Zarif’in JCPOA ve Hazar Sözleşmesi’ndeki İmzası Güvence midir?

Hazar Sözleşmesi’nin hükümet tarafından Meclise gönderilmesinin ardından, Muhammed Cevad Zarif’in Hazar Sözleşmesi’nde İran’ın payına ilişkin şüpheler hakkında ateşli açıklamalar yaptığı bir video klip viral oldu. Bu sözleşme, JCPOA’dan sonra Zarif’in ikinci ana dosyası olarak değerlendirilmelidir.

Reformist kanadın JCPOA (Kapsamlı Ortak Eylem Planı / Nükleer Anlaşma) ve İran’ın nükleer dosyasındaki rolünün ne kadar belirgin olduğu göz önüne alındığında, Hazar Sözleşmesi ile ilgili temel konuların da bir derece alt seviyede bu kanatla bağlantılı olduğu görülür.

Hazar Denizi’nin hukuki rejiminin belirlenmesine ilişkin ilk müzakereler Hatemi hükümeti döneminde gerçekleşmiş ve nihayetinde Aktau Sözleşmesi’nin imzalanması Ruhani hükümeti döneminde tamamlanmıştır. Şimdi de Pezeşkiyan hükümeti, İran’ın bu sözleşmeye katılımına ilişkin kanun tasarısını onaylanması için Meclise göndermiştir.

Ancak bugünlerde, Pehlevi döneminde İran’ın %50’lik paya sahip olduğu yönündeki şüpheleri reddettiği konuşmasının klibi viral olan Zarif, Kazakistan’ın Aktau kentindeki Hazar Sözleşmesi müzakerelerinde ana bir rol oynamıştı ve son dönemde hükümet tarafından onaylanmak üzere Meclise gönderilen sözleşmenin altında dönemin Dışişleri Bakanı sıfatıyla bizzat onun imzası bulunmaktadır.

Kerry’nin İmzasına Güvenen Adamın Karnesi

Muhammed Cevad Zarif’in ismi İran siyaset sahnesinde ilk kez 1987 yılında, sekiz yıllık kutsal savunmanın (İran-Irak Savaşı) son aylarındaki müzakereler sırasında duyuldu. Kaba bir hesapla o; Saddam’ın dayattığı savaş, JCPOA, Ek Protokol, Hazar Sözleşmesi gibi İran’ın dış politika dosyalarında dört on yıldır rol oynamaktadır.

Zarif’in kişisel ve mesleki tüm hünerleriyle —gülüşleri, ateşli nutukları, müteaddit istifalarıyla— JCPOA kalıbında meyve veren ve 2015 yılında Ruhani tarafından kendisine 100 adet Bahar-ı Azadi altını verilmesini sağlayan bu dört on yıllık faaliyetin zirve noktası, JCPOA’nın imzalanmasıydı.

Daha sonra uygulama garantisinin büyük bir kısmının —en azından Muhammed Cevad Zarif’e göre— dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin imzasına bağlı olduğu anlaşılan bir mutabakat metni… Kerry’nin bu imzası, etrafındaki tüm şamata ve JCPOA’nın tamamıyla birlikte 2018 yılında Trump’ın tek taraflı çekilmesiyle tarihe karıştı.

Zarif, JCPOA’dan sonra Hazar Denizi’nin hukuki rejiminin ve İran’ın buradaki payının belirlenmesi konusuna eskisine kıyasla daha ciddi bir şekilde yöneldi ve üç yıl sonra, Ağustos 2018’de Hazar’a kıyıdaş ülkelerin liderlerinin katılımıyla ve bu ülkelerin dışişleri bakanlarıyla birlikte Aktau Sözleşmesi’ni imzaladı. Oysa bundan sadece üç ay önce Trump, Zarif’in o kadar gurur duyduğu JCPOA’dan çekilmişti!

“Dünyanın Dilinden Anlayanların” Dış Dosyaları

Ağustos 2018’de imzalanan Hazar Denizi’nin Hukuki Rejiminin Belirlenmesine İlişkin Sözleşme bu konudaki 21 yıllık müzakerelerin bir ürünü olsa da, reformist kanadın bu sözleşme sürecinde ana rolü oynadığı yönündeki ifadeler kendileri tarafından da doğrulanmaktadır.

Nitekim Zarif, sadece 2018’de ve sözleşmenin imzalanmasından birkaç gün sonra değil, ilerleyen yıllarda da bu sözleşmeyi savunmuş ve bunu kendi başarılarından biri olarak nitelendirmiştir. Tıpkı halen JCPOA’yı savunduğu gibi…

Son günlerde genellikle reformist basının, Zarif’in İran’ın Hazar Denizi’ndeki %50’lik payı şüphesini reddettiği konuşmasının videosunu davul zurna ile yayımladığı bir sırada, İran halkının JCPOA’ya ve “hiç” uğruna çıkarılan o kadar şamataya dair kötü hatıraları; Aktau Sözleşmesi çorbasının da JCPOA kadar tuzlu olması ihtimaline dair şüphe yaratmaktadır; nitekim her ikisinin de aşçısı aynıdır!

JCPOA Hatıraları Tekrar mı Edecek?

Ağustos 2018’in sonlarında, Zarif Kazakistan’ın Aktau kentinden henüz yeni döndüğünde, Özel Haber Söyleşisi programında Hazar Sözleşmesi’ni savundu.

Devlet televizyonu ekranında sunucunun kendisine sorduğu “Bu sözleşmenin imzalanmasıyla 1921 ve 1940 tarihli iki antlaşma feshedilmiş mi oluyor?” sorusuna yanıt olarak şunları söylemişti: “Bu iki antlaşma yerli yerinde duruyor; ancak olumlu hükümleri vardı ki bunların tamamı Hazar Hukuki Rejimi Sözleşmesi’nde yer almıştır…”

Zarif elbette birkaç gün önce Kazakistan Cumhurbaşkanı sözleşmeyi imzalayarak İran ile Sovyetler Birliği arasındaki antlaşmaları tarihe karışmış ilan ettiğinde, kendisinin ve Ruhani’nin neden sessiz kaldığını açıklamadı.

Bu çelişki, Zarif’in bizzat “Esas hat belirlenene kadar sözleşmenin Mecliste onaylanmaması daha iyidir” dediği anda zirveye ulaştı. Ancak yine de İran’ın payının belirlenmediği bir sözleşmenin neden imzalanması gerektiğine dair soruya açıklık getirmedi.

Reformist akımın gazeteleri “Kerry’nin imzası güvencedir” cümlesini Zarif’in ağzından iri puntolarla manşete taşıdıklarında, değeri tam da Kerry’nin o imzası kadar olan bir anlaşmanın nimetlerinden bahsedilerek yıllarca beklentiye sokulan halkın güvenini kaybetmekteydiler.

not: bu analiz farsnews.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın