ABD Başkanı’nın birkaç gün önce İran’a yönelik tehditlerinde Venezuela’yı örnek göstererek “devasa bir filonun İran’a doğru hareket halinde olduğunu” söylemesine karşın, birçok uzmana göre bu kıyaslama doğru değil ve yanlış hesaplama riskini artırıyor.
New York Times gazetesi yayımladığı analizde, Donald Trump’ın tehditkâr bir dille “büyük bir donanmanın” İran’a doğru ilerlediğini dile getirdiğini ve Tahran’ı Venezuela’nın kaderiyle karşılaştırmaya çalıştığını yazdı. Ancak güvenlik analistleri, İran’ın Caracas’tan farklı olarak tüm Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırabilecek ve ABD ile müttefiklerine ağır askerî ve siyasi bedeller ödetebilecek bir aktör olduğuna dikkat çekiyor. Bu durumun, ABD yönetimi içinde dahi askerî seçeneğin uygulanabilirliğine dair ciddi tereddütler doğurduğu belirtiliyor.
ABD Başkanı Donald Trump, son günlerde İran’a yönelik sert söylemlerini tırmandırarak askerî müdahale ihtimalini açıkça gündeme getirdi. Trump, Truth Social adlı sosyal medya platformunda yaptığı paylaşımda, “çok büyük ve çok güçlü Amerikan gemilerinin” İran’a doğru yola çıktığını belirterek, Tahran’ın Washington’un taleplerini kabul etmemesi halinde “hızlı ve sert” bir karşılıkla karşılaşacağı uyarısında bulundu.
Trump’ın taleplerinin karşılanması düşük ihtimal
Trump fiilen İran’a bir ültimatom vermiş durumda: Nükleer programın sona erdirilmesi, İsrail’e ulaşabilecek menzile sahip füzelerin üretiminin durdurulması ve bölgedeki silahlı vekil güçlere verilen desteğin tamamen kesilmesi. Gözlemcilere göre bu talepler, İran’ın tüm caydırıcılık unsurlarından ve bölgesel nüfuzundan vazgeçmesi anlamına geliyor ki bunun gerçekleşmesi son derece düşük bir ihtimal olarak görülüyor.
ABD Başkanı, tehditlerini gerekçelendirirken sık sık Venezuela örneğine atıf yapıyor. Washington daha önce baskı kampanyası kapsamında askerî güçlerini Venezuela kıyılarına konuşlandırmış, ardından ülke liderinin istifayı reddetmesi üzerine sürpriz bir operasyonla onu gözaltına almıştı. Trump’ın şimdi de benzer bir modeli İran’a karşı kullanarak Tahran’ı geri adım atmaya zorlamaya çalıştığı ifade ediliyor.
İran’a verilecek yanıt sınırlı bir çatışmayla kalmayabilir
Ancak güvenlik analistleri ve Amerikalı diplomatlar, bu karşılaştırmanın yanıltıcı olduğu görüşünde. Ulusal güvenlik alanında önde gelen gazetecilerden David E. Sanger’a göre, “Trump’ın yaklaşımı tanıdık olabilir, ancak hedef tamamen farklı.” Sanger, İran’ın askerî ve bölgesel kapasite açısından Venezuela ile kıyaslanamayacağını, vereceği karşılığın sınırlı bir çatışmanın çok ötesinde sonuçlar doğurabileceğini vurguluyor.
ABD ve müttefiklerini hedef alma kapasitesi
Venezuela’nın aksine İran, ABD’nin ve müttefiklerinin çıkarlarını hedef alabilecek geniş kapasitelere sahip. İran’ın füze gücü, bölgedeki müttefik ve ortak ağları ile Orta Doğu güvenlik denklemlerindeki etkisi, doğrudan bir askerî müdahaleyi son derece riskli bir senaryoya dönüştürüyor. Analistler, olası bir çatışmada İsrail’in doğrudan füze saldırılarına maruz kalabileceği ve bölgedeki hayati enerji hatlarının ciddi biçimde sekteye uğrayabileceği uyarısında bulunuyor.
Bu nedenlerle, sert söylemlere rağmen ABD yönetimi içinde askerî tehditlerin hayata geçirilmesi konusunda henüz bir uzlaşı oluşmadığı belirtiliyor. Kaynaklara göre Trump’ın üst düzey danışmanları, olası bir müdahalenin sonuçlarını değerlendiriyor ve böyle bir adımın Orta Doğu’daki krizi derinleştirerek Çin ve Rusya gibi rakiplerin nüfuzunu artırmasından endişe ediyor.
Psikolojik ve siyasi baskı aracı
Trump’ın tehditleriyle asıl amacının Tahran üzerinde siyasi ve psikolojik baskı kurmak olduğu da dile getiriliyor. Bazı analistlere göre ABD Başkanı, Venezuela örneğini somut bir askerî plan olarak değil, daha çok bir korkutma aracı olarak kullanıyor. Bu yaklaşım kısa vadede tansiyonu yükseltebilse de, net hedefler olmadan sürdürüldüğünde yanlış hesaplama riskini büyütüyor.
Öte yandan İran, tehdit ve yaptırımlar altında savunma ve güvenlik politikalarından geri adım atmayacağını defalarca ilan etti. İranlı yetkililer, herhangi bir askerî saldırının kesin ve sert bir karşılıkla yanıtlanacağını ve sonuçlarının sorumluluğunun ABD’ye ait olacağını vurguluyor.
İran’ı hedef almak büyük bir kumar
Sonuç olarak, İran’ı Venezuela’ya benzetmek Trump için cazip görünse de, sahadaki ve jeopolitik gerçekler Tahran’ın çok daha karmaşık ve maliyeti yüksek bir aktör olduğunu ortaya koyuyor. Bu fark, İran’a yönelik askerî tehditlerin neden Washington’da daha çok tartışma ve tereddüt konusu haline geldiğini de açıklıyor. Uzmanlara göre İran’ı hedef almak, sonuçları öngörülemeyecek kadar büyük bir kumar anlamına geliyor.
