İsrail Suikastlarla Nereye Varmak İstiyor?

rasthaber
Rasthaber –  İsrail ABD’yi de içine alacak bir bölgesel savaş çıkarmaya
mı çalışıyor yoksa Hamas’a karşı bir skor elde edip savaşı noktalamaya mı
hazırlanıyor? Risk çıtası meseleyi iki tarafa da devirecek sınıra ulaştı.

Hamas’ın Aksa Tufanı’na yanıt olarak 7 Ekim’den bu yana
Gazze’de sürdürdüğü soykırım savaşında kritik kararların eşiğine gelen İsrail
en iyi bildiği işe geri döndü: Dışarıda suikast ve terör.

25 Aralık 2023’te İran Devrim Muhafızları’nın Suriye’deki
komutanı Seyyid Razi Musavi Şam’daki konutunda füzeyle öldürüldü.
2 Ocak’ta Hamas Siyasi Büro Başkan Yardımcısı Salih el Aruri, Beyrut’un
güneyinde Hizbullah’ın kalesi Dahiye’nin Maşrafiye bölgesinde SİHA’larla
öldürüldü. Aruri dışında Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin Kassam Tugayları’ndan
iki komutan da ölen 7 kişi arasında.
3 Ocak’ta İran’ın Kirman kentinde Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’yi anma
törenini hedef alan iki bombalı saldırıda 103 kişi ölürken 171 kişi yaralandı.
‘Direniş ekseni’nin birbiriyle kesişen halkalarını hedef alan bu saldırıları
birlikte ele almak gerekiyor.

***

Suikast ve saldırıların nasıl bir kavşakta
gerçekleştirildiği önemli:

– İsrail öldürme, göçertme ve göçürtme dışında Gazze’de
deklare ettiği hedeflere ulaşamadı. Hamas’ı yok etme hedefinden hala uzak.
Yerin altını üstüne getiriyor ama direnişi istediği ölçüde tünel sistemlerinden
söküp atamadı. Askeri operasyonlarla tek bir rehineyi kurtaramadı.
Filistinlileri Gazze’den sürme planı için de yol alamadı. Ve askeri kayıpları
artıyor. Bu tablo karşısında Gazze’deki 15 tugaydan beşini çekme kararı aldı.
Yeniden konuşlanma planı mı çekilmeye hazırlık mı? “Planda değişiklik yok” dese
de Başbakan Benyamin Netanyahu’ya içeride ve dışarıda hesap soranlar artıyor.
– İsrail, destekçileri nezdinde savaşın amaç ve araçlarına dair köşeye sıkıştı.
Erişilebilir hedefler ve buna uygun strateji konusunda Amerikan yönetimini ikna
edemiyor. Biden yönetimi “ya sonuç ya da son” diye sabırsızlanıyor. Çünkü ABD,
BM’deki oylamalarda yalnızlaşıyor, soykırım suçunda ortaklığı yüzüne vuruluyor,
bölgesel müttefiklerle zar zor toparladığı ilişkiler ağında cızırtılar geliyor
ve savaşın ekonomik maliyeti artıyor. Washington’ın İsrail’den yeni yıla kadar
işini bitirmesini istediği belirtiliyordu. Tel Aviv üzerinde baskıların artması
beklenirken Netanyahu’nun kendine manevra alanı açması lazım.
– Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde (UCM) soykırım davası ciddiyet kazanıyor.
Avukatlar ve sivil örgütlerin soykırım soruşturması için yaptığı başvuruların
ardından Güney Afrika 84 sayfalık dava dilekçesiyle UCM’ye müracaat etti.
Savcıların savsaklaması zorlaştı.
– Başı yargıyla belada olan Netanyahu’yu kurtaracak yasal değişiklik Yüksek
Mahkeme’ye takıldı. İsrail Başbakanı’nın siyasi geleceği yeniden tehlikeye
girdi.
– Beri tarafta Netanyahu’nun aşırı sağcı ve dinci ortakları savaşa son
verildiğinde iktidardan olacaklarını anlıyor. O yüzden Gazze’de sonuna kadar
gidilmesi için bastırıyor. Yediot Aharonot gazetesine göre Maliye Bakanı
Bezalel Smotrich kabine toplantısında “Gazze Şeridi için doğru çözüm,
halkı, kendilerini kabul eden ülkelere göç etmeye ikna etmektir. Kontrolü
kalıcı olarak ele alacağız ve orada yerleşim yerleri inşa edeceğiz” diye
tutturdu. Ulusal Güvenlik Bakanı İtamar Ben Gvir ise şu ifadeleri kullandı:
“Operasyon, Filistinlileri başka ülkelere göç ettirme ve Gazze Şeridi’nin
yeniden iskân projesine odaklanmak için bir fırsat.”

İsrail, Filistinlileri Sina’ya sürme konusunda Mısır’ın
kırmızı çizgilerini aşamadı. Şimdi yerinden edilen Gazzelileri kabul edecek
ülkeler arıyor. Kongo kapısı çalınanlar arasında.
İsrail kamu yayın kurumu KAN ve Yedioth Ahronoth’un geçtiği bilgilere göre
Netanyahu savaş kabinesine Gazze’nin yarını için bir çıkış planı sundu. Öneri
Gazze’yi yerelde oluşturulacak bir güce bırakmayı içeriyor. Plana göre silahlı
aşiretler ve ailelerden oluşturulacak yerel güç Gazze Şeridi’ni sivil açıdan
kontrol edecek, güvenlik konusunda ise İsrail ordusuyla iş birliği yapacak.
Hükümetin stratejik planlarını hazırlayan araştırmacı Emin Fayek, Hamas’ın bu
tür aileleri büyük ölçüde zayıflattığını hatırlatarak “Gazze Şeridi bu
ailelerle yönetilemez” diyor. İsrailli araştırmacı Nadaf Eyal de aynı
kanaati paylaşıyor: “Gazze Şeridi’nde Hamas’tan olmayan ve güç kullanabilecek
silahlı kimselerin yokluğu planın başarısız olması anlamına geliyor.” Yerle bir
edilmiş bir bölgede, en az 22 bin insanın cesedi üzerinde, 60 bin yaralının
huzurunda İsrail’le iş birliği yapacak Filistinli aramak da acınası bir
fantezi! Bu tartışma İsrail’in sivilleri katledip Gazze’yi yaşanamaz hale
getirme dışında bir çıkış planı olmadığını teyit ediyor. Amerikalıların
fantezisi de Hamas’ı devirip Mahmud Abbas’ı İsrail tankları üzerinde Gazze’ye
getirmekti. Bunu İsrailliler bile gerçekçi bulmadı.

***

İsrail ABD’yi de içine alacak bir bölgesel savaş çıkarmaya
mı çalışıyor yoksa Hamas’a karşı bir skor elde edip savaşı noktalamaya mı
hazırlanıyor? Risk çıtası meseleyi iki tarafa da devirecek sınıra ulaştı.
İsrail genel olarak Suriye, Lübnan ve İran’daki saldırılarla direniş ekseninin
“alanların birliği” ya da “cephelerin birliği” olarak tanımladığı stratejiyi
dağıtmayı hedefliyor. İki ihtimal var: Ya İran, Suriye ve Lübnan’ın saldırılara
yanıt veremeyeceği öngörüsünden hareket ediyor ya da ABD’yi ortak edebileceği
bölgesel bir savaşı kışkırtıyor. İran doğrudan yanıt verirse ABD de savaşa
dahil olacaktır; hesap bu. Ya da Hizbullah tam kapasite cephe açarsa ABD
tepelerine binecektir. Çok eski ve fırsat için pusuya yattıkları bir senaryo.
İsrail her halükarda Gazze’den sonra Lübnan’ı acil gündem yapmak istiyor.
Savaşın bitmesini de beklemeyebilir. Hizbullah’ı sınırlardan uzaklaştırmak için
30 km derinliğinde bir güvenlik bölgesi oluşturma hayaliyle uluslararası
destekçilerini Lübnan’ın başına çoktan musallat etti. Fakat İsrail bu hedefe
bölgesel bir çatışmayla ulaşabileceğini düşünüyor olabilir.
Aruri suikastı ile bir taşla üç kuş vurma hesabı yapmış olabilirler. Bu suikast
her şeyden önce Hizbullah’ın kırmızı çizgilerini test ediyor.
Lübnan’da başta Başbakan Necib Mikati olmak üzere temel aktörler Beyrut’taki
saldırıyı “Lübnan’ı savaşa çekme arayışı” olarak görüyor. Bu bakış açısı
kışkırtmaya karşı temkinli olmayı gerektiriyor.
Kuşkusuz suikast Hizbullah’ı Lübnan’ı koruma önceliğine göre şekillenmiş olan
angajman kuralları içinde çatışmayı sürdürme ile angajmanı genişleterek
misilleme yapma arasında hassas bir pozisyona soktu. Hizbullah Genel Sekreteri
Hasan Nasrallah ağustosta yani savaştan iki ay önce “Lübnan’daki
suikastlara geri dönülmesine izin vermeyeceğiz” demişti. Hizbullah, İsrail’i
kuzeyden vururken aşamalı olarak saldırıların menzili genişlese de tam kapasite
savaşa girmekten kaçınan bir angajman setiyle hareket etti. Aruri suikastıyla
birlikte ikinci cephe riski birkaç tık birden yukarı zıpladı.

Lübnanlı kaynaklara bakılırsa tehlikeli kışkırtmalara rağmen
Hizbullah savaşa sürüklenmek istemiyor. Geçmişten bugüne İmad Muğniye, Kasım
Süleymani ve Seyyid Razi Musavi’ye düzenlenen suikastların sonuçlarına
bakıldığında stratejik önceliklerle kendini tutma halinin bozulmadığı
görülüyor. 7 Ekim’den bu yana Hizbullah’ın tam kapasite savaşa girme ihtimali
Gazze’de direnişin çökme tehlikesi gibi stratejik gerekçelerle
ilişkilendirildi. Fakat Hizbullah’ın tamamen yanıtsız bırakması caydırıcılığın
çökmesi ve sıradaki hedefin Hamas değil Hizbullah liderleri olacağı anlamına
geliyor. Sonuç olarak bu saldırı angajman kurallarının dışında. Hizbullah
yanıtsız bırakamaz. Ama odağın Gazze’den Lübnan’a kaymasına da izin veremez.
Amerikalı ve Fransızların hemen devreye girip Hizbullah’ı dizginlemesi için
Lübnan hükümetini markaja aldığı belirtiliyor. Sonuç olarak Hizbullah’ın bunu
yanıtsız bırakmayacağı ama çatışmanın yayılmaması yönündeki önceliği terk
etmeyeceği öngörülüyor. Hizbullah ilk açıklamasında “Ellerimiz tetikte ve
menfur suç cevapsız kalmayacak” dedi.
İran da “stratejik sabır” ile kırmızı çizgileri arasında sıkışıyor. ABD’nin
Süleymani’yi öldürmesinin ardından benimsenen strateji korunuyor. Açıklamalara
bakılırsa İran ‘direniş ekseni’ni güçlendirmeye, Amerikan güçlerini bölgede
barınamaz hale getirmeye, Gazze’nin düşüşünü önlemeye ve İsrail’i yıpratmaya
odaklanıyor. Gazze’de tünellere endeksli direniş altyapısının da en az 20
yıllık bir çalışmanın ürünü olduğunu not edelim. Ama uzun vadeli strateji
İran’ın sıkışmışlığını gideremiyor.

***

Aruri’nin hedef alınması daha spesifik nedenlere
bağlanabilir ve etkileri de bu nedenler üzerinden okunabilir. Yahya Sinvar,
Muhammed el Dayf ve Mervan İsa Gazze’deki operasyonda İsrail’e “zafer çığlığı”
attıracak üç önemli hedefti. Üç aydır süren bombardıman ve operasyonlarda bu
üçlüye ulaşılamadı. Bunun yerine dışarıda daha erişilebilir durumdaki Hamas
liderlerine yönelindi. Olası suikastların adresi olarak Katar ve Türkiye’nin de
adı geçmişti. Ankara Mossad’a çalıştıkları suçlamasıyla 33 kişiye yönelik operasyonla yanıt
verdi. Arabulucu pozisyonu da Katar’ı şimdilik dokunulmaz kılıyor. Malum Mısır,
Katar, ABD, İsrail ve direnişin içinde olduğu 5’li bir müzakere grubu oluştu.
Lübnan ve Suriye İsrail’in dokunulmazlık içinde suikast düzenlediği iki yer.
Aruri de 2017’den bu yana Beyrut’ta üslenmiş biriydi. Aruri’nin öldürülmesi
İsrail savaş kabinesi üzerindeki baskıyı azaltabilir. Sonuçta üst düzey bir
isim öldürüldü, bir skor elde edildi. Aruri’nin öldürülmesi iki alandaki
ilişkileri hedef alıyor:
2012’de Hamas’ın Şam’ı terk etmesi üzerine direniş ekseniyle ilişkiler
bozulunca işleri yeniden toparlamada Aruri’nin girişimleri önemliydi. Aruri
Hamas’ın Şam’ı terk etmesinin ardından Türkiye’ye yerleşmiş, Erdoğan’la
görüşmelerde de yer almıştı. Erdoğan, Mavi Marmara dosyasını tazminat karşılığı
kapatırken İsrail’in peşinde koştuğu Aruri’yi de 2015’te Doha’ya postalamıştı.
Aruri iki yıl sonra Körfez’deki komşuların Katar’a uyguladığı baskılar üzerine
Beyrut’a geri dönmüştü. 2018’den itibaren İran ve Hizbullah’la köprülerin
kurulmasında rol oynadı. Bir röportajında “İran, Filistin direnişine
gerçek destek sağlayan tek ülkedir” demişti. Lübnanlı kaynaklar Aruri’nin
düzenli olarak Hizbullah’la görüştüğünü aktarıyor. Yani suikast İran, Hizbullah
ve Hamas üçgenindeki işleyişi vurdu. Boşluğu doldurulamaz değil tabii ki. Bu
tür örgütlerde her liderin mutlaka yedeği vardır.
Ayrıca Aruri, Hamas’ın askeri kanadı ile siyasi kanadı arasındaki krizlerde de
paratoner gibiydi. İki tarafı da idare edebilen biriydi. İzzeddin Kassam’ın
kuruluşundaki rolü ile de bilinen Aruri’ye suikastın etkisinin aranacağı bir
diğer yer Batı Şeria. Kendisi Ramallah doğumlu. Batı Şeria’da Hamas
örgütlenmesinde öncüydü. El Fetih’le ilişkilerde de öne çıkıyordu. Aruri’nin
öldürülmesinin ardından Batı Şeria’da El Fetih’in Ramallah teşkilatı dahil pek
çok örgüt genel grev çağrısı yaptı. Ölümü Batı Şeria’daki alttan alta yayılan
direniş hücreleri için yeni bir motivasyon olabilir. Paradoksal olarak İsrail,
Batı Şeria’nın daha fazla silahlı direnişe kaymasına yol açacak adımlardan
kaçınmıyor. Ya bölgenin karışmasını Batı Şeria için düşlediği sürgün senaryosu
için fırsat olarak görüyor ya da burayı da Gazze’ye dönüştürdüğünü göremeyecek
kadar körlük içinde hareket ediyor. Hamas liderlerine suikastlar bu örgütü daha
da güçlendirerek bir orduya dönüştürdü. İsrail 1990’larda El Fetih’e karşı
kullanışlı olarak gördüğü örgütü ABD’yi de arkasına aldığı halde sahadan
silemiyor. Ve Amerikalı koruyucuları da İsrail’den artık bu realiteyi
kavramasını bekliyor.

***

Bu suikastlar eğer ABD’nin gerilimi sınırlamak için daha
fazla ağırlık kullanmasını temin etmezse Kahire merkezli çözüm arayışları biraz
daha ötelenebilir. 20 Aralık’ta Hamas ve İslami Cihad liderleri Kahire’de
Mısır’ın teklifini dinlemişti. Teklif kalıcı ateşkes karşılığında örgütlerin
Gazze Şeridi’nin kontrolünden vazgeçmesini içeriyordu. Hamas’sız Gazze için
bulunan formül teknokrat hükümetiydi. Mısır Hamas liderlerinin takip
edilmeyeceği veya yargılanmayacağı garantisi veriyordu. Teklif Filistinlileri 1982’de
Beyrut’tan çıkartan operasyonu çağrıştırıyor. Bilahare Hamas ve İslami Cihad
ortak bir belgeyle yanıt verdi. Gazze’deki direniş komitesinde yer alan
örgütlerin genel yaklaşımı Gazze ve Batı Şeria’daki yönetimleri birleştirecek
şekilde ulusal birlik hükümetinin kurulması yönünde. Hamas Siyasi Büro Başkanı
İsmail Heniyye ulusal hükümet ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) yeniden
yapılandırılması konusunda tekliflere açık olduklarını bildirdi. Heniyye
direnişin iyi bir konumda olduğunu, tehcir planına izin verilmeyeceğini ve tüm
tutukluların serbest bırakılması talebinden geri adım atılmayacağını
kaydetti.  İslami Cihad’dan üst düzey bir yetkili de El Meyadin’e Mısır’a
gönderdikleri belgenin ilk maddesini şöyle açıkladı: Kalıcı ateşkes sağlanmalı,
İsrail Gazze’den tamamen çekilmeli ve BM Güvenlik Konseyi’nin garantörlüğünde
bölge yeniden inşa edilmeli.
Hamas yöneticilerinden Usame Hamdan ise daha somut bir yol haritasından söz
etti: Ulusal çözüm, ateşkes ve İsrail ordusunun çekilmesini gerektiriyor. Sonra
tüm tarafların katılımıyla bağlayıcı bir ulusal toplantı düzenlenir. Gazze ve
Batı Şeria’yı yönetecek bir ulusal birlik hükümeti kurulur. Siyasi sistem
demokratik temelde geliştirildikten sonra nispi temsil sistemine göre seçimlere
gidilir. Bunların hiçbiri İsrail’in Gazze ve Batı Şeria düşleriyle örtüşmüyor.
Aruri suikastı bir yanıyla çıkmazdaki masayı vuruyor.

***

Özetlersek Gazze savaşının başında yakaladığı desteği
koruyamayan İsrail muhtemelen çatışmayı sıçratma taktikleriyle içerideki
çatlakları gidermeyi ve dışarıda özellikle Batılı destekçilerini kendi
gündemine sabitlemeyi hedefliyor. Sorunun sadece Gazze olmadığını, bölgesel bir
savaş verilmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyor. Aynı zamanda ‘direniş
ekseni’nin Filistin’le dayanışmasının bedelini artırmaya, herkese
ulaşabileceğini göstermeye, bölgesel caydırıcılığını yeniden inşa etmeye,
Gazze’de yeni bir aşamaya geçerken Filistin’in imdadına yetişecek tüm hatları
felç etmeye çalışıyor. Bütün bunları kendisine kol kanat geren Amerikan
gemileri bölgedeyken yapması gerekiyor.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın