Hürmüz Boğazı’ndan Siber Savaşa: ABD’nin Saldırısına Karşı İran’ın Dört Kozu

Betul

Iraklı analist, ABD’nin İran’a olası bir askerî saldırısı durumunda; Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalmaya devam etmesi ve küresel enerji fiyatlarının artması, bölgedeki ABD ekonomik ve dijital altyapılarının hedef alınması, çatışma alanının genişletilmesi ve siber savaşın başlatılması gibi gelişmelerin mutlaka göz önünde bulundurulması gerektiğini savunuyor.

Irak’ın önde gelen analistlerinden Necah Muhammed Ali, “Rai el-Yevm” elektronik gazetesinde yayımlanan “Askeri Alarm Durumu ve İran’ın Uyarısı: Savaş Devam Ediyor ve Arabuluculuklar Denklemi Değiştirmiyor” başlıklı makalesinde, bölgedeki alışılagelmemiş hava ve askeri hareketliliklerin yakından takip edildiğini belirtti. Bu yoğunluktaki bir hava hareketliliğinin, gerginliği azaltmaya çalışan bir tarafın tutumuyla bağdaşmadığını; aksine operasyonel bir hazırlığa veya geniş bir çerçevede caydırıcı bir mesaj iletmeye daha çok benzediğini vurguladı. Bununla birlikte, savaşın alevlenmesini önlemek amacıyla İran’ı ziyaret eden Mekke İttifakı heyetinin karşısında duran en ciddi soru şudur: Yaşananlar gerginliği azaltma çabası mı, yoksa tırmandırma yönünde bir adım mı?

Böyle bir atmosferde İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri Tümgeneral Muhsin Rızayi, Tahran’daki bu heyetin karşısına dikilerek ABD’ye doğrudan ve sert bir mesaj gönderdi. Rızayi, ABD’nin İran’a yeniden saldırması halinde, Fars Körfezi’nin güney kıyısında yer alan ve yıllık milyarlarca dolar kâr getiren yaklaşık iki trilyon dolar değerindeki ABD yatırımlarının imha tehlikesiyle karşı karşıya kalacağı uyarısında bulundu.

Bu yatırımlar sadece petrol ve gaz altyapılarını değil; dijital altyapıları, veri merkezlerini, deniz altı internet kablolarını ve bunlarla bağlantılı tüm ekonomik ve teknolojik çıkarları da kapsamaktadır. Rızayi’nin mesajı çok netti: ABD bir kez daha İran’a saldırırsa bu yatırımlar yok olacak ve her şey havaya uçacaktır.

Necah Muhammed Ali makalesine şöyle devam etti: Bu iki olayın, yani geniş çaplı hava hareketliliğinin ve Rızayi’nin açık tehdidinin aynı zamana denk gelmesi, mevcut durumu net bir şekilde gözler önüne sermektedir. Karşı taraf askeri hamlelerini sürdürürken, İran da savaşın maliyetini artırarak bu hamlelere yanıt vermektedir. Buna rağmen diplomatik hareketlilikler, ziyaretler, “gerginliği azaltma fırsatları” ve “arabuluculuk girişimleri” hakkındaki söylemler devam etmektedir. Asıl tehlike tam olarak burada yatmaktadır; İranlıların hiçbir yanılsamaya kapılmadan yüzleşmesi gereken tehlike budur.

Iraklı analist şunları kaydetti: Kimseye güvenilmemelidir. Mevcut koşullarda arabuluculuk, savaşı önlemenin bir garantisi değil, yalnızca zaman kazanma aracıdır. Sahneye çıkan her arabulucu, kendi ülkesinin planlarını ve çıkarlarını takip eder. Karşı taraf hedeflerini ilerletmek için tehditleri bir araç olarak kullanmaya devam ettiği sürece, diplomatik vaatler askeri tehdidi ortadan kaldıramaz.

ABD’deki ara seçimlerin her şeyi erteleyeceğini umanlar, aslında karar alma sürecini başkalarının hesaplarına bırakmaktadırler. Bu saldırı ister seçimlerden önce ister sonra başlasın, zamanlaması tamamen ABD’nin kararına ve iç siyasi hesaplarına bağlıdır. Buna karşılık İran, savaş ihtimalini her an gerçekleşebilecek kalıcı bir tehlike olarak görmeli; bunun seçimler sonrasına ertelenmiş bir olay olduğunu düşünmemelidir.

Iraklı analist şu değerlendirmelerde bulundu: Son deneyimler, boş umutlara dayanan ihmallerin ağır maliyetler doğurabileceğini göstermektedir. Bu nedenle, İran’ın açıkça veya zımnen uyardığı süreçler ciddiye alınmalıdır; çünkü bu süreçler, olası yeni bir çatışmanın gerçek maliyetine dair net bir tablo sunmaktadır.

Iraklı analiste göre bu bağlamdaki birinci süreç, dünyanın en önemli enerji transit geçiş yollarından biri olan Hürmüz Boğazı ile ilgilidir. Bu bölgedeki seyrüsefer güvenliğinde yaşanacak her türlü ciddi aksama, nakliye, sigorta ve enerji maliyetlerini artıracak ve küresel piyasaları baskı altına alacaktır. Bu hamlenin mesajı açıktır: Savaşın yansımaları İran sınırlarıyla sınırlı kalmayacak ve küresel ekonomi bunun bedelini ağır bir şekilde ödeyebilir.

İkinci süreç, misilleme kapsamının bölgedeki ABD çıkarlarını ve askeri merkezlerini de içine alacak şekilde genişletilmesidir. Yeni bir saldırı durumunda İran, karşı tarafa çok daha ağır askeri ve stratejik maliyetler yükleme kararı alabilir. Hiç kimse “sınırlı” bir operasyonun gerçekten sınırlı kalacağının garantisini veremez. ABD operasyonu başlatan taraf olabilir ancak tüm aşamalarını ve sonuçlarını kontrol edebileceğinin hiçbir garantisi yoktur.

Üçüncü süreç, siber cephedir. Mevcut savaşlarda bilgi altyapıları ve dijital sistemler savaş alanının ayrılmaz bir parçası haline gelmiştir. Siber saldırılar, tek bir füze dahi ateşlemeden devasa güvenlik ve ekonomik zararlar verebilir. Hesaplamalarda bu cepheyi göz ardı etmek stratejik bir hatadır.

En yeni ve en açık örnek olan dördüncü süreç ise Muhsin Rızayi tarafından Mekke İttifakı heyetinin yüzüne karşı dile getirilmiştir: ABD’nin Fars Körfezi’nin güneyindeki iki trilyon dolarlık devasa yatırımlarının yok edilmesi. Bu yatırımlar sadece askeri tesislerle sınırlı olmayıp; petrol ve gaz altyapıları, veri merkezleri ve deniz altı kabloları gibi hayati ekonomik ve teknolojik varlıkları da kapsamaktadır.

Iraklı analist şunları yazdı: Bu dört süreç hayali senaryolar değil, İran’ın savaş dayatılması durumunda kullanmaya hazır olduğunu ilan ettiği caydırıcılık araçlarıdır. Bu seçenekleri göz ardı etmek veya önemini küçümsemek, gerçeği eksik okumak demektir.

Böyle bir ortamda başkalarının tutumlarına güvenmek tehlikeli bir kumara dönüşmektedir. Irak hükümeti, İran ile ABD arasındaki savaşta taraflardan hiçbirinin yanında yer almayacağını ve bu çatışmada tarafsız kalacağını defalarca ilan etmiştir. Irak hükümetine bağlı güçler ve gruplar da bu politika çerçevesinde hareket etmektedir. Dolayısıyla, hesaplarını bu güçlerin kendiliğinden çatışmaya dâhil olacağı veya İran’ı destekleyeceği varsayımı üzerine kuran herkes stratejik bir hata işlemiş olur.

İran kendi yeteneklerine güvenmeli, başkalarının açıklanmamış tutumlarına veya yerine getirilmeyen taahhütlerine ümit bağlamamalıdır. Net ve kararlı bir şekilde iletilmesi gereken mesaj şudur: Kimseye güvenilmemelidir; vaatlere, arabuluculara, seçim hesaplarına ve “son fırsatlardan” bahseden söylemlere güvenilmemelidir.

Son dönemdeki hava hareketlilikleri ve General Rızayi’nin tehditleri gerginliğin azaldığının değil; savaş ihtimalinin masada kalmaya devam ettiğinin ve farklı cephelerdeki maliyetlerin ağır olacağının daha büyük bir tablosunun parçasıdır.

Gerçek güç sadece savaşı başlatmakta değil, savaşı öngörmekte ve yönetmekte yatar. Diplomasinin tek başına caydırıcılık için yeterli olduğunu düşünenler, mevcut gerginliğin mahiyetinden gariptir. İran artık gerçek bir seçenekle karşı karşıyadır ve her an en kötü senaryoya hazırlanmalı; kararlarını başkalarının niyet ve iradesine değil, kendi yeteneklerine dayandırmalıdır. Bölgenin daha fazla illüzyona ihtiyacı yoktur ve İranlılar, ihmal ve dikkatsizliğin bedelini herkesten iyi bilmektedir.

Not: bu analiz tahririeh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın