Riyad Yemen Bataklığına Nasıl Saplandı?

Betul

Ensarullah’ın Suudi Arabistan topraklarının derinliklerine yönelik saldırılarını genişletmesi, binlerce uçuşun iptal edilmesi ve Yemen’in güneyindeki yeni saha gelişmeleri, Riyad’ın askeri stratejisinin başarısızlığını bir kez daha gözler önüne serdi; hızlı bir zaferle sonlanması beklenen savaş, artık Suudi Arabistan’ın güvenliği, ekonomisi ve bölgesel konumu için çok katmanlı bir krize dönüşmüş durumdadır.

Yemen savaşı yeni ve çok tehlikeli bir aşamaya girmiş bulunmaktadır; bu aşamada yalnızca ülkenin güneyindeki kara cepheleri değişmekle kalmamış, aynı zamanda çatışmaların sonuçları Suudi Arabistan’ın hayati altyapılarına, özellikle de havacılık sanayisine ve sivil hava ulaşımı ağına kadar ulaşmıştır. Ensarullah Hareketi’nin Suudi mevzilerine yönelik saldırıları ve Yemen’in güney vilayetlerindeki saha gelişmelerine dair yayımlanan raporlar, Riyad üzerindeki baskının tırmandığını göstermektedir; on yılı aşkın askeri müdahalenin ardından bu baskı, Suudi Arabistan’ın belirgin bir çıkış yolu bulunmayan bu savaşa hangi amaçla girdiğini bir kez daha sorgulatmaktadır.

Reuters haber ajansına dayandırılan istatistiklere göre, Ensarullah Hareketi’nin Ekim 2026’daki saldırıları Suudi havalimanlarının faaliyetleri üzerinde kayda değer bir etki bırakmıştır. Söz konusu rapora göre, 8-25 Ekim tarihleri arasında bu ülkedeki havalimanlarında 7 bin 800’den fazla uçuş iptal edilmiş olup bu sayı, belirtilen zaman aralığındaki planlanan uçuşların %45’ine tekabül etmektedir.

Hasar gören havalimanları arasında Riyad’daki Kral Halid Uluslararası Havalimanı en vahim durumda olanıdır. Yayımlanan verilere göre, bu havalimanında planlanan toplam 4 bin 736 uçuştan 4 bin 071’i iptal edilmiştir; bu da uçuşların yaklaşık %86’sının iptali anlamına gelmektedir. Ayrıca 10 Ekim’de bu havalimanına düzenlenen saldırıda 13 kişinin hayatını kaybettiği bildirilmiştir.

Riyad, Dammam, Abha, Cizan ve Necran havalimanları da yayımlanan haritada füze ve İHA saldırılarının hedefleri arasında yer almıştır. Suudi yetkililer 25 Ekim’de Riyad Havalimanı’nın kısmen yeniden açıldığını duyursa da, Ensarullah’ın ertesi gün yeni bir operasyon ilan etmesi ülkenin hava sahasının güvenliği hakkındaki belirsizlikleri artırmıştır. Bu arada, uluslararası birçok havayolu şirketinin Kasım ayında Riyad varışlı uçuşlarını askıya aldığına dair raporlar gelmekte, Delta Air Lines ise Suudi başkentine olan uçuşlarını önümüzdeki yıla kadar ertelemiş bulunmaktadır.

Diğer raporlar da Suudi Arabistan’ın güney havalimanlarındaki faaliyetlerin uzun süreli olarak durduğunu göstermektedir. Hava trafiği durumuna ilişkin yayımlanan bilgilere göre, Necran ve Cizan havalimanlarında 25 gün boyunca hiçbir uçuş gerçekleşmemiştir. El-Kureyyat Havalimanı 380 saatlik kesintiyle, Vadi el-Devasir, Şarurah, Arar ve Abha havalimanları ise saatler süren faaliyet durmalarıyla karşı karşıya kalmıştır.

Bu gelişmeler, savaşın sonuçlarının artık sınır hatları ve askeri üslerle sınırlı kalmadığını, Suudi Arabistan’ın ulaşım altyapısını ve ekonomik iletişim ağlarını da doğrudan etkilediğini göstermektedir.

Suudi Arabistan Yemen Savaşını Neden Yeniden Alevlendirdi?

Suudi Arabistan’ın savaşa geri dönüş nedenlerini anlamak için Riyad ile Sana arasındaki ilişkilerin karmaşık geçmişine bakmak gerekmektedir. Yemen, Suudi Arabistan için sıradan bir güney komşusu değildir; coğrafi, nüfusal, güvenlik ve jeopolitik açıdan özel bir öneme sahiptir ve buradaki güç dengesindeki her türlü değişim doğrudan Riyad’ın güvenlik hesaplarını etkileyebilmektedir.

Suudi Arabistan 2015 yılında, Ensarullah’ın Sana’da kontrolü sağlamasına tepki olarak askeri bir koalisyon kurmuş ve Batılı ülkelerin desteğiyle Yemen’e müdahalesini başlatmıştı. Bu operasyonun ilan edilen amacı Riyad destekli hükümeti geri getirmekti; ancak kısa sürede bitmesi beklenen savaş, bölgenin en uzun ve en masraflı çatışmalarından birine dönüştü.

Bu müdahalenin arkasında bir dizi güvenlik ve siyasi endişe yatmaktaydı. Riyad, güney sınırlarında bağımsız ve güçlü bir gücün şekillenmesine karşı her zaman hassas olmuş ve Ensarullah’ın nüfuzunun artmasını kendisi açısından arzulanan bölgesel dengeye bir tehdit olarak değerlendirmiştir. Suudi yetkililerin bakış açısına göre, bu hareketin İran İslam Cumhuriyeti ile olan siyasi ve stratejik yakınlığı da meselenin önemini katlamıştır.

İkinci etken ise iki ülke arasındaki anlaşmazlıklarla dolu tarihte yatmaktadır. Suudi Arabistan, 1934 yılında Mütevekkili Yemen Krallığı ile yaptığı savaşta Necran, Asir ve Cizan bölgelerini kontrolü altına almıştı; bu bölgeler iki ülkenin tarihi hafızasında ve sınır anlaşmazlıklarında hâlâ önemini korumaktadır.

Sonraki on yıllarda da Riyad defalarca Yemen’in iç gelişmelerine müdahale etti. 1962-1970 yılları arasındaki Kuzey Yemen iç savaşında Suudi Arabistan kraliyet yanlılarını desteklerken, Cemal Abdülnasır Mısır’ı cumhuriyetçileri destekledi. Güney Yemen’in 1967’de İngiliz sömürgeciliğinden bağımsızlığını kazanması ve Yemen Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından, bu ülkedeki nüfuz mücadelesi bölgesel rekabetlerle devam etti.

Bu açıklamalar, Sana tarafından Lahic, Ebyen, Aden ve Şebve vilayetlerine atanan yetkililerin Suudi Arabistan’a bağlı kamplarda bulunulmaması yönünde uyarılarda bulunduğu bir sırada yapılmıştır.

Bu tür tutumlar, Sana’nın Suudi Arabistan’ın Yemen’deki askeri varlığının maliyetini artırmayı ve Riyad ile aynı çizgideki güçlerin komuta ve lojistik yapısı üzerindeki baskıyı genişletmeyi hedeflediğini göstermektedir.

Suudi Arabistan Savaş ile Geri Çekilme Arasındaki İkilemde

Suudi Arabistan’ın yanı sıra Bangladeş gibi ülkeler de çatışma alanının genişlemesinden zarar görebilir. Füze saldırılarında üç Bangladeş vatandaşının öldüğüne dair çıkan raporlar ve Suudi Arabistan’daki milyonlarca Bangladeşli göçmenin güvenliğine dair duyulan endişeler, savaşın sonuçlarının iki ülkenin sınırlarıyla sınırlı kalmayacağını göstermektedir. Ayrıca Babülmendep Boğazı’nda yaşanacak uzun süreli her türlü aksama, bölge ülkeleri ve uluslararası rotalara bağımlı ekonomiler için deniz ticareti ve taşımacılığı maliyetlerini artırabilir.

Bugün Yemen’de yaşananlar sadece bir iç çatışma değildir; aksine Batı Asya’daki güç dengesi, deniz güvenliği ve gelecekteki bölgesel düzen üzerindeki daha geniş çaplı rekabetin bir parçasıdır. Nitekim on yılı aşkın savaş deneyimi, tek başına silah üstünlüğünün zaferi garanti etmediğini göstermiştir. Suudi Arabistan şimdi, askeri müdahalesinin başlangıcında göz ardı ettiği aynı meseleyle karşı karşıya kalmıştır: Yemen yalnızca askeri güçle kontrol edilemez ve savaşın kapsamı genişledikçe, oradan çıkışın maliyeti de o kadar ağırlaşacaktır.

Not. Bu analiz snn.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın