Uzun süren bir savaşta sadece silah depolarının büyüklüğü konuşmaz; belirleyici olan, deponun yeniden doldurulma hızıdır.
Savaş henüz bitmedi ancak sahadaki deneyim, mühimmat stoklarının tükenmesi ve ucuz, kitlesel sistemlerin ortaya çıkışı, ABD’nin geleceğin savaş organizasyonu ve yöntemi hakkındaki hesaplarını değiştirdi.
30 Eylül 2026’da ABD Savunma Bakanlığı, “Otonom Savaş Komutanlığı” adıyla yeni bir komutanlık kurulduğunu duyurdu. Bu, söz konusu ülkenin 12. muharip komutanlığı ve 2019’dan bu yana kurulan ilk yeni yapısıdır. Görevi nettir: Eylül 2027’ye kadar İHA’ları, robotik sistemleri ve yapay zekayı tüm ordu ölçeğinde yaygınlaştırmak. İki gün sonra ABD Ordusu da kendi yapısını “Gelecek ve Otonom Sistemler Komutanlığı” adıyla ilan etti. 28 Şubat 2026’da ABD ve Kudüs’ü işgal eden rejim tarafından İran’a dayatılan savaş henüz bitmedi; ancak dünyanın en büyük askeri gücü daha şimdiden geleceğin savaşı için kendi organizasyonunu yeniden tasarlıyor.
Bu yeniden tasarımı yalnızca bu savaşın bir ürünü olarak görmek doğru olmaz. ABD’nin birçok askeri değişimi bundan önce başlamıştı. Ancak bu değişimlerin zamanlaması ve yönü, İran’ın yetenekleriyle yüzleşmek de dahil olmak üzere sahadan öğrenilenlerin ABD’nin askeri yeniden yapılanma hesaplarına dahil edildiğini gösteriyor. Savaş sadece hasar üretmez, ders de üretir. Bu yazının temel sorusu şudur: Bu dersleri kim daha hızlı bir şekilde yeni bir organizasyona, teknolojiye ve savaşma yöntemine dönüştürebilir? Belki de geleceğin savaşlarında güç ölçümü yalnızca silah sayısıyla mümkün olmayacak; deneyimi yeni bir güce dönüştürme süresi de bu denklemin bir parçasıdır.
Pentagon’a Ders Veren Savaş
Bu ders çıkarmanın ilk belgesi, ABD Savunma Bakanlığı Genel Müfettişi’nin 14 Eylül’de yayımlanan raporudur. Bu rapora göre İran’a karşı yürütülen dört aylık operasyonun maliyeti 33,4 milyar dolar olarak tahmin edilmiş olup, bunun büyük bir kısmı mühimmat tüketiminden kaynaklanmıştır. Rapor açıkça, ülke ordusunun mühimmat ikmalinde stratejik stok eksikliği ve endüstriyel darboğazlarla karşı karşıya olduğunu belirtmektedir. Bazı kapasitelerin yeniden inşası yıllar alabilir. Reuters’ın haberine göre ABD’nin muharip ve keşif İHA filosu bu operasyonda kayda değer bir hasar görmüştür. Siber alanda da bazı kabiliyetlerin yıpranması ve yeniden yapılanma ihtiyacı ile yüzleşilmiştir.
Bu dosyanın basit ama maliyetli bir dersi var: Askerî üstünlük yalnızca ilk gün darbe vurma yeteneğine bağlı değildir. Savaşı sürdürebilmek, tüketilenlerin yerine yenisini koyabilme ve yeniden inşa edebilme gücüne de bağlıdır. Mühimmat biter. Siber erişimler ilk kullanımda tespit edilir ve değerini yitirir. Veri ve algoritmalar sürekli güncelleme gerektirir. Dolayısıyla uzun süren bir savaşta tek başına silah deposunun büyüklüğü bir şey ifade etmez. Belirleyici olan, o deponun yeniden doldurulma hızıdır.
Saha ile Fabrika Arasındaki Mesafe
Böyle bir deneyime verilen tepki iki aşamalıdır: Yeniden inşa ve öğrenme. Yeniden inşa süreci ABD’nin yeni sözleşmelerinde görülebilir: Hava-hava füzeleri için yapılan 20,7 milyar dolarlık sözleşme ve deniz konuşlu hava savunma füzeleri için yapılan 24,4 milyar dolarlık sözleşme bunun örnekleridir ve her ikisi de üretimi artırma amacıyla imzalanmıştır. Ancak bu sözleşmeler kurumsal bir tepkinin göstergesidir, o tepkinin başarısının kanıtı değil. Hikayenin daha önemli kısmı, sahadaki dersin doğrudan yeni bir kabiliyetin tasarımına aktarıldığı yerdir. Bir Amerikan düşünce kuruluşu, İran’ın Şahid 136 İHA’sına tersine mühendislik uygulanarak tasarlanan ve birim maliyeti yaklaşık 35 bin dolar olarak hesaplanan “LUCAS” adlı İHA’yı inceledi.
Devrim Muhafızları Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı da Tasnim’e verdiği demeçte Washington’ın bu İran İHA’sına tersine mühendislik uyguladığını ve operasyonlarda kullandığını bildirdi. LUCAS mevcut savaştan önce geliştirilmiş ve operasyonun ilk günlerinde sahaya sürülmüştü. Dolayısıyla önemi ne bu savaşın içinden doğmuş olmasında ne de insansız bir hava aracının kopyalanmasında yatmaktadır. Önemi, sahadaki bir kabiliyeti görmek ile onu karşı cephede yeni bir güce dönüştürmek arasındaki mesafenin kısalmasındadır.
Ancak ABD’nin Şahid’den aldığı şey İHA’nın kendisi değil, arkasındaki mantıktır: Düşük maliyet, kitlesel üretim, yüksek tüketilebilirlik ve saldırı maliyetinin savunma maliyetine kıyasla akılcı oranı. Pennsylvania Üniversitesi Profesörü ve ABD Dış İlişkiler Konseyi (CFR) Savunma Teknolojisi ve İnovasyon Kıdemli Araştırmacısı Michael Horowitz, Foreign Affairs dergisinde dünyanın “Hassas Kitle” dönemine, yani kitlesel ölçekte hassas ve ucuz silahlar çağına girdiğini yazdı. Horowitz, 35 bin dolarlık İHA’ların 4 milyon dolarlık önleme füzeleriyle engellenemeyeceğini ve bugün saldırının savunmadan daha ucuz olduğunu analiz etti. Bu nokta, öğrenmenin bir yönetim kavramından askeri bir değişkene dönüştüğü yerdir.
Hangi Taraf Daha Hızlı Öğrendi?
Mevcut savaşın yanıtı için net veriler sağladığı bir soru… Ve veriler analiz sütunlarından değil, sahadan geliyor. Batılı savunma analizleri, bu arada uzmanlaşmış Military Watch dergisi, İran’ın Ramazan Savaşı’ndaki balistik füzelerinin 2025 yazındaki (1404) 12 Günlük Savaş’a kıyasla kalitede bir sıçrama yaptığını doğrulamaktadır. Bu füzelerin isabet hassasiyeti artmış, dalga yenilemeleri daha hızlı gerçekleştirilmiş ve mühimmatlar ABD savunmasının aylar önce etkili olan katmanlarına nüfuz etmiştir. Amerikalı yetkililer de Batı medyasına verdikleri demeçlerde yeni nesil İran füzelerine karşı önleme başarı oranının ilk hesaplamaların altında kaldığını söylemişlerdir.
Burada somut ve izlenebilir bir değişim var. Ramazan Savaşı’nda sahaya sürülen füzeler, hassasiyet ve yenilenme açısından Haziran 2025’teki 12 Günlük Savaş neslinden belirgin şekilde farklıydı ve iki saha arasındaki zaman farkı yaklaşık dokuz aydı. Açık verilerden hareketle bu değişimin tüm aşamalarını kesin olarak önceki savaşın zayıflıklarına bağlamak mümkün olmayabilir. Ancak iki olayın zamansal bağı, İran’daki öğrenme ve uyum sağlama döngüsünün ciddi bir göstergesidir; saldıran tarafın hava savunmasının Ramazan Savaşı günlerinde hissettiği bir döngü.
Bir sonraki soru, İran’ın böyle bir zaman diliminde nasıl düzeltme yapabildiğidir. Cevap iki yapısal faktörde yatmaktadır: Birincisi coğrafyadır. Batılı savunma analizleri, Zağros Dağları’nın sığınak delici mühimmatlara karşı taş bir kalkan gibi işlev gördüğünü, İran’ın fırlatma gücüne her darbeden sonra ikinci darbe için baki kalacak bir derinlik ve sığınak sağladığını belirtiyor. İkincisi doktrindir. İran, asimetrik araçlarla savaşan düzenli bir orduya sahiptir. Pahalı silahı pahalı silahla yarıştırmak yerine, saldırı maliyetini rakibin savunma maliyetine karşı hesaplar. Birkaç onlar bin dolarlık mühimmatlara karşı kullanılan birkaç milyon dolarlık savunma sistemleri, zamanla saldırganın hava savunma stoklarını yıpratır. Bu iki faktör birlikte, hızlı düzeltmenin İran için neden yapısal, rakip için ise neden bir maliyet olduğunu açıklamaktadır.
Bu savaşın tarihinde döngünün çift taraflı olduğunu gösteren daha eski bir örnek de vardır. Aralık 2011’de İran güçleri, bir Amerikan insansız keşif uçağını ülke topraklarında neredeyse hasarsız bir şekilde karaya indirdi. ABD Savunma Bakanı Hegseth daha sonra yaptığı bir konuşmada, bu örneğin İranlı mühendislere ABD’nin hayalet (stealth) teknolojisini analiz etme imkanı sağladığını söyledi. İran bundan sonra Şahid 171 Simurg’dan Şahid 191 Saike’ye kadar hayalet İHA ailesini geliştirdi. Emekli bir ABD Hava Kuvvetleri Generali ve eski CENTCOM Komutanı da İran’ın tersine mühendisliğinin bu örnekle başladığını ve sonraki nesilleri inşa ettiğini belirtti. Yani İranlılar sahadaki bir Amerikan kabiliyetini gördü ve kısa sürede kendi üretim gücüne dönüştürdü. Tıpkı bugün Washington’ın Şahid 136 ile yaptığı gibi. Öğrenme tek taraflı değildir. Her iki taraf da sahadan öğreniyor ve öğrendiklerini üretim hattına taşıyor. Modern savaş artık tek seferlik bir silah yarışı değil, sürekli öğrenme döngülerinin yarışıdır.
Gücün Artık Bir de “Zamanı” Var
Askeri gücün değerlendirilmesinde bütçe, personel sayısı, stok hacmi ve silahların menzili her zaman odağı oluşturmuştur. Ancak son savaşlar başka bir değişkeni öne çıkardı: Zaman. Stratejik öğrenme hızı; sahadaki bir zayıflığın veya fırsatın tespit edilmesi ile bunun doktrinde, organizasyonda veya operasyonel yöntemde gözle görülür bir değişime dönüştürülmesi arasındaki zaman farkıyla ölçülebilir. Bu, teşhisle başlayan; karar, üretim ve konuşlandırmadan geçen bir yoldur. Burada bir ayrım önem taşımaktadır: Her öğrenme bir uyum sağlama yaratır ancak her uyum sağlama bir öğrenme değildir. Uyum sağlama sahadaki duruma göre davranış değiştirmektir; öğrenme ise deneyimin dersini kararda, organizasyonda ve doktrinde kurumsallaştırmaktır. ABD Savunma Bakanı bu değişimi açıklarken, savaşın dönüşüm hızının askeri destek süreçlerinin hızını geçtiğini ifade etmiştir. Bu açıdan iki hafta içinde iki yeni komutanlığın kurulması geçici bir haber değildir. Arkasında bir hesaplama yatmaktadır: Sahadan başlayan, karar odalarından geçen ve fabrikada biten bir yol.
Ve burada savaşın iki tarafının karşılaştırılması tabloyu tamamlıyor. ABD derslerini on milyarlarca dolarlık sözleşmelerle ve yeni komutanlık yapısıyla yeni kapasiteye dönüştürüyor; Genel Müfettiş raporunun kendisinin de belirttiği gibi bu süreç yıllar alabilir. İran ise derslerini aynı iki savaş arasındaki zaman diliminde sahaya geri yansıtmıştır. Tabii ki öğrenme hızı tek başına askeri başarı değildir. Değeri, öğrenmeden kaynaklanan değişimin sahada kalıcı olmasıyla netleşir. Nihai karşılaştırma da bu değişimlerin karar ve üretim aşamasından sahadaki sürdürülebilir performansa ulaşmasıyla kesinleşecektir.
İran da Öğreniyor
İran’ın bu dönemdeki yeri iki açıdan netleşiyor. Bir yandan Şahid 136’nın ABD’de tersine mühendislik konusu haline gelmesi, İran’ın bazı kabiliyetlerinin karşı tarafın çalışma alanı olduğunu gösteriyor. Diğer yandan Financial Times‘ın haberine göre İran’ın askeri çalışmalarında İHA, yapay zeka ve 3D baskı yer bulmuştur. New York Times tarafından yayımlanan ABD istihbarat değerlendirmesi de bunu söylüyor: İran aylarca süren savaşın ardından kendi kabiliyetlerini ve ABD gücünün sınırlarını daha iyi anlamıştır. İran teknolojisi bir bitiş noktasında değil, evrimsel bir yolun başında savaşa dahil olmuştur.
Geleceğin Savaşı Bugünün Savaşından Doğuyor
Hiçbir savaş sadece bir sonraki sahayı değiştirmekle kalmaz, tarafların bir sonraki savaş hakkındaki zihniyetini de değiştirir. Bundan böyle askeri gücün bir kısmı görme, anlama, karar verme ve başarabilme arasındaki mesafede aranmalıdır. Sahadaki zayıflığı gören ancak bunu düzeltmek için yıllara ihtiyaç duyan bir ülke ile aynı dersi aylar içinde sahaya geri taşıyan ülke bir değildir. Savaş henüz bitmedi. Ancak bir sonraki savaşın rekabeti şimdiden başladı. Sahadaki deneyimi kimin daha hızlı organizasyona, teknolojiye ve operasyonel güce dönüştürebileceğinin rekabeti… Ve bir sonraki savaş, sahada başlamadan önce, bu savaştan ders çıkarmak için bugün alınan kararlarla inşa ediliyor.
Not: bu analiz tasnimnews.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
