Reformcu hükümet başkanının danışmanının, Nükleer Anlaşma’nın (JCPOA) başarısızlığında iç muhaliflerin rolüne ilişkin açıklamaları siyasi aktivistlerin tepkisiyle karşılaştı. Aktivistler, ABD’nin tek taraflı çekilmesini başarısızlığın ana nedeni olarak değerlendirirken, bunu iç akımlara bağlamayı Washington’ın ahde vefasızlığını görmezden gelmek olarak nitelediler.
“Küçük bir grup, mutabakat muhtırasını Nükleer Anlaşma’nın kaderine terk etmemelidir.” Bu cümle, Reformcu Hükümet Başkanının Danışmanı Seyyid Cafer Musevi’nin siyasi aktivistlerin Cumhurbaşkanı ile yaptığı görüşmede dile getirdiği ifadedir. Bu değerlendirme, Reformcu kanadın Nükleer Anlaşma’nın kaderine ve bu anlaşmanın başarısızlığındaki sorumluluğa ilişkin söylemini bir kez daha siyasi tartışmaların ana gündem maddelerinden biri haline getirdi.
Reformcular Muhalifleri Suçlayınca!
Musevi, İslamabad Mutabakat Muhtırası için Nükleer Anlaşma’nın kaderinin tekrarlanması hususunda uyarıda bulunduğu sıralarda; son yıllarda Reformculara yakın siyasi kanadın bir kesimi, Nükleer Anlaşma’nın başarısızlığının nedenlerinden biri olarak iç siyasi akımların muhalefetini ve eylemlerini gösteriyordu. Bu anlatıya göre Nükleer Anlaşma ülke için bir kazanım sağlayabilirdi; ancak iç muhalifler bunun uygulanmasını engelledi.
Bu çerçevede, ABD’nin Nükleer Anlaşma’dan çekilmesinin ve bu anlaşmanın çökmesinin, Amerikan tarafının taahhütlerinin niteliğinden ziyade İran içindeki siyasi atmosferden ve bu akımın iddiasına göre Trump hükümetinin anlaşmadan çekilmesine zemin hazırlayan eylemlerden kaynaklandığı tezi defalarca dile getirildi.
Buna karşılık uzmanlar ve bu anlatıyı eleştirenler, İran-ABD ilişkilerinin onlarca yıllık deneyiminin, Washington’ın çeşitli durumlarda taahhütlerine ve anlaşmalarına uymadığını ve tabiricaizse çark ettiğini gösterdiğine inanıyor.
Ruhani ve Füze Şehirleri Gösterisi
Eleştirmenlerin dayanak gösterdiği örneklerden biri, Hasan Ruhani’nin 2017 seçim tartışmalarındaki açıklamalarıdır. Ruhani; yer altı füze şehirlerinin sergilenmesine ve füzelerin üzerine İbranice İsrail’in yok edilmesine ilişkin sloganların yazılmasına değinerek, bu eylemleri Nükleer Anlaşma’yı bozma çabalarıyla ilişkilendirmişti.
Bu tür açıklamalar, Nükleer Anlaşma sonrasındaki yıllarda Reformcuların ve Ilımlıların ABD’nin anlaşmadan çekilme nedenine dair temel söylemlerinden biri haline geldi. Bu söylemde, İran’ın içindeki davranışlar ve özellikle Nükleer Anlaşma karşıtlarının eylemleri, Trump hükümetini kışkırtan faktörlerden biri olarak sunuluyordu.
Diğer taraftan uzmanlar, Donald Trump’ın Nükleer Anlaşma’dan çekilme kararının, Mayıs 2018’de açıklanan resmi bir ABD hükümeti kararı olduğuna ve sonrasında ABD’nin anlaşma kapsamında askıya alınan yaptırımları yeniden uygulamaya koyma sürecini başlattığına dikkat çekiyor.
Ekberi: Nükleer Anlaşma Tahrip Ediciydi; Neden Hâlâ ABD’ye Güveniyorlar?
Şeryan Cephesi Sözcüsü Mücteba Ekberi, anlaşmaların başarısızlığını içerdeki eleştirel akımlara bağlamayı eleştirerek, Reformcu kanadın bir kesiminin müzakerelerdeki başarısızlığın ardından kendi performanslarının hesabını vermek yerine devrimci akımları ve hatta halkı yetersizliklerin sorumlusu olarak gösterdiğini düşünüyor.
Nükleer Anlaşma deneyimine değinen Ekberi, “Şüphesiz Nükleer Anlaşma ağır bir zarardı” diyerek bu yıkıcı zararın etkilerini İran halkının yaptırımlar döneminde bizzat tecrübe ettiğini belirtti.
ABD’ye güvenilemeyeceğinin altını çizen Şeryan Cephesi Sözcüsü, “ABD sadece güvenilmez olmakla kalmayıp”, İran’ın onurunu ve milletin çıkarlarını ilgilendiren ve ABD’nin bunları sorgulamak isteyeceği konularda bu ülkeyle müzakere etmenin kendi ifadesiyle “onurlu bir tutum olmadığını” söyledi.
ABD ile müzakere yaklaşımının sürdürülmesine değinen Ekberi, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu beylerin Nükleer Anlaşma’da sergiledikleri yetersizliği ve bunun yıkıcı etkilerini aziz İran halkı yaptırımlarda tecrübe etmişken, ne yazık ki yine uygunsuz işleriyle, yetersizlikleriyle, milletin ve ülkenin çıkarlarını gözetmeyerek yeniden ABD’nin kucağına koşuyorlar.”
Nükleer Anlaşma tecrübesine işaret eden Ekberi, aynı modelin İslamabad Anlaşması’nda da tekrarlanması hususunda uyarıda bulunarak şunları söyledi: “İster Nükleer Anlaşma olsun ister İslamabad Anlaşması, bu beylerin kaleme alacağı her türlü anlaşmayı ABD kesinlikle çiğneyecek ve çark edecektir.”
Ekberi, ABD’nin İran ile stratejik anlaşmalar için güvenilir bir taraf olabileceği düşüncesini “safdillik” olarak niteledi ve kendisine göre ABD meselesinin sadece nükleer dosya ya da Nükleer Anlaşma olmadığını, İslami Cumhuriyet ile daha köklü bir anlaşmazlığı bulunduğunu vurguladı.
Ekberi, “Nükleer konu, Nükleer Anlaşma ve benzeri şeyler ABD için teferruattır. Onların sorunu aziz İslami Cumhuriyet düzeni ve İran İslam Cumhuriyeti’nin kendisiyledir” ifadelerini kullandı.
Tavanarad: ABD’nin Ahde Vefasızlığının Bedeli İç Eleştirmenlere Yüklenemez
Siyasi aktivist Said Tavanarad da bazı siyasi aktörlerin Nükleer Anlaşma’nın çöküşünü iç akımlara bağlayan duruşlarını eleştirerek, bu yaklaşımların İslam Cumhuriyeti’nin geçmiş anlaşmalardan edindiği tecrübeyle ve Devrim Lideri’nin ABD hakkındaki tutumuyla bağdaşmadığını belirtti.
Geçmiş hükümetlerde önemli sorumluluklar üstlenmiş bazı siyasi aktivistlerin bugün sanki iç protestolar ve eleştirmenlerin duruşu ABD ile varılan mutabakatı bozmuş gibi davrandıklarını ifade eden Tavanarad, oysa ABD’nin uygulamada taahhütlerine sadık kalmadığını açıkça gösterdiğini belirtti.
“Düşmanın, sözlerinde ve eylemlerinde savaş çığırtkanı ve cani olduğunu açıkça kanıtladığını” vurgulayan Tavanarad, hâlâ ABD ile müzakere ve mutabakat üzerinde ısrar eden akımların geçmiş tecrübeleri ve ABD’nin davranış gerçekliğini görmezden geldiğini ekledi.
Nükleer müzakerelerde ödenen bedellere değinen Tavanarad, “Büyük İran milletinin yıllarca süren emeği ve binlerce adam/yıl süresi Nükleer Anlaşma müzakerelerine feda edildi; bu sürecin sonucu ise beklenen çıkarların sağlanması değil, baskıların ve yaptırımların geri dönmesi ve nihayetinde ülkenin ödediği bedellerin ağırlaşması oldu” dedi.
Bu siyasi aktivist, iç akımların Nükleer Anlaşma’nın başarısızlığındaki rolü iddiasına tepki göstererek, “Nükleer Anlaşma’yı biz mi yırtıp attık ve dışına çıktık? Nükleer Anlaşma’daki taahhütlerimizi biz mi çiğnedik?” diye sordu ve ABD’nin anlaşmadan resmi olarak çekilmesinin ve yaptırımları geri getirmesinin, asıl sorumluluğun Amerikan hükümetine ait olduğunu gösterdiğini vurguladı.
İç eleştirmenleri Nükleer Anlaşma’nın çöküşünün ana nedeni olarak sunan söylemleri reddeden Tavanarad, ABD’nin karar ve eylemlerinin sorumluluğunun anlaşmayı eleştiren iç akımlara yüklenmemesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Tavanarad ayrıca “ABD’nin, onun cinayetlerinin ve Siyonist rejimin aklanması” olarak nitelediği tutumu eleştirerek, hâlâ ABD ile müzakereyi ve anlaşmayı savunan akımların hesap vermesini talep etti.
Son çatışmaların ardından yaşanan süreçlere ve ülkeye yüklenen maliyetlere değinen Tavanarad, “Gündüzü gece gibi gösteren, cellat ile şehidin yerini değiştiren yeni ve pervasız bir küstahlık ve edepsizlik seviyesiyle karşı karşıyayız” dedi.
Özetle, bu siyasi akımı eleştirenler, Nükleer Anlaşma tecrübesinin ve ABD’nin bu anlaşmadan tek taraflı çekilmesinin, Washington’ın taahhütlerinin güvence taşımamasının Tahran ile Washington arasındaki her türlü anlaşmada temel meselelerden biri olduğunu gösterdiğini; başarısızlıkları sadece iç muhalefete bağlamanın ABD’nin tutumunu ve yaptırımların geri dönmesini açıklamakta yetersiz kaldığını savunuyorlar.
not: bu analiz farsnews.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
