ABD Borcu Felaket Düzeyinde!

ABD’nin federal borcu 40 trilyon doları aşarak tarihi zirveye ulaştı. Uzmanlar, hızla büyüyen faiz yükünün bütçeyi baskıladığını, tahvil getirilerindeki yükselişin ise konut ve otomobil kredilerinden şirketlerin borçlanma maliyetlerine kadar ekonominin tamamını etkileyebileceği uyarısında bulundu.

ABD’nin federal borcu, Hazine Bakanlığının açıkladığı verilere göre 40 trilyon doları aşarak rekor seviyeye ulaştı. Ekonomistler, faiz maliyetlerinin giderek artması ve bütçe açığının büyümesinin hem küresel ekonomi hem de Amerikalıların bütçeleri üzerinde oluşturabileceği sonuçlara karşı uyarıyor.

ABD’nin federal borcu 40 trilyon dolarlık rekor seviyeye ulaştı. Bu gelişme, ülkenin giderek derinleşen bir borç sarmalına girdiğine işaret eden olumsuz bir gösterge olarak değerlendiriliyor. Borç yükünün doğrudan etkilerinin önümüzdeki yıllarda Amerikalılar, şirketler ve federal hükümet üzerinde hissedilmesi bekleniyor.

ABD uzun süredir yüksek borçla mücadele etse de bütçe ve finans piyasaları uzmanları son dönemde ortaya çıkan eğilimlerden özellikle endişe duyuyor. Borç son yıllarda geçmişe kıyasla çok daha hızlı artarken, yüksek faiz oranları ve borçlanma maliyetleri nedeniyle faiz ödemeleri de büyük ölçüde yükseldi. Üstelik bütün bunlar, ekonomik koşulların görece iyi olduğu bir dönemde yaşanıyor.

Mali denetim kuruluşu Peter G. Peterson Vakfı’nın CEO’su Michael Peterson, “Mevcut gidişat devam ederse yalnızca 6 yıl içerisinde 50 trilyon dolara ulaşacağız. Oysa 10 yıldan daha kısa süre önce 20 trilyon dolar seviyesindeydik” dedi.

Peterson, mevcut borçlanma eğiliminin ABD ekonomisini ve ülkenin geleceğini riske attığı uyarısında bulundu.

Federal borç krizini büyüten iç içe geçmiş faktörler

Borç krizinin arkasında birbiriyle bağlantılı çok sayıda faktör bulunuyor. Bunların başında nüfusun yaşlanması geliyor.

“Baby boomer” olarak adlandırılan kuşaktan her gün yaklaşık 10 bin kişinin emekli olması ve ortalama yaşam süresinin uzaması, federal hükümetin Sosyal Güvenlik ve sağlık hizmetleri için giderek daha fazla kaynak ayırmasına neden oluyor.

Bu programların zaten kırılgan bir mali yapıya sahip olması ve yararlanıcıları finanse edecek çalışan nüfusun yetersiz kalması sorunu daha da büyütüyor.

Bunun yanı sıra Kongre tarafından kabul edilen, vergileri azaltırken harcamaları artıran çeşitli yasalar federal borca trilyonlarca dolar ekledi.

Bunlar arasında 2017 tarihli Vergi Kesintileri ve İstihdam Yasası, Donald Trump döneminde 2025’te çıkarılan “One Big Beautiful Bill” yasası ile Trump ve eski Başkan Joe Biden dönemlerinde COVID-19 salgını nedeniyle kabul edilen çeşitli ekonomik destek paketleri bulunuyor.

40 trilyon dolara beklenenden çok daha erken ulaştı

ABD’nin 40 trilyon dolarlık borç sınırını aşması, tahmin edilenden çok daha erken gerçekleşti.

Kongre Bütçe Ofisi, Mayıs 2023’te yaptığı tahminde borcun 40 trilyon doları ancak 2028 mali yılında aşmasını bekliyordu.

Hazine Bakanlığı verilerine göre ise federal borç yalnızca son beş ay içerisinde 1 trilyon dolar arttı.

ABD’nin 30 Eylül’de sona erecek mevcut mali yılının ilk 10 ayında biriken bütçe açığı da 1,8 trilyon dolara ulaştı.

Faiz maliyetleri patladı

Borçların birikmesi ve ABD Merkez Bankasının (Fed) enflasyonla mücadele etmek amacıyla faiz oranlarını yükseltmesi, hükümetin faiz ödemelerinde büyük bir artışa yol açtı.

Federal hükümetin faiz ödemelerinin mevcut mali yılda 1 trilyon doları aşması bekleniyor.

Sorumlu Federal Bütçe Komitesi Politika Direktörü Marc Goldwein, söz konusu maliyetlerin yalnızca beş yılda üç kattan fazla arttığını belirtti.

Borç faizleri, Sosyal Güvenlik harcamalarının ardından federal hükümetin en büyük ikinci gider kalemi haline gelirken Medicare harcamalarına da yaklaşmış durumda.

Bu tablo, Washington’ın borç faizlerine ulusal savunmadan daha fazla, çocuklara yönelik programlara kıyasla ise yüzde 50 daha fazla para harcadığı anlamına geliyor.

Böylece borcun daha fazla borç ürettiği bir kısır döngü ortaya çıkıyor.

Kongre’den ciddi bir adım gelmedi

Fed yetkilileri ABD’nin “sürdürülemez bir mali patikada” ilerlediğini belirtmesine rağmen Kongre’nin mali dengesizlikleri gidermek konusunda ciddi bir irade ortaya koymadığı ifade ediliyor.

Bu durum ABD’nin kredi notlarının düşürülmesine de yol açtı.

Cumhuriyetçiler geçen yıl kapsamlı yasa paketi kapsamında borçlanma tavanını 5 trilyon dolar artırdı. Böylece borç tavanıyla ilgili yeni bir siyasi hesaplaşmanın yaklaşık 2027’ye kadar ertelenmesi sağlandı.

Tahvil faizleri sıçradı, etkisi vatandaşın cebine kadar uzanıyor

Borç krizinin etkileri tahvil piyasasına da hızla yansıdı.

ABD’nin 30 yıllık Hazine tahvillerinin getirisi 2007’den bu yana görülen en yüksek seviyeye çıkarken, 10 yıllık tahvil getirisi de Trump’ın ikinci başkanlık dönemindeki en yüksek seviyelerine yakın seyretti.

Risklerin yükselmesiyle yatırımcılar ABD hükümetine borç vermek karşılığında daha yüksek getiri talep ediyor.

Tahvil getirilerindeki yükseliş ise finansal koşulların sıkılaşmasına; konut kredileri, otomobil kredileri ve şirketlerin borçlanma maliyetlerinin artmasına neden oluyor. Bu durum tüketicilerin üzerindeki mali yükü artırırken yatırımları da sınırlandırıyor.

Sorumlu Federal Bütçe Komitesi Başkanı Maya MacGuineas, “40 trilyon dolarlık rakam yalnızca hükümet kayıtlarında kalmıyor; ekonominin tamamında ve insanların ceplerinde hissediliyor” değerlendirmesinde bulundu.

MacGuineas, giderek artan borçlanmanın enflasyon baskısını güçlendirdiğini ve hükümetin acil durumlar ile dış şoklara karşı kullanabileceği mali hareket alanını daralttığını söyledi.

ABD Hazinesinden tahvil hamlesi

Gelişmelerin ardından ABD Hazine Bakanlığı, önümüzdeki aylarda uzun vadeli tahviller için gerçekleştirdiği geri alım işlemlerini artıracağını duyurdu.

Bu adım, özellikle 30 yıllık tahvil ihalesinde 2001’den bu yana en yüksek getirinin görülmesinin ardından Trump yönetiminin yükselen tahvil faizlerine ilişkin endişelerini yansıtan bir hamle olarak değerlendirildi.

Moody’s de 2025 yılında ABD’nin kredi notunu düşürmüş ve böylece ülke elinde kalan son kusursuz kredi notunu da kaybetmişti. Buna rağmen ABD’nin kredi notu Fransa ve Japonya gibi bazı büyük ekonomilerin üzerinde kalmaya devam etti.

Benzer borç ve bütçe sorunları yalnızca ABD ile sınırlı değil. İngiltere, Fransa, Almanya ve Japonya gibi ülkelerde de kamu harcamaları ve bütçe açıklarına ilişkin yatırımcı endişeleri nedeniyle tahvil getirileri yüksek seviyelerde seyrediyor.

 

doğruhaber

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın