Bir İbrani medya organı, İran’ın yıpratma taktiği karşısında ABD’nin stratejisinin çöktüğünü itiraf etti.
İbrani yayın organı Zman Yisrael, bugün (Pazartesi) yayımlanan makalesinde, ABD’nin İsrail’le birlikte savaşın başında İran’a yönelik ağır saldırılar düzenlediğini, İranlı liderleri hedef aldığını ve askerî altyapıyı vurduğunu (söz konusu medya organının iddiasına göre bunun İran halkını teslim olmaya zorlamak amacı taşıdığını) kabul etti; ancak bu adımların İran toplumu üzerinde kayda değer bir etki oluşturmadığını yazdı.
Haberde, İran’ın buna karşılık savaşın ekonomik boyutuna odaklandığı ve ABD Başkanı Donald Trump’ın bu konuya duyarlılığını iyi bildiği ifade edildi. Ayrıca Amerikan halkının, işe gitmek için araçlarına yakıt doldurmak adına daha fazla para ödemeye istekli olmadığını da hesaba kattığı belirtildi.
Genel olarak ABD kamuoyunun İran’a yönelik askerî müdahaleye sıcak bakmadığı, hatta Amerikalıların büyük bölümünün haritada yerini dahi bilmediği bir ülkeye askerî müdahaleye istekli olmadığı vurgulandı.
Bu çerçevede İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol altına alarak binlerce gemi ve petrol tankerinin girişte uzun kuyruklar oluşturmasına neden olduğu, bunun da petrol fiyatlarını yükselttiği ifade edildi. Bu gelişmeler karşısında ABD Başkanı’nın fiyatları dengelemeye yönelik propaganda içerikli açıklamalar yapmak zorunda kaldığı, ancak bunun kendisine somut bir fayda sağlamadığı belirtildi.
Makale yazarına göre, ABD’nin bu savaşı herhangi bir ileri planlama olmadan başlatmış olması nedeniyle, tam bir zafer elde edilememesi Washington açısından bir yenilgi anlamına gelecektir. Bu durumdan çıkışın ise ancak ABD’nin kara gücüyle Hürmüz Boğazı’nı ele geçirmesi ve böylece Orta Doğu bataklığına doğrudan girmesiyle mümkün olabileceği ifade edildi.
Makalenin bir diğer bölümünde, ABD açısından en kötü senaryonun İran’ın savaşı uzatmayı başarması olduğu belirtildi. Bu tür uzun süreli savaşlarda ABD’nin daha önce başarısız olduğu (Vietnam, Irak, Afganistan gibi örneklerle) hatırlatılarak, böyle bir durumda yenilginin hem iç kamuoyunda hem de sahada kaçınılmaz olacağı vurgulandı.
Öte yandan İran’ın, kendisinden beklenen temel şeyin ABD ve İsrail’e bağlı unsurları yıpratmak olduğu gerçeğini kavradığı ifade edildi. Buna göre İran’ın yalnızca direnmesi ve teslim olmaması yeterli görülmektedir.
Bu doğrultuda İran’ın çok sayıda balistik füze ile donatıldığı, her saldırıda yalnızca bir balistik füze fırlatmasının tesadüf olmadığı belirtildi. İran’ın her gün İsrail ve Körfez ülkelerine birkaç balistik füze fırlattığı ve ardından yeniden gizlendiği, bu durumun ABD tarafı geri adım atana kadar sürdürüldüğü ifade edildi.
Makalenin devamında, ABD’nin bu süreçte (zorunlu olarak) geri adım atacağı, çünkü başka seçeneğinin bulunmadığı ileri sürüldü. ABD kara kuvvetlerini konuşlandırmaz ve Hürmüz Boğazı’nı kontrol altına almaya çalışmazsa nüfuzunu kaybedeceği; ancak bu yola devam ederse giderek daha fazla “gülünç bir duruma” düşeceği belirtildi.
Son olarak, Trump’ın hâlâ diplomatik bir anlaşmaya ulaşarak “bir şey elde etmiş” görüntüsü verip yenilgiden kaçınma ihtimaline sahip olduğu ifade edildi. ABD’nin daha önce de benzer bir yöntemi Vietnam’da uyguladığı, Kuzey Vietnam ile anlaşma imzalayıp ardından geri çekildiği ve bu sürecin dönemin Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’a Nobel Ödülü kazandırdığı hatırlatıldı.
