ABD’den dost olmayacağı için, ihanetine de uğranmaz. İşbirliğinin riski de bedeli de görüldü. Fakat bu soruyu soranların esas sorması gereken şu: Diğer aktörlerin Amerikancılığı karşısında ne demek lazım?
Suriye’de cihatçıların son taarruzuyla SDG kontrolündeki bölgelerin önemli kısmını ele geçirmesi ve PYD’ye “tam boy teslimiyet” dayatması üzerine “Kürtler ABD’nin ihanetine uğradı” sözü çok dile getiriliyor.
Genellikle de “gördünüz mü, işte böyle olur” imasıyla birlikte.
Ortada gerçekten bir ihanet mi var? Yaşananları tekrar hatırlamak ve meseleyi derinleştirmekte büyük fayda var.
‘Kitabın ilk 10 sayfası’: Öykü nasıl başladı?
Dünden beri Suriye’deki gelişmeler X platformunda da hararetle tartışılıyor. Ara başlığa aldığımız ifade, bu tartışmalardan birinde kullanıldı. Öykünün başlangıcı, yani “ilk 10 sayfa” şöyle anlatılıyordu:
Suriye’de yurttaşlık hakkı olmayan Kürtlerdi. İç savaş sırasında üzerlerine selefi cihatçılar salındı. Onlar da kendilerini korudular. Onlar kendilerini korurlarken Türkiye Cumhuriyeti ‘IŞİD’ciler benim yurttaşlarımın bir kısmının yakınlık hissetiği bir gruba saldırıyor, onları korumalıyım’ diyeceğine IŞİD’cilere destek verdi. ABD de Irak’ta da büyüyen IŞİD’cileri durdurmak için oradaki Kürtlere destek verdi. (Ülkemizin solcuları da bir araya geldiklerinde, bu süreçte bombalandılar). Peki o anda YPG ne yapabilirdi?
Kitabın ilk sayfalarının buradan başlatılması, Suriye’deki Kürt milliyetçi hareketinin ABD’yle işbirliğinin bir “zorunluluk” olduğu argümanı için sıklıkla başvurulan bir yöntem.
Gerçekten de IŞİD’liler bölgede terör estirmiş, Irak’ta başladıkları katliam dalgasını Suriye’ye taşımış, oradaki Kürt hareketi ABD’yle işbirliği yapmış uzun çatışmalar ve çok sayıda can kaybı sonunda IŞİD’e dalgakıran olmayı başarmıştı.
Fakat, unutulan kısmı şu: Kitabın ilk 10 sayfasında bunlar yazmıyor.
2011’de “Arap Baharı” sürecinde Suriye devletinin düşürülmesi operasyonu, başını ABD’nin çektiği bir emperyalist provokasyondu. Türkiye başından itibaren bu ABD operasyonuna katıldı, dirseklerine kadar kire batmaktan kaçınmadı, cihatçıları taşıdı, besledi, barındırdı, eğitti ve donattı. ABD zaten dümenin başındaydı. Bizzat Esad da provokasyonun başlangıcına giden süreçte ABD’yle yakınlaşmaya çalışıyor, Erdoğan aracılığıyla uzlaşı fırsatı kolluyordu.
Sonuçta emperyalizmin kışkırttığı savaş büyüdü. Türkiye’de ve diğer yerlerde cihatçılar için “bunlar özgürlükçü devrimciler” masalları anlatıldığı dönemde Suriye’deki Kürt milliyetçi hareketi, aslında herkesin kim olduğunu biliyordu. Hareket bir süre kararsızlık ve git-gel durumunun ardından, tıpkı Irak’taki ABD işgali sürecinde olduğu gibi pragmatizmle hareket ederek kendisini ABD planının yanında konumlandırdı ve muhalefet saflarında yer aldı.
Selahattin Demirtaş’ın “Suriye’deki Kürt oluşumu, Lazkiye’yi de içine alırsa Kürtlerin büyük bir sorunu ortadan kalkar. Denize alışırlar ve Türkiye’ye tam bağımlılık ortadan kalkar” lafı IŞİD savaşından önce, hatta Gezi Direnişinden önce, Mayıs 2013’te söylenmişti.
Dolayısıyla, kimse açısından ABD’cilik yapmak mecburiyet değildi. Bugün çatışmanın tarafı olan Kürt milliyetçi hareketi de, Türkiye de, İsrail de, cihatçı çeteler de baştan beri ABD’nin başını çektiği operasyonun parçası olmayı seçti.
İlla bir mecburiyetten söz edilecekse, “mecbur kalan” tek aktör Beşar Esad’dı. Batıyla arayı düzeltme çabalarına erkenden kapılar kapandı, emperyalizmin provoke ettiği savaşta direnmeye mecbur kaldı.
Dost olmayanın ‘ihaneti’ olur mu?
Herkesin ilkeleri bir yana bırakıp çıkarları uğruna dahil olduğu savaşın olası bedelleri vardı. En büyük bedeli, bir bütün olarak Suriye halkı ödemeye devam ediyor.
Bugün “Kürtler ABD’nin ihanetine uğradı” diyebilmek için, ABD’nin daha önce dost olduğunu kabul etmek gerekiyor. Oysa oynanan oyunu herkes biliyordu. Emperyalizmin dostluk tanımayacağı, tüm tarafların malumuydu.
Trump yönetimiyle birlikte ABD emperyalizmi çok açıksözlü hale gelmiş olsa da, tarih boyunca emperyalizmin hiçbir halkla dost olmadığı açıktı. Bu açıdan “ihanet”ten bahsedebilmek için emperyalizmi hiç tanımamış olmak gerekir.
Bu da başka bir soruyu beraberinde getiriyor: Yalnızca PYD mi ABD’yle işbirliği yaptı?
Türkiye’deki Amerikancılık sorgulanmayacak mı?
Bugün özellikle “gördünüz mü” imasıyla “Kürtler ABD’nin ihanetine uğradı” diyenlerin bir kısmı, ABD’yle “dost olmayı” sorgulamıyor.
AKP hükümeti, özellikle sonbahardan bu yana şartsız koşulsuz, tam boy bir Amerikancı çizgiye geçti. Suriye’de yaşananlar, emperyalizmin, dün örtüşen çıkarları bugün çeliştiği anda herkese kan kusturabileceğine işaret ediyor.
ABD’nin “dostluğunu kazanmış olmak”la övünmek, bugün başlamamış bir öykünün mağduru pozisyonunda sıra kendisine gelene kadar bir züğürt tesellisi olmanın ötesine geçemez.
sol
