Tiyatro ve danışıklı dövüş meselesi

Tiyatrocular haklı olarak kızıyorlar ama ne yazık ki mahkeme tutanağına geçtiği için tiyatroyu, bu makalede, siyasette bir benzetme olarak kullanmak durumundayım. Zira Nasuh Mahruki bu benzetme nedeniyle, üstelik kullanmadığı halde tutuklu.

16 Eylül’de Bakırköy’de ilk duruşmasına çıkacak olan Nasuh Mahruki’nin tutuklanma gerekçesi, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama”. Peki kim tahrik oldu? Hangi halk Mahruki’nin analizi nedeniyle kin ve düşmanlığa tahrik oldu? Kamuoyuna yansıyan bir tahrik olma durumu yok. Demek ki bir tek suçlayanlar tahrik oldu!

“Halkı aşağılama” suçlaması ise uğradığı her afette halkın yardımına ilk koşan Mahruki’ye yapılacak en büyük hakarettir. Tersine Mahruki, halkın onurunu Türk bayrağı ile dünyanın zirvelerine dikmiş bir isimdir.

Öte yandan Mahruki, 15 Temmuz’a tiyatro demekle de suçlanıyor. Oysa Mahruki’nin suça gerekçe gösterilen mesajında tiyatro kelimesi yok. Kaldı ki tiyatro denmesi de bir suç değildir, sorunlu bir analiz olarak değerlendirilebilir, başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere birçok siyasetçi tarafından da 15 Temmuz geçmişte tiyatro diye nitelenmiştir.

‘DANIŞIKLI DÖVÜŞ’ YALANI 

Siyasette tiyatro benzetmesi gibi kullanılan bir başka kavram da “danışıklı dövüş”tür. Örneğin Sünni mezhepçiliğini esas alarak siyaseti yorumlayan kimi köşe yazarları, geçen yılki 12 gün savaşında İsrail ile İran’ın danışıklı dövüştüğünü iddia ettiler. Güya İsrail İran’a, İran da İsrail’e zarar vermeyecek türden füzeler atıyormuş!

Ardından bu yıl 40 gün savaşı geldi; ABD ve İsrail İran’ı vurdu, İranlı en üst düzey yetkilileri öldürdü, İran’ın önemli altyapılarını tahrip etti. İran en sert şekilde yanıt verdi; İsrail’i vurdu, ABD’nin füze fırlattığı çeşitli ülkelerdeki üsleri vurdu. Öyle ki Pakistan’ın barış teklifine ABD, İran’dan daha fazla istekli oldu.

Tüm bunlara rağmen Sünni mezhepçiliğini esas alarak siyaseti yorumlayan aynı kişiler, ABD ile İsrail’in İran’la savaşına da yine danışıklı dövüş dediler!

YALANLAR

Türkiye Gazetesi’nin dünkü manşeti de böyleydi: “İran’ın hedefi Mekke İttifakı” başlığı atmışlar. Gazete, Husilerin (Ensarullah) Yemen’deki atağını ve Babülmendep Boğazı’nı ele geçirmesini bir “Ortadoğu uzmanı”na yorumlatmış. Buna göre;

– Husilerin Yemen’deki atağı, İran’ın işiymiş. İran bu hamleyle Mekke Paktı’nı hedef almış, çünkü Yemen’de hedef alınan Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye ile Mekke Paktı’ndaymış.

– İran Husileri Suudi Arabistan’a saldırtarak Mekke Anlaşması üzerinden Türkiye’yi ateşe çekmek istiyormuş.

– Bu Mekke Paktı’na karşıtlıkta da İran ile İsrail işbirliği yapıyormuş.

DOĞRULAR

“Uzman”ın ve Türkiye Gazetesi’nin bu yanlışlarının hangi birini düzeltelim ki?

– İran Türkiye’yi neden ateşe çekmek istesin ki? Yemen’den daha büyük ateş İran’dır ve Türkiye o ateşe girmedi, İran da Türkiye ateşe girmediği için Ankara’ya teşekkür etti.

– Husilerin Suudi Arabistan güçleriyle mücadelesi 12 yıldır sürüyor, Mekke Paktı kurulalı daha bir ay oldu.

– İsrail ve İran’ın işbirliğini iddia edebilmek ancak bu türden “uzmanlıkla” mümkündür! Gerçek çırılçıplak ortada: İsrail ve İran savaşıyor.

– İran ile İsrail Mekke Paktı’na karşı işbirliği yapıyorsa aynı mantıkla ABD’nin de İsrail gibi Mekke Paktı’na karşı olması gerekir. Oysa ABD Mekke Paktı’na desteğini açıkladı.

ABD’Lİ SENATÖRÜN O SÖZLERİ 

Gelelim işin “Türkiye’yi ateşe çekme” kısmına.

ABD’li Senatör Joe Wilson’ın sözleri ortada: “Mekke Savunma İttifakı, birine yönelik saldırının herkese yönelik olduğunu söylüyor. Şimdi Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın Husileri yok etme vakti.”

Görüldüğü üzere Türkiye Gazetesi İran’ı suçlarken Türkiye’yi asıl ateşe atmaya çalışanları perdeliyor. Bunda Türkiye Gazetesi’nin sahibi Ahmet Mücahit Ören’in ABD vatandaşı olmasının bir etkisi olup olmadığını da lütfen siz yorumlayın.

cumhuriyet

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın