Çin, İran Savaşından Tayvan İçin Dersler Çıkardı

Çin, ABD’nin askeri operasyonlarını gözlemleyerek, ABD taktikleri, uçak gemisi görev gruplarının rotasyonları, füze savunma sistemleri ve hedeflemede yapay zekânın operasyonel kullanımı hakkında değerli içgörüler elde etmiştir. Bu dersler, Tayvan senaryosu da dahil olmak üzere gelecekteki muhtemel çatışmalarda Çin’in stratejik planlamasını bilgilendirmeye hazırdır.

New Arab, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşa Çin’in yaklaşımını inceleyen bir makale yayımladı.

Dünyanın büyük kısmı ABD, İsrail ve İran arasındaki çatışmada insani acılar, küresel ekonomik aksaklıklar ve jeopolitik dengelerdeki değişimlere odaklanırken, Çin sessizce kenarda kalarak bu karmaşayı incelemiş ve kendi çıkarına kullanmıştır.

Pekin’in yaklaşımı, müdahale etmeme doktrininin stratejik faydasını göstermekte; bu sayede Çin, tek bir kurşun atmadan dersler çıkarıp nüfuzunu pekiştirebilmektedir.
Birçok açıdan Çin bu savaştan fayda sağlamıştır; çünkü bu çatışma, küresel sahnedeki yükselişini hızlandırmış ve Orta Doğu’daki etkisini genişletmiştir.

Çinli yetkililer ayrıca, ABD’nin askeri varlıklarını Doğu Asya’dan Orta Doğu’ya kaydırmasının, Washington’un yakın müttefikleri olan Güney Kore ve Japonya’da endişe yarattığını, buna karşılık Çin’in yakın çevresindeki baskıyı azalttığını kabul etmektedir.

Bu çatışma Çin için ekonomik ve stratejik avantajlar da sağlamıştır. Bölgesel aksaklıklar, Çin teknolojilerinin benimsenmesini hızlandırmış, yuanın ticari para birimi olarak konumunu güçlendirmiş ve Pekin’in enerji ve ticaret üzerindeki kaldıraç gücünü artırmıştır.

Aynı zamanda Çin, çeşitlendirilmiş ithalat, güçlü stratejik rezervler ve yenilenebilir ile nükleer enerjiye yönelik ciddi yatırımlar sayesinde enerji piyasası şoklarından kendisini büyük ölçüde korumuştur.

Çin’in güneş, rüzgâr, batarya ve elektrikli araç tedarik zincirlerindeki hakimiyeti, onu küresel enerji bağımsızlığına geçişten faydalanabilecek bir konuma yerleştirmektedir.

Diplomasi ön planda

Diplomatik cephede Çin, kendisini sakin ve öngörülebilir bir küresel aktör olarak başarıyla konumlandırmıştır. Bu durum, ABD’nin düzensiz görüntüsüyle açık bir tezat oluşturmaktadır.
Bu yaklaşım, Pekin’in uzun vadeli nüfuzunu güçlendirmekte ve uluslararası müzakerelerde güvenilirliğini artırmaktadır.

Çin, ölçülü ve sistematik bir yaklaşım sürdürerek, ABD ve diğer güçlerle pazarlık konumunu güçlendirmiştir.

İran’da Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Merkezi Körfez Çalışmaları Direktörü Cevad Heyran Nia, New Arab’a verdiği röportajda şunları söyledi:
“Çin, ABD liderliğindeki küresel düzenin eksikliklerini, bu çatışmanın maliyetlerine katlanmadan ortaya koymayı başardı.”

Heyran Nia ayrıca, Çin’in bu savaşı, ABD hakimiyetindeki uluslararası sistemin istikrarsızlık ürettiğini gösteren somut bir örnek olarak kullandığını ve böylece çok kutuplu dünya düzeni tezini güçlendirdiğini ifade etti.

Pekin, bu savaşı ABD himayesindeki tek kutuplu düzenin gerilediğinin bir işareti olarak sunmaktadır.

Maliyetler ve riskler

Bununla birlikte, Çin fayda sağlamış olsa da savaş ekonomik baskılar da yaratmıştır.
Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar, küresel enerji ve gübre fiyatlarını artırmış ve Çinli üretici ile çiftçiler üzerinde geçici baskı oluşturmuştur.

Artan enerji maliyetleri, ihracata dayalı sektörleri zorlamakta, tarımsal girdi maliyetlerini yükseltmekte ve ekim döngülerini etkileyebilmektedir.

Jeopolitik istikrarsızlık ayrıca, Çin’in yoğun ihracat yaptığı bölgelerde finansal riskleri artırmaktadır.

Heyran Nia, bölgesel istikrarsızlığın ve deniz güvenliğine yönelik tehditlerin Çin için olumsuz sonuçlar doğurduğunu vurguladı.

İran ile Körfez ülkeleri arasında denge

“Ne savaş ne barış” niteliğindeki mevcut düzenin kısa vadede sürebileceği, ancak uzun vadede belirsiz olduğu değerlendirilmektedir.

Bu durum, Çin’i İran ile Körfez Arap ülkeleri arasında hassas bir denge kurmaya zorlamaktadır.

Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in, 20 Nisan’da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile yaptığı telefon görüşmesinde, Hürmüz Boğazı’nın açık tutulmasının önemini vurgulaması, bu denge politikasının bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir.

Buna karşılık, Şi’nin İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan ile benzer bir temas kurmamış olması, Pekin’in dikkatli bir konumlanma içinde olduğunu göstermektedir.

Çin’in zaman zaman aldığı kararlar, hem Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinde hem de Tahran’da rahatsızlık yaratabilmektedir, ancak bu durum Pekin’in temkinli ve çok yönlü stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilmektedir.

Sonuç: Sabır bir güç unsuru

ABD-İsrail-İran savaşı, Çin için stratejik bir fırsat olmuş; ülke, savaşın maliyetlerine katlanmadan küresel etkisini artırmıştır.

Çin:

  • ABD’nin askeri taktiklerinden ders çıkarmış
  • Enerji şoklarından büyük ölçüde korunmuş
  • İstikrar sergileyerek nüfuzunu artırmıştır

Bununla birlikte, uzun süreli istikrarsızlık, Çin ekonomisi için risk oluşturmaya devam etmektedir.

Tüm bu sınırlamalara rağmen Çin, uzak bir çatışmayı,

  • ulusal çıkarlarını ilerletme,
  • çok kutuplu dünyayı teşvik etme
  • ve tek kurşun atmadan sonuçları şekillendirebilen bir küresel güç olma fırsatına dönüştürmüştür.

Son olarak, Çin’in yaklaşımı şunu göstermektedir:
Stratejik sabır ve öngörü, doğrudan savaşa girmekten çok daha büyük kazançlar sağlayabilir.

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın