İran’ın Yeni Güçlü Koz Mekanizması

İran ile Amerika arasındaki barış mutabakatının beşinci maddesine göre, Hürmüz Boğazı şu anda 60 gün boyunca ticari gemilere ücretsiz olarak açılmış durumda. Ancak bu sürenin ardından ne olacağı hâlâ hukuki belirsizlik içindedir. İran ve Umman, boğazın “gelecekteki yönetimi” konusunda görüşmelere başlamış bulunuyor. Bu yaklaşım, ilk kez deniz aşırı güçlerin bu stratejik su yolu üzerindeki tek taraflı hâkimiyetine meydan okumaktadır.

19 Haziran 2026’da İran ile Amerika arasında Cenevre’de imzalanacak barış mutabakatı, 107 günlük deniz ablukası ve Hürmüz Boğazı’ndaki benzeri görülmemiş krize son verecek. NBC News tarafından yayımlanan mutabakat metnine göre, beşinci maddede açıkça şu ifadeler yer almaktadır:

“Bu mutabakatın imzalanmasıyla İran İslam Cumhuriyeti, Basra Körfezi ile Umman Denizi arasında ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamak için azami gayret gösterecek ve bu hizmet 60 gün boyunca ücretsiz olacaktır. Ticari gemi trafiği derhal başlayacak, teknik ve askerî engellerin kaldırılması ile mayın temizleme çalışmalarının tamamlanmasına bağlı olarak 30 gün içerisinde tam kapasiteye ulaşacaktır. İran İslam Cumhuriyeti, Hürmüz Boğazı’nın gelecekteki yönetimi ve deniz hizmetlerinin belirlenmesi amacıyla, uluslararası hukuka ve boğaza kıyısı bulunan ülkelerin egemenlik haklarına uygun olarak Umman Sultanlığı ile görüşmeler yapacak, ayrıca Basra Körfezi’ne kıyısı olan diğer ülkelerle de istişarelerde bulunacaktır.”

Görünüşte teknik bir düzenleme gibi görünen bu madde, gerçekte karasularının yönetimine ilişkin en eski hukukî tartışmalardan biriyle bağlantılıdır. Batı medyasında çoğu zaman göz ardı edilen husus, “uluslararası hukuka ve kıyı devletlerinin egemenlik haklarına uygunluk” ifadesinin, İran’ın kırk yıl önce de karşılaştığı aynı hukuk dilini içermesidir.

Yeni mekanizma nedir?

Ateşkes mutabakatından önce İran, Hürmüz Boğazı için kendi yönetim modelini oluşturmuştu. Maritime Executive’in 5 Mayıs 2026 tarihli haberine göre İran, gemilerin geçiş izinlerini düzenlemek amacıyla “Basra Körfezi Su Yolu Yönetim Kurumu” adlı bir yapı kurdu.

Bu kurum 18 Mayıs 2026’da X platformundaki resmî hesabı üzerinden fiilen faaliyete geçti ve “kontrollü deniz bölgesi” sınırlarını Birleşik Arap Emirlikleri’ndeki Füceyre Limanı yakınına kadar genişletti.

7 Nisan 2026 tarihli Courting The Law dergisinin analizine göre Hürmüz Boğazı en dar noktasında yaklaşık 21 deniz mili genişliğindedir. Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 3. maddesi gereğince İran ve Umman’ın her biri 12 millik karasularına sahip olduğundan, boğazın ortasında uluslararası serbest su koridoru kalmamaktadır. Bu da bütün gemilerin iki ülkenin karasularından geçmek zorunda olduğu anlamına gelmektedir.

İran-Amerika mutabakatına göre bu tek taraflı modelin yerini Umman ile müzakere edilmiş ortak bir yapı alacaktır.

Bazı yerel haber ajansları, son anda anlaşmaya eklenen bir hükmün, İran ile Umman’ın deniz seyrüsefer hizmetlerini ortak yönetmesini güvence altına aldığını bildirdi.

Bu haberlere göre İran, 60 gün boyunca herhangi bir ücret talep etmeyecek, ancak sonrasında gemilerin yalnızca geçişleri için değil, verilen hizmetler karşılığında ücret almaya başlayacaktır.

“Geçiş ücreti” ile “hizmet ücreti” arasındaki bu ince fark, gelecekteki hukukî tartışmaların merkezinde yer alacaktır.

Zararsız geçiş mi, transit geçiş mi?

Bu farkı anlamak için, 1982 yılında İran’ın Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni imzalarken yaptığı resmî açıklamaya bakmak gerekiyor.

Amerikan hukuk dergisi Lawfare’de belirtildiği üzere:

“İran 1982’de Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni imzaladı ancak hiçbir zaman onaylamadı. İmza sırasında İran hükümeti, transit geçiş rejimi dâhil olmak üzere bazı bölümlerin yalnızca sözleşmeye taraf olan ülkeler arasında karşılıklı bir anlaşma niteliği taşıdığını ve mevcut örfî uluslararası hukuku kodlaştırmadığını açıkladı. İran kendisini transit geçiş rejimine bağlı saymamakta ve bu yaklaşımı kendi iç hukukuna da yansıtmaktadır.”

Bu durum, İran’ın pozisyonunun savaş dönemine özgü yeni bir yorum olmadığını, aksine kırk yıllık belgelenmiş bir hukuk anlayışı olduğunu göstermektedir.

Bu argümanı daha güçlü kılan unsur ise Amerika’nın çelişkili konumudur.

Fortune dergisi 15 Nisan 2026’da şöyle yazdı:

“171 ülke ve Avrupa Birliği bu sözleşmeyi onaylamıştır, ancak ne İran ne de Amerika bunu yapmıştır. İran sözleşmeyi imzalamış fakat onaylamamış, Amerika ise imzalamamıştır bile.”

The Conversation dergisi de şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu durum, dünya ülkelerinin büyük çoğunluğunun kabul ettiği kuralların, İran ile Amerika arasında Hürmüz Boğazı’nın yönetimine ilişkin bir anlaşmanın temeli olamayacağı anlamına gelir.”

Başka bir ifadeyle, Washington İran’dan “uluslararası hukuka uymasını” isterken, kendisi de İran’la aynı hukukî konumda bulunmaktadır ve hiçbir zaman kabul etmediği bir sözleşmeye atıfta bulunmaktadır.

İki farklı hukuk rejimi

Bu noktada iki farklı hukuk sistemi ortaya çıkmaktadır:

  • Zararsız geçiş (17-26. maddeler)
  • Transit geçiş (38. madde)

Transit geçiş rejiminde kıyı devletinin geçişi engelleme yetkisi yoktur. Güvenlik gerekçesiyle bile geçiş durdurulamaz.

Ancak zararsız geçiş rejiminde, 25. madde kıyı devletine güvenliği için gerekli görmesi halinde yabancı gemilerin geçişini geçici olarak durdurma hakkı tanımaktadır.

Bu nedenle Tahran, kendi sularında zararsız geçiş rejiminin geçerli olduğunu savunmaktadır. Bu yaklaşım, İran’a gemilerin yüklerini denetleme gibi geniş yetkiler vermektedir. Oysa transit geçiş rejiminde bu tür denetimler mümkün değildir.

Meşru müdafaa hakkı

Batı medyasında yeterince yer verilmeyen başka bir hukukî boyut ise, İran’ın Hürmüz üzerindeki kontrol meselesini doğrudan askerî saldırı altında olduğu bir dönemde gündeme getirmiş olmasıdır.

Lawfare’in 23 Mart 2026 tarihli analizinde şu ifadeler yer aldı:

“Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesi, silahlı saldırıya uğrayan bir devlete meşru müdafaa hakkı tanımaktadır. Bu nedenle İran, Hürmüz Boğazı’ndaki uygulamalarını meşru müdafaa kapsamında gerekçelendirebilir.”

İran hangi ücretleri alabilir?

İran sözleşmeyi onaylamamış olsa da, sözleşmenin 26. maddesi yabancı gemilerden yalnızca geçiş nedeniyle ücret alınamayacağını belirtmektedir.

Ancak aynı madde bir istisna da getirmektedir:

“Gemilere sunulan hizmetler karşılığında ücret alınabilir.”

Bu hizmetler şunları içerebilir:

  • Kılavuzluk hizmetleri
  • Römorkör desteği
  • Deniz fenerleri ve seyir yardımcıları
  • Acil durum ve kurtarma hizmetleri
  • Kirlilik denetimi ve mayın temizleme faaliyetleri

Savaş sonrasında yürütülen geniş çaplı mayın temizleme operasyonları nedeniyle, yalnızca bu hizmetlerden doğan maliyetler bile oldukça yüksek rakamlara ulaşabilir.

Rehber’in talimatı

Bütün hukukî tartışmaların yanında, siyasî açıdan en açık ifade İran Meclisi Başkan Yardımcısı Ali Nikzad tarafından dile getirildi. İran medyasında geniş yer bulan açıklamasında şunları söyledi:

“Hiçbir şekilde Hürmüz Boğazı’nı savaş öncesi durumuna döndürmeyeceğiz. Bu, Lider’in talimatıdır. Devrim Rehberi ilk açıklamalarında, başka bölgelerin de tespit edilerek Hürmüz Boğazı gibi yönetilmesini istemişti.”

Bu ifade, Ayetullah Seyyid Mücteba Hamaney’in liderliğinin başlangıcındaki ilk açıklamalarına atıfta bulunmaktadır.

Sonraki dönemlerde diğer yetkililer tarafından da tekrar edilen bu yaklaşım, Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrolün İran açısından geçici bir savaş kartı değil, kalıcı bir stratejik güç unsuru olarak görüldüğünü göstermektedir.

İran için hukukî avantajlarla yeni bir dönemin başlangıcı

Bu dosyanın ortaya koyduğu tabloya göre, Cenevre mutabakatı yalnızca 60 günlük ücretsiz geçiş dönemini garanti altına almakta, ancak Hürmüz Boğazı’nın nihai yapısını Tahran lehine açık bırakmaktadır.

Batı medyasında İran çoğu zaman uluslararası hukuku ihlal eden taraf olarak gösterilse de, 1982 tarihli İran bildirgesi ve Amerika’nın dayandığı sözleşmeye kendisinin de taraf olmaması gibi gerçekler, İran’ın hukukî pozisyonunun sanıldığından çok daha güçlü olduğunu göstermektedir.

Ayrıca savaş öncesi düzene geri dönmeme yönündeki açık liderlik talimatıyla birlikte İran, Umman ile ortak yönetim mekanizmasını kurumsallaştırmayı hedeflemektedir.

Eğer bu yapı hayata geçirilirse, onlarca yıldır deniz aşırı güçlerin fiilen sürdürdüğü tek taraflı kontrol ilk kez ciddi biçimde sorgulanmış olacaktır.

Önümüzdeki 60 günlük müzakereler yalnızca İran’ın nükleer programını değil, dünya petrol ticaretinin beşte birinin geleceğini de belirleyecektir.

İranlı yetkililerin ifadelerine göre, müzakerelerin sonucu ne olursa olsun, Hürmüz Boğazı artık Şubat 2026 öncesindeki Hürmüz Boğazı olmayacaktır.,

Not: bu analiz haber snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın