Düşmana Karşı Güçlü Bir Şekilde Karşılık Verin

Betul

Yüce Başkomutan, üst düzey askeri komutanlarla gerçekleştirdiği ve ilk kez toplu olarak bir araya geldiği görüşmesinde, “düşmanlarla güçlü bir şekilde yüzleşmek ve azami caydırıcılık sağlamak amacıyla akıllıca bir muharebe hazırlığı” kavramını tanımlarken şu ifadeleri kullanmıştır: “Her türlü tehdit ve seviyesi, coğrafi sınırlama olmaksızın derhal ve etkili bir yanıtla karşı karşıya kalmalıdır.”

Aslında İslam Devrimi Lideri, Başkomutan sıfatıyla, alçak düşmanın başvurmak isteyebileceği gelecekteki olası bir tehdide karşı İran’ın acil ve kapsamlı eylemlerinin net bir tasvirini yapmıştır. İran’ın ve Direniş Cephesi’nin bu tehdide vereceği yanıt “güçlü” olacaktır ve bu güçlü yanıt, akıllıca bir muharebe hazırlığı temeli üzerinde yükselecektir. Peki, Yüce Başkomutan’ın cümlesindeki “akıllıca” kelimesinin kullanımı ne anlama gelmektedir? Kendisi bunu teyit makamında açıklayarak üç kelimeyle ifade etmiştir: “Acil”, “Etkili” ve “Sınırlamasız”. Acil yanıt, tehdidin fiiliyata geçmesini bile beklemeden, ortaya çıktığı anda karşılık verilmesi demektir. Bu durum, silahlı kuvvetleri, eğer tehdit ciddi ve yakın hale gelirse ateş açmaya ve ardından bir savaş çıkması durumunda ikinci yanıtını derhal düşmanın başına yıkmaya teşvik eder. Etkili kelimesi, tehdide verilecek yanıtın, sonrasında tehdidin ortadan kaldırılacağı ve bir saldırı gerçekleşmişse derhal durdurulacağı şekilde olması anlamına gelir. Yani çatışma düşüncesinin düşmanın zihninden tamamen silinmesidir. Mutlak bir şekilde kullanılan coğrafi sınırlamasızlık kelimesi ise, düşmandan kaynaklanan her türlü tehdidin ve hangi düzeyde olursa olsun -henüz uygulamaya konulmamış veya sınırlı bir dairede uygulanmış olsa bile- İran silahlı kuvvetlerinin sınırsız askeri eylemiyle karşılaşacağı anlamına gelir. Savaşın kapsamı açısından da, her coğrafyada ve her kıtada erişilebilir her nokta, İran’ın ve Direniş Cephesi’nin askeri eylem sahnüsü olacaktır.

Böyle güçlü bir stratejinin sonucu nedir? “Azami caydırıcılık” buyurmuşlardır. Bu, sadece geleceğe yönelik bir hedef belirleme olmayıp, tam aksine şimdiki zamanı da kapsamaktadır; çünkü söz konusu olan, şimdiki zamana ait bir tehdittir ve Başkomutan, İran’ın buna karşı aldığı konuşlanmayı ilan etmektedir. Dolayısıyla bu azami caydırıcılık, bunun ön hazırlıklarının yapıldığı ve gerçekleşmesinin çok yakın olduğu anlamına gelir. Bu hazırlıklar nelerdir? Başkomutan bu görüşmede bunların bir listesini sunmuştur: Bunların ilki iradi boyuttur; yani karar alınmıştır ve irade tamamen mevcuttur ve talimata dönüşmüştür. İkinci boyutu ise mevcut olan muharebe hazırlığıdır ve düşmanlar bunu çok iyi bilmektedir; İran Hava Uzay Kuvvetleri’nin yaklaşık iki ay önce ABD’nin Ürdün’deki donanımlı askeri üslerine karşı gerçekleştirdiği operasyon ve İran Donanması’nın son haftalarda Fars Körfezi, Hürmüz Boğazı ve Umman Denizi’ndeki ezici ve kesintisiz saldırıları, bu hazırlığın bütünüyle mevcut olduğunu göstermiştir. Şimdi ise Başkomutan, azami caydırıcılık yaratacak ve İran’a yönelik savaşı ve hatta tehditleri ebediyen sona erdirecek şekilde bunun özel olarak da var olmasını istemektedir. Üçüncüsü, liderlik hazırlıklar konusuna devam ederken azami caydırıcılığın insani ve maddi faktörlerini de listeye dahil etmiştir; bu kategorideki en önemli faktörlerden biri, savaşın dizginlerini kendi ellerine almaktır; yani onun yönetiminin münhasıran İran İslam Cumhuriyeti’nin elinde olmasıdır. Bu yüzden şöyle buyurmaktadır: “Eğer düşmanlar yeniden askeri veya terörist saldırılara başlarsa, bu durumun ne zaman ve hangi şartlarda sona ereceğini belirleyenler İran İslam Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetleri ve İran milleti olacaktır.”

Dördüncüsü, liderin listesinde askeri istihbarat mimarisinin güçlendirilmesi yer almaktadır; bu da potansiyel gelecek çatışmada bu kapasitenin kullanılması anlamına gelmektedir. Ramazan Savaşı sürecinde İran, askeri istihbaratı yeniden tasarlamış ve parlak sonuçlar elde etmiş, bu yolla düşmana ağır darbeler indirmiş ve bir sürpriz unsuru yaratmıştır. Şimdi aynı sistem yeniden düzenlenmeli ve tabiri caizse yeniden düzenlenmiştir.

Beşincisi, azami caydırıcılığın sağlanmasına yönelik liderin listesindeki diğer unsurlardan biri de yerel savunmanın derinleştirilmesidir. Bu unsur, hem savaşta İran’ın aktif bir stratejisi olarak görev yapmakta hem de düşmanın planlarını alt üst eden bir taktik olarak işlev görmektedir. Coğrafya ile insan faktörünün savaşta hassas bir şekilde harmanlanması anlamına gelen bu durum, İran’ın sahip olduğu bir avantajdır; çünkü düşmanın erişebileceği böyle bir imkan yoktur. Bu durum kendi başına insani bir Hürmüz Boğazı’dır. Şu anda 32 milyon canfeda, 1 milyon 600 bin kilometrekareden fazla bir alanda varlık göstermekte ve İran’ı zapt edilmez bir kaleye dönüştürmekte olup bu, tarihi ve muazzam bir olgudur.

Altıncısı, azami caydırıcılığa ulaşmada ve İran’a yönelik savaş ve tehditleri kalıcı olarak sona erdirmede liderin listesindeki diğer unsurlardan biri, İran’ın Amerikan-Siyonist düşmanın çeşitli maddi ve gayri maddi varlıklarına erişmesidir. Bu strateji, Ramazan Savaşı’nda Şehit İmam tarafından savaşın bölgeselleştirildiği mantığının ilan edilmesiyle hayata geçirilmiş ve düşman buna aşina olmuştur. Şimdi bu strateji, “coğrafi sınırlama olmaksızın” ifadeleriyle yeni bir kapsam kazanmış ve şu anlama gelmektedir: Bu kez bir tehdit fiiliyata geçirilirse, İran’ın eylemsel tepkisinin alanı bölgeyle sınırlı kalmayacak, çok büyük bir coğrafi alanı bulabilecek ve NATO topraklarını bile ateş altına alabilecektir. Askeri performansımız göz önüne alındığında, bu artık geçerli ve güvenilir bir tehdittir.

Yedincisi, liderin azami caydırıcılıktaki ve düşmanların savaş ile tehditlerinin kalıcı olarak son bulmasındaki yardımcı unsurlar listesindeki bir diğer madde, sekiz ay boyunca kesintisiz bir şekilde meydanları ve sokakları terk etmeyen, düşmanların melez savaşının güvenlik boyutunu hükümsüz kılan “müebbet (misyon sahibi kılınmış) millet”tir. Bu unsur, yeni bir tehdidin şekillenmesi durumunda, düşmanın sızma girişimlerini engellemek ve tabiri caizse düşmanın beşinci kolunun karşısında durmak suretiyle askeri bir işlev kazanacak ve İran cephesinin iç güvenliğini tesis edecektir. Lider, bu konuşmasında müebbet milletin İran’ın ve İslam nizamının toprak bütünlüğünü korumadaki rolüne vurgu yapmış olup, bu durum onun mevcut rolünün tekemmül ettiği anlamına gelmektedir.

Sekizincisi, askeri azami caydırıcılığın ve güvenlik istikrarının üretilmesindeki liderin listesindeki diğer bir unsur, çeşitli ülkelerdeki Direniş Cephesi ve sahaların birliğidir; bunun için “Batı Asya’da yeni siyasi ve güvenlik düzeninin şekillenmesinde stratejik etkiye sahip belirleyici bir değişken” gibi çok yüce bir ifade kullanılmıştır. Dünya, Ramazan Savaşı’nda Direniş Cephesi’nin ortak taarruz performansına tanıklık etmiştir; Akdeniz kıyılarındaki Lübnan’dan Kızıldeniz kıyısındaki Yemen’e kadar geniş bir coğrafya sahneye çıkmıştır. Şayet şimdi yeni bir tehdit şekillenirse, bu cephe çok daha geniş bir alanda harekete geçerek meydana girecektir. Amerika, Atlantik Okyanusu’ndan Hint Okyanusu’na kadar uzanan bir alanda; Almanya, Fransa, İngiltere, Bulgaristan, Türkiye, Yunanistan, Kıbrıs ve Diego Garcia’daki hatta Filipinler coğrafyasındaki askeri üs ve birliklerinden savaşı izlemek zorunda kalacaktır. Amerikalılar ve Siyonistler, saydığımız bu geniş coğrafyada kendilerine duyulan nefretin boyutunu ve karşılarında duran herkese duyulan sevginin derecesini çok iyi bilmektedirler. Biz bu savaşı, Amerika’nın sayılan coğrafyadaki kesin kaderinin belirleneceği savaş olarak görüyoruz. Düşmanlar boş durmadığımızı ve böylesine geniş bir coğrafyada bu tür bir savaşın insani ve teçhizat istidadına sahip olduğumuzu bilmektedirler.

Yüce Başkomutan’ın İran’ın üst düzey askeri komutanlarıyla gerçekleştirdiği ve temelini düşmanlara karşı güçlü bir muharebenin oluşturduğu görüşmedeki sözleri; ülkeye sadece mevcut savaşı İran’ın kesin zaferiyle ve derhal sona erdirmekle kalmayıp aynı zamanda ülke için azami caydırıcılık getirecek yöntem ve tedbirlerin kullanılmasını içermekte olup, bizi İbrahim Suresi’nin son ayetlerinde gaflet içindeki zalimler hakkında buyurulan şu ayetlere yöneltmektedir: Onlara o gün gözlerin dehşetten dışarı fırlayacağı, yüreklerinin korkudan boşalacağı, mühlet isteyip yemin edecekleri ancak müracaatlarının kabul edilmeyeceği, kendilerini ibret nesnesi kılacağımız, hile yapıp da bundan hiçbir yarar sağlayamayacakları ve kendilerini kurtarmak için kurdukları onca tuzak ve plana rağmen zincire vurulacakları günün azabını tattırırız.

Sadullah Zarei

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın