ABD’nin askeri dikkatini İran tehdidiyle mücadele etmek üzere Orta Doğu’ya kaydırması, Washington’ın Asya’daki diğer bölgelerde, özellikle de Güney Kore’deki nüfuzunu zayıflattı.
Military Watch dergisi, ABD’nin Orta Doğu’da ve İran’a karşı attığı adımların Beyaz Saray’ın Doğu Asya’daki nüfuzunu tehdit ettiği ve zayıflattığı eksenli analizinde şu ifadelere yer verdi: ABD liderliğindeki İran’a yönelik savaş çabalarının, ABD Silahlı Kuvvetleri’nin hava savunma önleme füzeleri ve hassas güdümlü mühimmat stokları üzerinde giderek artan bir baskı oluşturduğu ve Washington’ın Doğu Asya’daki büyük bir acil duruma müdahale etme kabiliyetinin ciddi şekilde zayıflayabileceği yönündeki endişeleri artırdığı bildiriliyor.
New York Times’ta yer alan bir habere göre bu çatışma, ciddi mühimmat eksikliğine yol açarak ABD’yi, Amerikan birliklerini ve üslerini korumak amacıyla yüzlerce gelişmiş füze savunma sistemini Güney Kore ve Doğu Asya’daki diğer bölgelerden Orta Doğu’ya sevk etmeye mecbur bıraktı.
Bu durum, özellikle Güney Kore’de, ABD’nin askeri desteğine güvenmeye devam edilip edilemeyeceği konusunda ciddi soru işaretleri yarattı. Oysa Seul, ABD varlığının maliyetinin önemli bir kısmını karşılamak da dahil olmak üzere, bu destekten yararlanmak adına onlarca yıldır Washington’a geniş jeopolitik tavizler vermişti.
Aylarca süren askeri tahkimatın ardından 28 Şubat’ta başlayan İran ile çatışmalar sırasında ABD ordusunun Patriot önleme füzelerinin yarısından fazlasını ve THAAD önleme füzelerinin büyük bir kısmını tükettiği tahmin ediliyor.
ABD ayrıca, Çin ile olası bir çatışmaya hazırlık amacıyla stokları yıllardır artırılan önemli sayıda Tomahawk seyir füzesi ve diğer uzun menzilli mühimmatı da kullandı.
Kuzey Kore’nin kısa, orta ve uzun menzilli sistemleri içeren geniş ve çeşitli bir cephaneliğe sahip olması nedeniyle Kore Yarımadası’nın şu anda dünyadaki en yoğun balistik füze konsantrasyonlarından birine maruz kaldığı dikkate alındığında, ABD ordusunun Patriot ve THAAD sistemlerini yerel hükümete danışmadan bölgeden çekmesi özel bir tartışma ve tepkiye yol açtı.
Çin’in askeri modernizasyonu halihazırda Doğu Asya’daki güç dengesini ABD ve stratejik ortaklarının aleyhine hızla değiştirirken, ABD askeri teçhizat ve varlıklarının bölgeden çekilmesi bu durumu daha da tırmandırdı.
Japonya Batı bloğuyla son derece yakın bir hizada kalmayı sürdürürken, Güney Kore Çin ile ilişkilerini geliştirmek üzere harekete geçti ve Pekin ile olan yakın ticari ilişkileri doğrultusunda daha tarafsız bir jeopolitik tutum benimsemeye yönelebilir.
Mayıs ayında, Kore’deki ABD Kuvvetleri Komutanı General Xavier Brunson, Kore Yarımadası’nın Çin’in bakış açısıyla “Asya’nın kalbine saplanmış bir hançer” olduğunu ifade etmişti; bu beyan, ABD birliklerinin Güney Kore’deki varlığının önemine dair onlarca yıldır kullanılan söylemleri yansıtmaktadır.
Buna karşın İran’a yönelik saldırı, Seul’de güç dengesini yeniden kurma ve ABD’ye olan bağımlılığı azaltma gerekliliği yönünde filizlenen uzlaşının güçlenmesine katkıda bulundu.
