızı teyit
ettik. Bu bağlamda, başta enerji ve ulaştırma olmak üzere, önümüzdeki dönem
için işbirliği alanlarını tespit ettik. Özellikle Türkmen gazının Hazar Denizi
üzerinden Türkiye’ye, ardından da Avrupa’ya nakli konusunu etraflıca ele aldık.

Bölgesel ve küresel gelişmeler Hazar Geçişli Orta Koridor’un
önemini artırdı. Esasen biz, Koridor’un ehemmiyetini yıllar öncesinde
kavrayarak, bu istikametteki altyapı çalışmalarımızı süratle hayata
geçirmiştik. Zirve toplantımızda Orta Koridor’un geliştirilmesine yönelik
müşterek irademizi liderler olarak bir kez daha vurguladık.

Bu vesileyle ayrıca, üç ülke arasında enerji, ulaştırma,
ticaret, gümrük, bilim, eğitim ve kültür alanlarında iş birliğini güçlendirecek
5 anlaşmaya imza atıldı. Ayrıca, Ortak Bildirimizi de yayınladık.

Tabii ki bölgesel ve küresel meseleler hakkında da görüş
alışverişinde bulunduk. Türk dünyasında iş birliğinin daha da derinleştirilmesi
noktasında hemfikiriz. Ortak tarih, kültür ve dil paydasında bütünleşme
gayretlerimizin bir tezahürü olan Türk Devletleri Teşkilatımız çerçevesindeki
ilişkilerimizi kuvvetlendirme konusunda mutabık kaldık.

Bölgesel ve küresel enerji, ulaştırma ve ticaret
altyapılarının geliştirilmesinde anahtar konumundaki üç ülkeyi bir araya
getiren Zirve mekanizmasının sürekliliğini özellikle önemsiyorum.

Avaza’da Türkmenistan Devlet Başkanı Sayın Serdar
Berdimuhamedov ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’le ikili
ilişkilerimizi de ele aldığımız verimli görüşmeler gerçekleştirdim.
Türkmenistan Halk Maslahatı Başkanı Kadirli Doğanım Sayın Gurbangulu
Berdimuhamedov’u da kabul ettim.

Zirvemizin ve görüşmelerimizin hayırlara vesile olmasını
diliyorum.

SORU: (SÜMEYYE CEYLAN) Son yıllarda Türk dünyasının
birlik ve beraberliğinin yeni bir siyasi ufuk haline geldiğini, yapılan
ziyaretler ve atılan somut adımlarla da görüyoruz. Geleceğe yönelik birlik ve
beraberliği geliştirecek farklı adımların atılması bekleniyor mu?

Atılan bu adımlarla bu noktada sağladığımız gelişmeler her
alanda hamdolsun olumlu sinyaller vermeye devam ediyor. Kaldı ki burada Hazar’a
kıyıdaş olan ülkeler -Rusya ve İran hariç- zaten Türk Devletleri Teşkilatı’nda
da bir aradalar. Bir arada olan bu ülkeler birbirleriyle olan münasebetlerini
gayet sıkı tutuyorlar. Bunların içerisinde Türkmenistan daimî üye değildi, şu
anda daimî üyeliği de bundan sonraki süreçte gündemde. Ama gözlemci üye olarak
son bir araya gelişimizde, hatta İstanbul zirvesinde başlayan süreçte ve
sonrasında Semerkant’ta bu yeni bir noktaya geldi. Artık bundan sonraki süreç,
Türkmenistan’ın da burada daimî üye olması sürecidir. Bunların hepsi zaten
olumlu adımların, olumlu gelişmelerin bir tezahürüdür.

SORU: (HAKKI ÖCAL) Türkmenistan’ın dünyanın dördüncü
büyük doğal gaz rezervine sahip olduğu söyleniyor. Bunun önce Türkiye
’ye
sonra Avrupa
’ya akması iş birliği açısından nasıl bir gelecek vadediyor?
Nasıl değerlendiriyorsunuz? Sayın Putin
’in açtığı davet nasıl bir yere
doğru gidiyor şu anda?

Tabii Sayın Putin’in özellikle de Türkmenistan’la
olan münasebetleri gayet ileri bir konumdaydı. 
Türkmenistan gazından o
da istifade ediyordu. Tabii şu anda yeni bir süreç başladı. Bu yeni süreçte
Rusya gazını Avrupa’ya satmada Putin’in eski rahatlığı yok. Böyle bir durum şu
anda söz konusu değil. Şu anda Türkmenistan’ın böyle bir imkânı var. Ama
Türkmenistan’ın da bu doğal gazını Avrupa’ya acaba direkt kendisinin satma
şansı var mı yok mu diye baktığımız zaman, bu konuda tabii Türkiye,
Türkmen gazının Avrupa’ya satılabilmesi noktasında önemli bir hub. 
Gerek
Rus doğal gazının bizim üzerimizden Avrupa’ya satılması noktasındaki son
gelişmeler gerekse şu anda Türkmen gazının yine bizim üzerimizden satılabilmesi
olayı da tabii önemli bir adım olacak. Ancak burada atılması gereken bir adım
var. O da nedir? Şu anda Hazar’a kıyıdaş olarak Türkmenistan’ın
Azerbaycan’la bu işi çözmesi konusu var.
 Şu anda görüşmeler devam
ediyor. Bugün bizimle beraber yapılan görüşmelerde olumlu bir noktaya
geliniyor. Bu olumlu noktada da tabii bu işin üç boyutu gözüküyor. Bir,
Azerbaycan ve Türkmenistan bu adımı atarken bu işin mali boyutunu kim, ne kadar
üstlenecek? Azerbaycan ve Türkmenistan’ın bu konuda bu işi paylaşmaları
gerekiyor. Hatta bu konunun içinde Türkiye olarak biz de eğer yer alacaksak
bizim de bu konuda bir mali külfeti üstlenmemiz lazım. Yok, Avrupa Birliği de
bu işin içinde yer alacaksa Avrupa Birliği de ne kadarını üstlenecek? Şimdi
bugün biz bir karara vardık. Bu kararda da üç ülke, Türkiye, Azerbaycan ve
Türkmenistan enerji bakanları süratle bir araya gelmek suretiyle bu konunun
etraflıca detaylarını konuşacaklar. Enerji Bakanımıza “Gerek Azerbaycan’daki
muhatabınla gerek Türkmenistan’daki muhatabınla görüşmek suretiyle hiç
gecikmeden bir ay içerisinde bu işi bir neticeye bağlayacaksınız” diye talimat
verdim. Onlar neticeye bağladıktan sonra da biz görüşmelerimizi yapacağız.
2023’ün başında da Türkmenistan Devlet Başkanı Serdar Bey inşallah resmi
ziyaretini bize yapacak. Orada da bu işin noktasını inşallah koyacağız. Aynı
zamanda İlham Bey’le de bunları görüşeceğiz. Süratle bu adımı atıp inşallah bu
süreci kolaylaştıracağız. Avrupa Birliği noktasındaki konuları ondan sonra
görüşeceğiz. TANAP bütün hacmini doldurmuş durumda; 32 milyar metreküp. TAP, 6 milyar
metreküp; o da böyle bir konumda. Dolayısıyla şimdi arkadaşlarımız yeni bir
hattın kurulup kurulmaması konusunda bununla ilgili çalışmaları yapacaklar ki
ona göre adımlar atılsın. Bunu biz tabii üç lider aramızda görüştük. Ama şimdi
bu işin teknik alt yapısını, maliyet boyutlarını, hepsini görüşmek suretiyle
biz geleceğe yönelik adımı da atmış olacağız.

SORU: (DİCLE CANOVA) Pazar günü Rusya Devlet Başkanı
Putin ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiniz. Orada Suriye başlığı adı
altında Soçi Mutabakatını hatırlattınız. Sonrasında Putin’in Orta Doğu
Temsilcisi, Türkiye ile görüşmeler devam edecek dedi ve 
“Bir kara
operasyonu yapılmaması yönünde ikna çalışmalarımızı sürdüreceğiz” ifadesini
kullandı. Siz de Ankara’dan buraya gelmeden evvel dediniz ki 
“Birlikte
karar ve uygulama noktasında destek istedik.” Şimdi bu kapsamda acaba ortak bir
operasyon veya ortak bir çalışma mekanizması mı söz konusu olacak? Nedir bu
birlikte karar ve uygulama?

Burada her ikisi de hatta şu anda belki gündemde olmayan ama
daha sonra gelişmelerle gündeme gelebilecek birçok başlık söz konusu. Ama
dikkat ederseniz bir şeyi daha açıkladım. O da şu; biz şu an itibarıyla Suriye-Türkiye-Rusya
üçlü olarak bir adım atalım istiyoru
z. Bunun için de önce istihbarat
örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin,
daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı
görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim
. Bunu da Sayın
Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler
zincirini başlatmış olacağız. Süratle adım atılması gereken bir diğer konu daha
var. O da nedir? Terör örgütleri Suriye’de, özellikle Suriye’nin
kuzeyinde rahat durmuyorlar.
 Zaman zaman ülkemizi oradan tehdit,
tahrik ediyorlar, her şeyi yapıyorlar. Bizim de Soçi Mutabakatı olsun, Astana
olsun buralarda verilmiş kararımız var. Nedir bu karar? Sınırımızdan 30
kilometre güneyde biz rahatsız edildiğimiz zaman bu bizim güvenlik
koridorumuzdur. Bu güvenlik koridorunda biz her türlü adımı atarız. Bu yeni bir
şey değil Astana’da da gündemde olan bir şeydi. Daha sonra Soçi’de de görüştük,
konuştuk. Yapılan iş bu. Kaldı ki bizim Suriye’de Rusya’yla olan
koordinasyonumuz da yeni değil. Suriye’de bir de koalisyon güçleri olayı var.
Bu koalisyon güçlerinin içinde kim var? Başta Amerika var. Yanında Fransa’sı,
Almanya’sı, İngiltere’si var. Bütün bunların olduğu bir coğrafyada biz
ülkemizin güvenliği için tedbirlerimizi alıyoruz. Ama hepsinden de öte
Suriye’de bir defa terör örgütünün besleyicileri var. Şimdi bu terör örgütü en
büyük destekleri nereden alıyor? Koalisyon güçlerinden alıyor. Nereden alıyor?
Petrol kuyularından alıyor. Bu petrol kuyuları şu anda koalisyon güçlerinin de
aynı zamanda güvencesinde. Nereye satıyorlar? Rejime satıyorlar. Kim satıyor?
Terör örgütü satıyor. Biz tabii bugüne kadar hep sabrettik. Ama artık sabır
bitti. Şimdi onların, o rafinerileri, petrol kuyuları vesaire, bunlara yönelik
de her türlü adımı attık, atıyoruz. Bu da tabii terör örgütlerinin çok büyük
bir şaşkınlığın içerisine girmesine neden oldu. Bundan sonraki süreçte de
olacak. Ama özellikle başta Amerika olmak üzere diyoruz ki eğer sizler hala
binlerce tır silah, mühimmat, araç, gereç bunları bu terör örgütlerine vermeye
devam edecek olursanız biz de her zaman söylediğimiz gibi kendi göbeğimizi
kendimiz keseriz.

SORU: (BUSE YILDIRIM) Suriye, Rusya bir arada bir adım
atalım istiyoruz dediniz. Elbette bunun zamanlaması önemli olacaktır. Ek olarak
şunu da sormak istiyorum. Amerika Birleşik Devletleri eski Suriye Özel Temsilcisi
James Jeffrey, Amerika Birleşik Devletleri’nin Esad’la görüşmeye olumlu
bakmadığı yönünde bir açıklama yaptı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Siz demek ki hala Cumhurbaşkanınızı tanıyamadınız. Ben
kiminle, ne zaman, nasıl görüşeceğimi birilerinden izin alarak yapmam. Ben
Mısır Cumhurbaşkanıyla Katar’da bir görüşme yaptım. Kimseden izin almadım.
 Suriye
konusunda atacağımız adımlarda belirleyici husus da ulusal çıkarlarımız
olacaktır. Suriye’de güvenli bölgeden tutun, terör örgütüne karşı alacağımız
tedbirler içerisinde bu da bizim atacağımız adımlardan bir tanesidir.

SORU: (BELKIS KILIÇKAYA) AB Dış İlişkiler Yüksek
Temsilcisi Josep Borrell, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyesi ülkeler gibi
Rusya’ya karşı yaptırımlara uyması yönünde konuştu. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bir de ek soru olarak Avrupa Birliği
’ndeki liderler arasında,
muhataplarınız arasında Rusya-Ukrayna politikası konusunda kendi politikanıza
nispetle en yakın hangi lideri buluyorsunuz?

Borrell’i muhatap olarak almıyorum. O, olsa olsa Mevlüt Bey’in
muhatabı olabilir. Yaptığı açıklama hiç şık değil. Yani bir defa bizim
Rusya’yla ilişkilerimizi Borrell tayin, tanzim edemez
. O bu konularda böyle
bir karar verecek ne kalitededir ne kapasitededir. Çok çirkin bir
açıklama. Sen nasıl olur da kalkarsın bizim Rusya’yla ilişkilerimizi
yaptırımlar içerisinde değerlendirirsin
. Yani Avrupa’nın şu anda çektiği
tahılın yüzde 44’ü nereden geliyor? Karadeniz’den geliyor. Bunun aracısı kim?
Türkiye. Bunun için bir teşekkür etti mi? Yok. Bütün Avrupa liderleri teşekkür
ediyor, sen kalkıp böyle bir açıklamayı yapıyorsun. Kaldı ki şimdi Rusya’yla
ilgili de aynı zamanda gübre konusu, amonyak konusu gündeme gelecek. Bir de
Sayın Putin’in çok ilginç bir jesti var. O da nedir? “Ben göndereceğim tahılı
bilabedel göndereceğim” diyor. “Biz de bunu sizden aldıktan sonra bilabedel
değirmenlerimizde öğütüp ondan sonra az gelişmiş ülkelere gönderelim.” dedik.
Tabii Sayın Putin’e bizim verdiğimiz bu cevap da onu çok mutlu etti. Çünkü
yüzde 44-46 Avrupa, yüzde 14 Afrika’ya gidiyor. Biz bu teklifle beraber çıkınca
demek ki herhalde Borrell’in burada oyunu, planı bozuldu. O da böyle bir
açıklama yapmak zorunda kaldı.

SORU: (MUSTAFA KARTOĞLU) Almanya’da darbe girişimi
şüphesiyle bir grup insan tutuklandı. Terör örgütü nitelemesi yaptılar ve darbe
girişimi soruşturması açıldı. Fakat Türkiye
’de olanlarla kıyaslanacak
bir durum orada gözükmüyor şu anda. Bunu yapan bir ülke aynı zamanda hem terör
örgütünü PKK
’yı hem de darbeci terör örgütü FETÖ’yü aynı anda ülkesinde
barındırıyor. Bu haberi duyduğunuzda ne hissettiniz? Almanya biraz Türkiye ile
empati yapar diye düşündünüz mü, beklentiniz var mı?

Alman makamlarının darbe hazırlığındaki kişilere karşı
aldıkları önlemleri doğru buluyoruz. Sürecin hukuk devleti ilkeleri ışığında
tüm boyutlarıyla aydınlatılması önemlidir. Darbe planlarına karşı Almanya’da
oluşan hissiyatı en iyi anlayacak olan benim halkım, benim ülkemdir. Ancak
maalesef, dostumuz ve müttefikimiz Almanya’dan aynı duygudaşlığı ve anlayışı
gördüğümüzü söylemem mümkün değildir. Biz on yıllardır Almanya’nın Türkiye’yle
empati yapması gerektiğini hep savunduk. Ama son dönemlerde nedense gariplikler
olmaya başladı. Şu anda terör örgütünün Avrupa’daki en önemli sığınak yeri
Almanya’dır. Şu anda PKK/YPG/PYD bunlar nerede? Orada. FETÖ nerede? Orada.
Bunları istiyoruz, bunları vermek gibi bir dertleri de yok. Şimdi tabii geldi
terör bunların da kapısını çaldı. Yani biz bir Solingen faciasını unutamayız.
Bir de o malum NSU cinayetini unutamayız. Biz Merkel’le kaç kere konuşmuşuzdur.
“Yaptık yapıyoruz, çözdük çözüyoruz” dedi. Bu hala devam edip gidiyor. Bir de
tabii özellikle oradaki bizim vatandaşlarımız ne eğitimde ne öğretimde maalesef
o beklenen hak ve özgürlükler noktasında olmadığı gibi, bizim oradaki sivil
toplum kuruluşlarına da çok ciddi cezalar yağdırıyorlar. Bunları da hep
söyledik kendilerine. Dediler ki “Endişe etmeyin çözeceğiz, merak etmeyin.” Ama
hiçbir şeyin çözüldüğü filan yok. Şu anda Almanya’da bizim etraflıca ele
aldığımız zaman çifte vatandaş, tek vatandaş olmak üzere 3 milyonun üzerinde
vatandaşımız var. Bu insanlar 1960’lı yıllarda oraya gittiler, orada çok ciddi
mücadeleler verdiler. Sıkıntılarla başlayan bir süreçten sonra orada artık
üçüncü kuşak meydana geldi. Bu üçüncü kuşak orada artık yer yurt sahibi olduğu
gibi, esnafa bakıyorsunuz çok ciddi manada iş sahibi olan ve toplamda 100
binlerce Alman’ı kendi iş yerlerinde çalıştıran Türkler var. Bütün bunlar
ortadayken, biz Almanya’yla çok daha güzel günleri hazırlayalım derken maalesef
bunu başaramadılar. Şu anda Sayın Scholz’la da bunları hep görüştük,
görüşüyoruz. Tabii ikili görüşmelerimizde Scholz’dan ben doğrusu memnunum. Yani
anlaşılmayacak bir insan değil. Bu konuda da münasebetlerimiz gayet iyi. Fakat
daha kararlı bir çıkış ve kararlı adımlar bekliyoruz ki Türkiye’nin Almanya’ya,
Almanya’nın Türkiye’ye ihtiyacı olduğuna inanıyorum. Hele hele savunma
sanayiinde bizim Almanya’yla attığımız ve atacağımız birçok adım var. Ama bu
adımlarda maalesef ön kesenler var. Bu ön kesme noktasında bu işin önü maalesef
açılmıyor. Eğer bunlar açılsa Türkiye-Almanya arasındaki ticaret hacmi
inanıyorum ki şu andaki rakamın çok çok fevkinde olacaktır.

SORU: (TAHA DAĞLI) Çocuk istismarı bahanesiyle CHP’nin
28 Şubat’ı hatırlatan bir tavır içerisinde olduğunu görüyoruz. Muhafazakâr
kesimi rencide eden, hatta tehdit eden bir dil kullanıyorlar. Aynı zamanda 6
’lı
masada 28 Şubat’ın savunucuları ile mağdurları oturuyorlar. Bu, onlar
arasındaki makası da açıyor. Siz CHP
’nin bu tutumunu nasıl
değerlendiriyorsunuz? Bunun için 28 Şubat zihniyetinin bir kalıntısıdır ya da
oylarına talip oldukları muhafazakâr kesime karşı yaptıkları takiyenin bir
göstergesidir denilebilir mi?

Her şeyden önce bir yavrumuzun 6 yaşındayken yaşadığı iddia
edilen olayda bu yavruyu korumak veya bu yavrunun hukukunu savunmak anlamında
CHP’nin ciddi manada bir adım attığını mı düşünüyorsunuz? Bu CHP’ye şunu
söylemek lazım; sen 10, 11, 12, 13, 14 yaşında kızları dağa kaçırılan
Diyarbakır Annelerini bugüne kadar hiç savundun mu? O gözü yaşlı anneleri
bugüne kadar hiç gidip ziyaret ettin mi? Bu dağdaki, bu Kandil’deki
teröristlerin, bu yavruları silahlandırdığını, onlara taciz tecavüz ettiklerini
bildiğin halde, bu yönde attığın bir adım var mı? Şu anda onların arkasında
olan, onlarla beraber olan PKK’nın parlamentodaki uzantılarıyla sen şu anda
seçim hazırlığı yapıyorsun. Onlar 6’lı masada değil ama 6’lı masanın dışından
sana zaten şu anda yön veriyorlar. Sen de onlarla beraber dirsek teması
içerisindesin, zihinsel temas içerisindesin. Ve seçime de onlarla beraber
hazırlanıyorsun. Onun bir defa bu şekil bir sabiyi savunma noktasındaki olayı
istismardan başka bir şey değildir. Bu konuda samimi değildir, bu konuda dürüst
değildir. Bunun Adalet Bakanlığının kapısına giderek yaptığı tamamen şovdur.
Hayatı şov. Önce sen şu dağa kaçırılmış yüzlerce kızın hesabını ver. Onların
arkasında duranlarla beraber dirsek temasında olma, zihinsel temasta olma. Önce
bunu çöz, bunu hallet. Onun için CHP’nin bu noktada herhangi bir samimiyeti
yoktur. 6’lı masada bu gördüğünüz kişilerin de maalesef ondan farkı yoktur.

SORU: (AYŞE BÖHÜRLER) Sizin yaptıklarınızı çok kısa
özetleyerek, bundan sonraki eylem planını sormak istiyorum. Aile mahkemelerinin
kuruluşu 2003. Aynı yıl içinde iş kanununda kadın lehine yapılan düzenlemeler
de çıkıyor. 2004
’te kadın sığınma evlerinin sayısını artırılmasında
belediyelere yetki veren yasa çıkıyor. 2005
’te yine cinsel suçlara
verilen cezaları ağırlaştıran yasaların altında sizin imzanız var. Kadının
beden ve ruh sağlığını bir bütün olarak kabul edip, buna yönelik istismarı önleyen
yasaların altında sizin imzanız var. Çocuğa yönelik cinsel suçların cezalarını
ağırlaştıran yasaların altında sizin imzanız var. Bunların hepsi sizin
iktidarınız döneminde oldu. Cinsel saldırı suçlarının kapsamını genişleten,
bunun için de çocukların ahlak, güvenlik ve sağlıklarını tehlikeye sokan
durumlarda ana, babaya ceza getiren yasa da yine sizin hükümetiniz ve
iktidarınızda çıkan yasalar. Aile hukukundan doğan bakım, eğitim veya destek
olma yükümlülüklerini yerine getirmeme durumunda ebeveyni cezalandıran yasalar
da yine öyle. Reşit olmayan kişiyle cinsel ilişkide bulunmanın suç olarak
tanımlanması da öyle. Çocuklara cinsel saldırının kapsamının genişletilmesi de
öyle. Yani bütün bunlara baktığımızda 20 yıllık iktidarınız döneminde çocuklara
yönelik cinsel suçları engellemek üzere ilk defa çıkan yasalar olduğu gibi,
cezaları ağırlaştıran en az 30-40 maddeyle karşılaşıyoruz. Yani 20 yıl sizin
bununla mücadele ettiğiniz bir dönem. Şimdi bir çocuğun 6 yaşında yaşadığı
iddia edilen olay hepimizin vicdanını sızlattı. Sizin de çocuklara
hassasiyetinizi ve bu konuda tavizsiz olduğunuzu biliyoruz. Yeni bir eylem
planı ortaya konabilir mi bu suçlara yönelik daha caydırıcı cezalar konusunda?
Devlet yasal düzeyde elinden geleni yapmış bu konuda ama bunu bir adım daha
ileriye götürmek için bir eylem planı çalışmanız var mı çocukları koruma
noktasında?

Tabii bu planların, atılacak adımların hiçbir zaman sınırı
yoktur. Bu konuda alınacak tedbirlerle ilgili geldiğimizden bu yana
kararlılığımızı hep sürdürürdük, sürdürüyoruz. Hiçbir zaman “Bizden önce bazı
müeyyideler konmuş, şu anda biz ne yapıyoruz” demedik. Tam aksine, bu cezaların
daha da artırılması gerekiyorsa, çekinmeden artırdık ve üzerine üzerine gittik.
Bu konuda sığınma evlerine varıncaya kadar, bütün bunların hepsi bizle başladı
ve bunları çok daha geliştirmek suretiyle adımlar attık. Sadece devlete değil,
aynı zamanda yerel yönetimlerde de bu tür adımların atılması kararlarını, yasal
düzenlemelerini getirdik. Aldığımız çok ciddi tedbirler var. Yeni yasal düzenlemelerle
getirdiğimiz cezai müeyyideler var. Şimdi bu konuyla ilgili bile Sayın
Kılıçdaroğlu bir şeyler söylüyor. İnanın bilmiyor. Adalet Bakanım açıklama
yaptı, Aile Bakanım konuyla ilgili açıklamalarını yaptı, İçişleri Bakanım aynı
şekilde birçok açıklamalar yaptı. Kılıçdaroğlu’nun bu konularda biraz insafı
olsa, önce kendi partisinin içerisindeki tacizlere, tecavüzlere yolsuzluklara
bir bakmasında fayda var. Şu anda kendi partisi kaynıyor, tacizlerle kaynıyor.
Yani neredeyse Türkiye’de hiçbir il yok ki oradaki teşkilatında bu tür taciz,
tecavüz olmasın. Ama bakıyorsun bazıları şov yapıyorlar. Hatta kalkıyor
belediye başkanı, işte bu vakfın uzantısı vakfa giderek, o vakfın kapatılması
gibi şeylerle şov yapıyor. Öncelikle bir defa sen kendin ne yaptığının farkında
mısın? Buna bir bak. Mesela farklı bir konu ama Beşiktaş Belediyesi’nde şu
andaki tutuklama veya gözaltına alma sebepleri çok çok berbat. Yine yolsuzluk,
yine bu tür sıkıntılar. Ama diğer tarafta taciz, tecavüz her şey de CHP’de var,
HDP’de var. Bundan kaçmaları mümkün değil. Çünkü yalancının mumu yatsıya kadar
yanar ve artık bu mızrak çuvala sığmıyor.

SORU: (ABDÜLHALİK ÇİMEN) AK Parti, Türk siyasetinde kadın
teşkilatları en yaygın parti. 2002
’de ortaöğretimde kız çocuklarının
okullaşma oranı yüzde 39 iken, bugün yüzde 95
’e ulaşmış durumda.
Başörtüsü yasağı sizin liderliğinizde kaldırıldı. Kız çocuklarının ve
kadınların üniversiteye erişimi yüzde 50
’lere ulaştı, hatta erkekleri
geçti. Kamuda çalışan kadınların oranı yüzde 40
’larda. Hatta bazı alanlarda
kadınlar erkekleri geçmiş durumda. Tarihi bir seçime gidiyoruz. Yasaklarla
mücadele etmiş bir lider olarak sizce kız çocuklarının eğitim durumu,
kadınların toplumdaki, siyasetteki yeri istediğiniz seviyeye ulaştı mı? Bir de
kadınlar üzerinden siyaset yapanlara bir mesajınız olacak mı?

Biz geldiğimizde kız öğrencilerimizin durumu neydi, şu anda
ne? Üstelik kreş, anaokulu buralardan alarak, ortaöğretim ve üniversiteye kadar
kız öğrenciler nereden nereye geldi. Buna baktığımız zaman, zaten bizim dönemimiz
tamamıyla bir sıçrama dönemidir. Bu adımları attık, atıyoruz ve atmaya devam
edeceğiz. Sadece o değil, mesela akademisyenlere bakalım. Akademisyenlerin
içerisinde bayanların sayısının ne noktaya geldiğini görüyoruz. Ciddi manada
burada da sıçrama var ve ağırlıklı birçok bölgede bayan akademisyenlerin önde
olduğunu görüyoruz. Tıpta da bayanlar lehine ciddi manada gelişmeler,
sıçramalar var. Bundan sonraki süreçte de biz bunu aynı şekilde devam
ettireceğiz. Bunlardan taviz asla vermemiz mümkün değil.

SORU: (ZAHİD AKMAN) Anayasa değişikliği Meclis gündemine
geldi. İYİ Parti Genel İdare Kurulu, 
‘biz bu anayasa değişikliğini
ağırlıklı olarak destekleyebiliriz’ şeklinde bir ifade eder oldu. CHP
’den
de Kılıçdaroğlu, 
‘eğer verdiğimiz kanun teklifine aykırı bir şey
yoksa, biz de düşünürüz
’ dedi. Bu ifadeler çerçevesinde Meclisteki
oylamada nasıl bir sonuç bekliyorsunuz?

Doğrusu ben olumlu gelişmeler bekliyorum. Yani olay 336
imzayla gitti ama Mecliste başta İYİ Parti olmak üzere buraya destekler
gelecek diye düşünüyorum
. Buna eğer HDP’den destek gelirse, buna da
şaşmayın. Oradan da yeşil ışıklar yanıyor. Dolayısıyla CHP’den de gelecektir.
Kaldı ki bu Anayasa değişikliğinde sadece başörtüsü olayı yok. Aile olayı var.
Aile olayı parlamentodaki bütün siyasi partileri ciddi manada ilgilendiriyor.
Çünkü bizim için aile kutsalımızdır. Doğrusu ben parlamentoda, kutsalımız olan
aileyi dışlayacak bir parti göremiyorum. Şu ana kadar arkadaşlarımızın
yaptıkları görüşmelerde de olumlu istikamette beyanlar var. Temennim odur ki
Mecliste bu iş görüşme safhasına geldiğinde inşallah yanılmayız. Ve buradan
olumlu neticeyi de alırız.

SORU: (MUSTAFA YILDIZ) Samsun Mitinginde “2023’te
milletimizden kendi adımıza son defa istediğimiz destekten alacağımız güçle
Türkiye Yüzyılı’nın inşasını başlatıp bu kutlu bayrağı gençlere teslim
edeceğiz” dediniz. Bu siyaset serüveninizde ne anlam taşıyor?

Bu soruya iki cevap verilir. Bir; şu anda cumhurbaşkanı
adayı olarak iki kez seçime girme, aday olma şansınız var. Üçüncü kez böyle bir
şans yok. Dolayısıyla tabii AK Parti’nin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde
artık işin içinden çekilmesi anlamına gelmez ve Tayyip Erdoğan’ın da siyasetten
çekilmesi anlamına gelmez
. Öncelikle biz bu seçimde Cumhur İttifakı olarak
adayız, şu anda çalışıyoruz. Milletimizin teveccühünün olması halinde
Cumhurbaşkanı olarak görevimize inşallah devam edeceğiz. Parlamentoda da ciddi
bir desteği milletimizden almamız halinde parlamentoda da güçlü bir görüntüyle
inşallah bundan sonraki 5 seneyi de başarılı bir şekilde sürdüreceğiz. Gerek altyapı
gerek üst yapıda bugüne kadar 20 yılda ne gibi başarılar ortaya koyduysak,
bundan sonra da aynı başarıları inşallah devam ettireceğiz.

SORU: (HAKKI ÖCAL) “Bir sonraki dönem için
Cumhurbaşkanı adayı olamam ama bu siyaseti bırakacağım anlamına gelmez”
dediniz. Siyaseti bırakmadığınız zaman neler yapacaksınız?

AK Partiliyim. Ben bu partimden ayrılır mıyım? Ben
kurmuşum bu partiyi. Bu arkadaşlarımı yalnız bırakmam mümkün mü? 
Beraber
yürüdük biz bu yollarda, beraber ıslandık yağan yağmurda. Şimdi dinlediğim tüm
şarkılarda bana her şey AK Parti’yi söylüyor.

SORU: (FERHAT ÜNLÜ) EYT konusunun 2023’e girmeden
gündemden kalkacağını, geniş kapsamlı bir çözüme kavuşacağını söyleyebilir
miyiz?

Tabii bizim hedefimiz, arkadaşlarımızla da yaptığımız
görüşmelerde, bu yıl sonuna kadar emeklilikte yaşa takılanlar olayını çözmek.
Asgari ücret meselesiyle ilgili çalışmalar da aynı şekilde zaten yoğun bir
şekilde devam ediyor. 2023’e bu iki önemli konuyu masamızın üzerinden
kaldırarak girelim diyoruz. Çalışma bu istikamette devam ediyor. İnşallah güzel
bir neticeye varır ve böylece de adımı atarız.

SORU: (ERSİN ÇELİK) Sizin Twitter ile ilgili
görüşlerinizi, bu platforma karşı tavrınızı biliyoruz. Fakat Amerika
’da
çok yoğun tartışmalar var. Elon Musk yönetimi devraldıktan sonra eski Twitter
yönetiminin politik sansürleri ile ilgili dosyaları ifşa etmeye başladı. Trump,
ABD Başkanı iken nasıl kısıtlandığını ya da Twitter yönetiminin Demokratların
önünü nasıl açtığını, nasıl manipülasyon yaptığını gösteren dosyalar yayınladı.
Trump, ABD Başkanı iken bunu yapan Twitter yönetiminin başka siyasi liderlere
de bu tip siyasi operasyonlar çekmiş olabileceği konuşuluyor. Siz dünyada
Twitter’da etkileşimi en yüksek üç liderden birisiniz. Daha önce sosyal medyada
sizi destekleyen etiketlerin engellendiğini, gündemden düşürüldüğünü
gözlemlemiştik. Böyle bir şey olmuş olabilir mi? Türkiye bunu sorgulayabilir
mi? Elon Musk
’tan bir talep olabilir mi?

Yani böyle bir şey olursa, Elon Musk’la oturur konuşuruz. En
azından bir telefon görüşmesi yaparız. Uzayı konuştuğumuz gibi Twitter’ı da
konuşuruz. Daha önceki Twitter yönetiminin siyasal alana yönelik müdahalelerine
ilişkin gündeme gelen hususları yakından takip ediyoruz. Ama ben zaten
sosyal medyaya pek olumlu bakmadığımı daha önce de ifade etmiştim. Biz
siyasetteki ya da diplomasideki başarılarımızı sosyal medya sayesinde elde
etmedi
k. Siyasetin er meydanı sosyal medya değildir. Siyaset doğrudan
milletle, millet için yapılır. Milletinizle hasbi bir gönül bağınız varsa sizi
ne Twitter ne başka bir güç engelleyebilir.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın