“Mutabakat” ve Onun Kırmızı Çizgisi!

1- Amerikan-İsrail kaynaklı 88 (2009) fitnesinin ardından; fitnenin ana elebaşları ile faillerinin (hepsinin değilse de) yabancılardan talimat aldığı utanç verici ve inkâr edilemez gerçeğinin ifşa edilmesinden sonra, kendilerini “ıslahatçı” (reformcu) olarak tanımlayan kesimin ana çekirdeği, hainliklerinin ortaya çıkmasıyla hissettikleri soyutlanmışlığı gidermek, fitne öncesi şartlara geri dönmek ve işledikleri hıyaneti temizlemek adına “Milli Helalleşme / Milli Barış” sloganı attılar.

Bu akımın yönetimindeki gazete ve internet sitelerine bakıldığında, “milli helalleşme” sloganının bu kesimin birçok yazı ve röportajında bir nakarat gibi tekrarlandığı açıkça görülebilir. Başkalarının aynada göremediğini kerpiç tuğlada gören, Devrimin şehit ve basiretli Lideri, her zamanki gibi bu hilenin arkasındaki gizli motivasyonu ifşa ederek şöyle buyurmuştu: “İran milleti dimdik ayaktadır, birlik içindedir. Şimdi birileri ‘milli helalleşme, milli barış’ ifadelerini kullanmayı öğrenmiş; bana göre bu sözlerin hiçbir anlamı yoktur. İnsanlar bir aradadır, birbirleriyle kenetlenmiştir. Söz konusu İslam olduğunda, İran olduğunda, bağımsızlık olduğunda, düşmana karşı durmak olduğunda insanlar tüm varlıklarıyla dimdik ayaktadır. Filanca siyasi konuda iki kişinin farklı görüşe sahip olması mümkündür [ama] bunun bir etkisi olmaz. Neden barış diyorsunuz? Sanki küsler mi ki gelip barışsınlar? Gazeteler bu ifadeleri köpürtüyor; sorun yarattıklarının farkında değiller. Siz barış dediğinizde, sanki ortada bir dargınlık varmış gibi anlaşılıyor; [halbuki] ortada bir dargınlık yok.” Sayın Lider açıklamasının devamında birliğin kırmızı çizgisine işaret ederek Devrim’le mesafe koyanları halktan ayırmış ve şöyle buyurmuştur: “Evet, halkımız Aşure Günü’ne saygısızlık edenlere küstür. Millet; Aşure Günü’nde acımasızca, edepsizce, hayasızca sokakta bir Besiç gencini soyup dövenlere küstür. Biz bunlarla barışmayız da.” (16 Şubat 2017 – Doğu Azerbaycan Halkı ile Görüşme).

Dikkat ediniz! Şehit Sayın Lider, her zamanki gibi hikmetli olan bakış açısıyla; İslam’ın ve Devrimin ilke ve esaslarından uzaklaşan kişilerle bir olmanın, sadece bir birlik göstergesi olmadığını, aksine birliğin kendisine de aykırı olduğunu vurgulamakta ve bunlarla küs olduğumuzu “ve barışmayacağımızı” belirtmektedir.

2- Rahmetli İmamımız (Allah ondan razı olsun) vurgulayarak şöyle buyurmuştu: “Ben herkesten rica ediyorum, İran milletine yalvarıyorum, İran milletinin ellerinden öpüyorum; İslam’ı yok etmek istiyorlar… Bu batı hayranlarını bir kenara bıraksınlar. Sayıları çok fazla değil ama kışkırtmaları, müdahaleleri çok fazla; sayıları az ama iddiaları büyük.” (15 Haziran 1979).

3- Ve işte Şehit Sayın Liderimizin cumhurbaşkanı adaylarına yönelik tavsiyeleri: “Ben bu muhterem zatlara diyorum ki; Allah’ınıza söz verin, eğer başarılı olur ve bir sorumluluk üstlenebilirseniz, yakınlarınızı ve bürokratlarınızı Devrim ile zerre kadar mesafesi olan kişilerden seçmeyin. Devrim ile, merhum İmam ile, İslami düzen ile zerre kadar mesafesi olan kişi sizin işinize yaramaz. O sizin için iyi bir mesai arkadaşı olmayacaktır. Amerika’ya bel bağlayan ve Amerika’nın lütfu olmadan ülkede adım bile atılamayacağını sanan kişi, sizin için iyi bir çalışma arkadaşı olamaz. O, ülkenin potansiyellerini kullanmayacaktır. O, iyi bir yönetim sergilemeyecektir. Dinin ve şeriatın stratejisini görmezden gelen biri, sizin için iyi bir mesai arkadaşı olmayacaktır. Dindar, şeriata bağlı, devrimci, düzene inancı tam olan kişileri seçin. Eğer siz muhterem adaylar Allah’ınızla böyle bir ahit yaparsanız, biliniz ki seçim için yapacağınız her şey birer hasene (sevap) olacaktır. Eğer böyle bir niyetiniz olursa, böyle bir ahit yaparsanız, seçim çalışmaları sevap bir amele dönüşür. Yüce Allah katında mükafatı olur. Yüce Allah’ın başarılarını onların ve hepimizin üzerine indirmesini niyaz ediyoruz.” (25 Haziran 2024).

4- Şimdi, rahmetli İmam ile Şehit İmamımızın hem uyulması zorunlu olan hem de seçkin ve müstened bir ilmi makama dayanan rehberlikleri ışığında; “mutabakatın” Devrimin, düzenin ve İmam’ın ilkeleriyle mesafeli olan, Şehit Sayın Liderimizin ifadesiyle “Amerika’ya bel bağlayan ve Amerika’nın lütfu olmadan adım bile atılamayacağını sanan” kişi ve gruplarla olamayacağı ve olmaması gerektiği rahatlıkla sonucuna varılabilir. Ne yazık ki bugünlerde bu tayfadan bazı kişilerin ve akımların “mutabakat” bahanesiyle düzenin bazı hassas merkezlerinde yer aldığı görülmektedir; bu uygunsuz varlık, mutabakatın tehlikeli afetlerinden biri ve en temel kırmızı çizgisidir.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın