İran Gemisine Yapılan Saldırı Ukrayna’ya Kaç Paraya Mal Olacak?

Ukrayna, Rusya’ya darbe vurmak amacıyla İran’ı savaş alanına çekti; bu karar Kiev için en maliyetli hatalardan birine dönüşebilir. Hazar Denizi’nde bir İran ticaret gemisine düzenlenen saldırının ardından Tahran, resmi bir özür ve tazminat talep etti. Ancak Zelenski bu uyarıyı göz ardı ederse, İran’ın olası dört tepkisi savaşın tüm denklemlerini ciddi şekilde değiştirebilir.

Fudan Üniversitesi Çağdaş Çin Tarihi Profesörü ve önde gelen uluslararası ilişkiler uzmanı Xue Xiaorong kaleme aldığı analizde Ukrayna’nın İran gemisine düzenlediği saldırının sonuçlarını değerlendirdi ve Tahran’ın bu eyleme verebileceği dört olası yanıtı açıkladı.

27 Temmuz’da Orta Doğu bir kez daha yeni bir gerilim dalgasına tanıklık etti; ancak bu kez krizin merkezi beklenmedik bir şekilde Doğu Avrupa’daki Ukrayna ile bağlandı. Ukrayna’nın son zamanlarda uzun menzilli insansız hava araçları (İHA) kullanarak Hazar Denizi sularında bir İran ticaret gemisini hedef almasının ardından, İranlı yetkililer son derece sert ve kararlı bir tepki gösterdi.

İran Meclisi Milli Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi, yayınladığı sert uyarıda Ukrayna’nın bu saldırı nedeniyle resmi olarak özür dilemesi ve verilen tüm zararları tazmin etmesi gerektiğini bildirdi. Azizi, Kiev’in bu talebi kabul etmekten kaçınması halinde İran’ın Ukrayna’ya karşı misilleme yapma hakkını tamamen saklı tuttuğunu ve gerekli gördüğü her an bu hakkı kullanabileceğini açıkça vurguladı.

Azizi, Ukrayna’ya karşı uygulanabilecek olası askeri veya ekonomik tedbirlerin ayrıntılarını açıklamadı; ancak kararlı ve net üslubu Tahran’ın öfkesinin derinliğini açıkça gösteriyordu. İran açısından bu olay, sadece sınırlandırılmış bir deniz çatışması değil, ülkenin stratejik kırmızı çizgilerinden birine yönelik doğrudan bir kışkırtma ve tecavüz olarak değerlendiriliyor.

Bu sınır ötesi saldırı emri Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski tarafından verildi. Kiev’in ilk taktiksel hedefi gayet açıktı: Kıta içi en önemli ulaşım damarlarından biri olan Hazar Denizi rotasını aksatarak Rusya’nın dışarıdan askeri teçhizat ve lojistik destek alma kapasitesini zayıflatmak. Bununla birlikte, savaşın alanını doğrudan İran’ın varlıklarına ve somut çıkarlarına genişletmek Tahran’ı gerçekten öfkelendiren bir adım oldu.

Azizi bu uyarıyı yaparken, ABD ve İsrail’i ibretlik örnekler olarak göstererek doğrudan Zelenski’ye seslendi. ABD ve İsrail’in de başlangıçta uyarıları ciddiye almadığını, İran’ın tavsiyelerini ve kırmızı çizgilerini defalarca ihlal ettiğini; ancak nihayetinde gerek geçmişteki 67 günlük ağır savaşta gerekse Orta Doğu’da devam eden çatışmalarda İran’ın kararlı yanıtlarıyla ağır bedeller ödemek zorunda kaldıklarını söyledi.

Azizi’nin uyarısındaki mantık açık ve bir o kadar da ağırdı: Eğer Ukrayna Rusya’ya karşı doğrudan savaş meydanında direnebileceğini düşünüyorsa, kendisini ABD ve İsrail’den bile daha güçlü görecek kadar aşırı bir özgüven illüzyonuna mı kapılmıştır? Kiev yönetimi, sonuçlarını düşünmeden İran’ı hedef alarak “gövde gösterisi” yapmak ve bu yolla siyasi caka satma arzusunu veya stratejik hayallerini tatmin etmek istiyorsa; Tahran, Zelenski’yi İran’ı öfkelendirmenin gerçek sonuçlarıyla yüzleştirecek hem güce hem de iradeye sahiptir.

Nitekim İranlı üst düzey yetkililerin bu olaya ilişkin değerlendirmesi sadece Rusya-Ukrayna ikili çatışma çerçevesiyle sınırlı kalmıyor. Azizi’nin açıklamalarından bir gün önce İran Dışişleri Bakanı Abbas Irakçi meseleye dair daha derin boyutları gündeme getirmişti. Irakçi, Ukrayna’nın bu kadar büyük bir riski göze alarak Hazar Denizi’nde seyreden bir İran ticaret gemisine uzun menzilli saldırı düzenleme cesaretini, İsrail’in perde arkasındaki derin müdahalesi ve kışkırtmaları olmadan gösteremeyeceğini açıkça ifade etti.

Tahran’ın bakış açısına göre bu eylem, her şeyden önce Kiev’in İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun kışkırtmasıyla giriştiği fırsatçı bir stratejik maceraya benziyor. Zelenski hükümetinin, İran ticaret gemisini kasten hedef alarak sadece görünürde Rusya’nın tedarik yollarından birini kesmekle kalmayıp, stratejik düzeyde de kendisini İsrail’e daha fazla bağlamayı hedeflediği anlaşılıyor.

Ukrayna ayrıca bu adımla Washington’a olan sadakatini ve uyumunu kanıtlamayı, böylece Batı yardımlarının azaldığı bir dönemde ABD’den yeniden daha kapsamlı finansal ve askeri destek almayı amaçladı. Ancak bu hesap ters tepti: Kiev, sadece beklediği stratejik çıkarlara hemen ulaşamamakla kalmadı, aynı zamanda Orta Doğu’nun önemli bir gücünü ve bölgesel operasyonel kapasitesi yüksek bir ülkeyi de şiddetle öfkelendirdi.

İran, Ukrayna’nın bu eylemini karşılıksız bırakma niyetinde değil. Tahran’dan peş peşe gelen iki sert uyarı, artık açıkça nihai bir muhtıra niteliği taşımaktadır.

Coğrafi olarak İran ve Ukrayna birbirine oldukça uzaktır ve tarih boyunca iki ülke arasında doğrudan bir toprak anlaşmazlığı yaşanmamıştır. Basit bir ifadeyle, bu olaya kadar aralarındaki ilişkilerin sınır veya güvenlik anlaşmazlıklarıyla pek bir ilgisi yoktu. Ancak şimdi gerilimi başlatan taraf Ukrayna olduğuna ve böyle bir ültimatomla karşı karşıya kaldığına göre temel soru şudur: İran misilleme sözünü nasıl yerine getirecektir?

Tahran’ın jeopolitik stratejilerini ilerletmedeki genel tutumu göz önüne alındığında, İran Kiev’e karşı bir misilleme kararı alırsa, tepkisi büyük olasılıkla şu dört seçenek etrafında şekillenecektir:

  1. Diplomatik İlişkilerin Kesilmesi: İlişkilerin Seviyesini Düşürmekten Tamamen Koparmaya

İran’ın uluslararası hukuk ve teamüller çerçevesinde başvurabileceği en basit ve aynı zamanda en orantılı intikam adımı, diplomatik misilleme sürecini başlatmak ve Ukrayna ile ilişkileri tamamen kesmektir.

Rusya-Ukrayna çatışmasının başından bu yana geçen dört yıla bakıldığında, İran ile Ukrayna arasındaki ilişkiler esasen sürekli soğumuş ve kötüleşmiştir. Batı ve Ukrayna’nın, İran’ın Rusya’ya intihar İHA’ları da dahil olmak üzere askeri teçhizat sağladığı yönündeki tekrarlayan suçlamaları nedeniyle, iki taraf arasındaki ilişkiler zaten donma noktasına gelmişti.

Şu anda Ukrayna, Tahran’da yalnızca asgari diplomatik temsil seviyesinde bir maslahatgüzarlık ofisi bulundurmakta ve iki ülke arasındaki üst düzey diplomatik temaslar fiilen durmuş durumdadır.

Böyle bir ortamda, pratikte varlığı kalmamış bir ilişkiyi sürdürmenin Ukrayna açısından hiçbir anlamı yoktur. Ukrayna’nın kendisi doğrudan fiziki bir askeri saldırı gerçekleştirdiği için, İran diplomatik katmanda orantılı bir yanıt verme hakkına tamamen sahiptir.

Ukrayna maslahatgüzarının sınır dışı edilmesi, büyükelçiliklerin tamamen kapatılması ve ilişkilerin kesildiğinin resmi olarak duyurulması, Tahran’ın uluslararası alandaki sert tutumunu göstermek adına standart adımları olacaktır. Bu tam diplomatik kopuş, kısa vadede Ukrayna cephesine doğrudan fiziki bir zarar vermese de çok ağır bir siyasi yük taşımaktadır.

Böyle bir adım, iki ülke arasındaki bağların tamamen koptuğunu gösterecek ve hukuki ile siyasi açıdan İran’ın daha sert ekonomik yaptırımlar veya askeri yanıtlar gibi sonraki adımları için zemin hazırlayacaktır.

  1. Ekonomik ve Enerji Baskısı: Ukrayna’nın Yaşamsal Damarına Darbe

Diplomatik ilişkilerin kesilmesi yalnızca siyasi bir duruş olarak değerlendirilirse, ekonomik baskı Ukrayna’nın doğrudan hissedeceği gerçek ve somut bir darbe olabilir.

Rusya ve Ukrayna arasındaki kapsamlı savaşın başlamasından bu yana Kiev, Rusya’nın boru hatları üzerinden sağladığı ucuz petrol ve doğalgaza erişimini fiilen kaybetmiştir. Hükümetin işleyişini sürdürmek, savaş cephelerinin ihtiyaçlarını karşılamak ve ülke içindeki asgari enerji gereksinimini garanti altına almak için Ukrayna; ABD, Hindistan ve Orta Doğulu petrol üreticileri gibi ülkelerden çok daha yüksek maliyetlerle petrol ve sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) satın almak zorunda kalmıştır. Bu nedenle Ukrayna’nın hayati enerji damarı bugün büyük ölçüde küresel deniz taşımacılığı rotalarının açık olmasına bağımlıdır.

İran işte tam bu noktada Kiev’in ölümcül zayıf noktasını hedef alabilir. Basra Körfezi’ni Umman Denizi’ne bağlayan güzergaha hakim bir güç olarak İran, dünyanın en önemli enerji boğazı olan Hürmüz Boğazı üzerinde çok yüksek bir nüfusa sahiptir. Son günlerde İran, Hürmüz Boğazı’nda kontrol noktaları oluşturmaya başlamış ve geçen bazı gemiler üzerinde fiili bir egemenlik uygulaması ve hatta geçiş ücreti alma sürecini hayata geçirmiştir.

Ukrayna, İran’ın resmi özür ve tazminat talebini kabul etmezse, Tahran’ın hedefe yönelik tek bir idari talimat vermesi yeterli olacaktır: Ukrayna’ya veya bu ülkenin doğrudan enerji aracılarına petrol ve gaz taşıdığından şüphelenilen hiçbir tanker Hürmüz Boğazı’ndan geçiş izni alamayacak ve hatta İran Deniz Kuvvetleri tarafından el konulma riskiyle karşı karşıya kalacaktır.

Küresel enerji tedarik zincirinin zaten ağır baskı altında olduğu bir dönemde, İran sadece Doğu Avrupa’ya yakıt taşıyan belirli birkaç nakliye şirketine kısıtlama getirse bile; sigorta maliyetleri, taşıma riski ve Ukrayna için nihai enerji ithalat fiyatı hızla artacaktır. Kasası tamamen boşalmış olan ve savaşı sürdürmek için Batı’nın finansal desteğine bağımlı kalan Ukrayna, sırf bu koz yüzünden savaş ekonomisini çöküşün eşiğinde görebilir.

Kısacası, İran bu kozu kullanırsa Ukrayna, ünlü Çin atasözünde ifade edilen durumla karşılaşabilir: “Başkasına atmak için kaldırdığı taşı kendi ayağına düşürmek.”

  1. Askeri Yanıt: Rusya’na Yapılan Askeri Yardımların Açık ve Kapsamlı Şekilde Artırılması

Ukrayna, Hazar Denizi’ndeki İran ticaret gemisine düzenlediği saldırı için “Geminin Rusya’ya teslim edilmek üzere askeri teçhizat taşıdığı” iddiasını gerekçe gösterdi. Kiev’in açıkça böyle bir iddia ortaya atıp ön alıcı bir şekilde radikal bir adıma başvurması karşısında, İran’ın askeri yanıt mantığı da son derece net olacaktır: Önceki “stratejik belirsizlik” politikasını bir kenara bırakmak.

Geçtiğimiz birkaç yılda, Batılı istihbarat kurumlarının müttefik suçlamalarına rağmen İran, resmi tutumunda bir dereceye kadar ihtiyatlı davranıyordu. Tahran ile Moskova arasında askeri iş birliği mevcut olsa bile, bu iş birlikleri uluslararası kamuoyu ve Ukrayna’nın olası tepkileri kısmen dikkate alınarak genellikle gözlerden uzak yürütülüyordu. Ancak Kiev’in tüm mülahazaları bir kenara bırakmasıyla birlikte İran da gizleme gereği duymadan bu iş birliğini alenileştirebilir ve boyutlarını önemli ölçüde büyütebilir.

Ukrayna’nın eylemine yanıt olarak İran’ın Rusya’ya yaptığı askeri yardım düzeyini kayda değer miktarda artırması muhtemeldir; “Şahid” ailesi İHA’larının daha yaygın sevkiyatından kısa menzilli taktik balistik füzelere ve mühimmat stoklarına kadar. Bu teçhizatlar, çok daha sıkı koruma ve escort mekanizmaları eşliğinde kesintisiz olarak Rus kuvvetlerinin hizmetine sunulabilir.

Böyle bir adım İran’a aynı anda iki kazanç sağlayacaktır:

  1. Tahran tek bir asker bile sevk etmeden, Rus ordusunun kapasitesinden yararlanarak Ukrayna topraklarında Kiev’e ağır bir askeri bedel ödetecektir.
  2. Bu iş birliğinin genişlemesi, İran ile Rusya arasındaki stratejik ortaklığı daha da pekiştirecek ve Tahran’ın Moskova’nın hesaplarındaki konumunu ve önemini artıracaktır.
  1. Jeopolitik Oyun: Orta Doğu’daki Asimetrik Saldırı Ağının Etkinleştirilmesi

İran’ın elinde, doğrudan Ukrayna’yı hedef alan veya Rusya üzerinden Kiev’e baskı kuran seçeneklerin yanı sıra son derece önemli bir caydırıcı koz daha bulunmaktadır: Asimetrik saldırılar düzenlemek amacıyla Direniş Eksenindeki müttefik güçler ağını harekete geçirmek.

Rusya’ya verilen askeri yardımın artırılması Ukrayna’ya uzaktan darbe vurmak olarak değerlendirilebilirse, Orta Doğu cephesini aktif hale getirmek, stratejik maliyet yüklemek için dolaylı araçların kullanılması anlamına gelecektir.

Irakçi’nin değerlendirmesine göre Ukrayna’nın son eylemi İsrail’in kışkırtması ve ABD’nin desteğiyle gerçekleşmiştir. Dolayısıyla Tahran’ın bakış açısıyla İran’ın yanıtı illa ki Doğu Avrupa meydanıyla sınırlı kalmak zorunda değildir; doğrudan Orta Doğu’nun derinliklerinde şekillenebilir. İran, müttefik gruplarını Batı Asya’nın farklı noktalarındaki ABD askeri üslerine yönelik saldırıları tekrarlamaya yönlendirebilir veya müttefiklerinden İsrail topraklarına ve kritik enerji altyapısına yönelik saldırıların dozunu artırmalarını isteyebilir.

Bu yöntemle İran, Orta Doğu’daki gerilim seviyesini hızla tırmandırma gücüne sahiptir. Bölgenin tamamen kontrolden çıkma noktasına gelmesi halinde, seçim atmosferine girmiş olan ABD ve ciddi güvenlik ve varoluşsal baskılarla karşı karşıya olan İsrail, hesaplamalarını yeniden gözden geçirmek zorunda kalacaktır.

Aynı anda iki cephede birden savaşmanın felaket getirecek sonuçlarından kaçınmak için Washington ve Tel Aviv büyük olasılıkla Kiev’e yönelecek ve Ukrayna üzerinde ağır bir siyasi baskı kuracaktır. Bu baskının amacı, Ukrayna’nın sınır ötesi davranışlarını dizginlemek ve Kiev’i, ABD ile İsrail’i İran ile doğrudan bir savaş bataklığına çekebilecek Hazar Denizi gibi hassas bölgelerde düşüncesiz adımlar atmaması konusunda uyarmak olacaktır.

Başka bir deyişle İran, ABD ve İsrail’in katlanmakta zorlanacağı bir baskı oluşturarak, onların bizzat devreye girmesini ve Ukrayna’yı dizginlemesini sağlayabilir. Bu strateji, Tahran için düşük doğrudan maliyetle, Kiev üzerinde hızlı ve somut bir stratejik baskı yaratabilir.

Özetle; Ukrayna’nın Hazar Denizi rotasındaki İHA saldırısı, tehlikeli bir jeopolitik Pandora’nın kutusunu açmak gibidir. Kiev, ağır bir yıpratma savaşının ortasında zaten çok sayıda krizle karşı karşıya bulunuyordu; böyle bir ortamda, yanıt vermek için çeşitli ve güçlü araçlara sahip bir ülke olan İran’ı doğrudan kışkırtmak kuşkusuz çok yüksek riskli bir kumardır.

Şimdi top Ukrayna’nın sahasındadır. Kiev; İran’ın diplomatik, ekonomik, askeri ve jeopolitik alanlardaki tüm baskı yelpazesiyle karşı karşıyadır. Ukrayna’nın bu farklı baskılara dayanıp dayanamayacağı, bu yeni ve tali krizin nihai seyrini belirleyecektir.

 

Not: bu analiz tahrireh.com sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın