Yapamıyorsanız Neden Sorumluluk Makamında Kalıyorsunuz?

Adem Namlı

Kayhan Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hüseyin Şeriatmedari kaleme aldığı yazısında hicab konusundaki açıklamaları ve çalışmalarına ve buna karşı ülke yetkililerinin görevlerini yerine getirmemelerine vurgu yaptı.

Şeriatmedari’nin yazısı şu şekilde;

Bu yazının konusunu savaş koşullarında zamansız veya zevksiz bulabilirsiniz; ancak hicap ve iffet meydan okumasının önümüzdeki savaşta düşmanın kullandığı kaldıraçlardan biri olduğunu gösteren inkar edilemez belgeler mevcuttur. Başka bir deyişle düşmanca tutum, başörtüsünü çıkarmayı yıkıcı bir silah olarak kullanmaktadır ve bu acı gerçekliğe ilgisiz kalmak, saflık değilse —ki bazen öyledir— ülkemize karşı başlatılan vahşi savaşta düşmanla istemeden iş birliği yapmaktır. Saygıdeğer yetkililer durumun farkında değillerse neden sorumluluk makamındadırlar?! Farkındaysalar neden bir çare düşünmüyorlar?!

1- İlk olarak, başörtüsünü çıkaran birçok kadın ve kızın olayın derinliğinden habersiz, temiz kalpli insanlar olduğunu kabul etmek gerekir; nitekim şehit liderimizin hikmetli ifadesiyle: “Hicabın kaldırılması hem şer’i hem de siyasi olarak haramdır. Başörtüsünü çıkaranların birçoğu bunu bilmiyor; yaptıkları bu işin arkasında kimlerin olduğunu bilseler kesinlikle yapmazlar; ben biliyorum. Bunların birçoğu dindar, tazarru sahibi, Ramazan ayına bağlı, gözyaşı döküp dua eden insanlardır; [ancak] bu hicabı kaldırma ve hicabla mücadele politikasının arkasında kimin olduğuna dikkat etmiyorlar. Düşmanın casusları, düşmanın istihbarat servisleri bu meselenin peşindedir. Bilseler kesinlikle yapmazlar.”

2- Ülkemizin büyük Müslüman halk kitlelerinin sorusu olan “Hicabı korumak şer’i bir vacip ve yasal bir ödev değil midir? O halde saygıdeğer yetkililer neden başörtüsünün çıkarılması ve çıplaklık olgusuyla mücadele etmiyorlar?!” sorusu gündeme geldiğinde, bazı yetkililer şöyle buyurmaktadır: Topyokun bir savaşın içinde olduğumuz koşullarda tesettürsüzlükle mücadele etmek maslahata uygun değildir! Ve ülkenin ana konusu ve meselesi olan düşmanla mücadeleyi gölgeleyebilir!

Bu yanıt, sorumluluktan kaçmak için değilse! Basit bir kavrayıştır veya Allah korusun, düşmanın planı ve tasarısıyla eşgüdümlü, şüpheli bir yaklaşımdır! Çünkü:

  • a- Hicabın korunması ve iffetin gözetilmesi, namaz ve oruç gibi şer’i bir vaciptir… Saygıdeğer yetkililer savaşın ortasında namazı terk ediyorlar mı?!
  • b- Bazı özel koşullarda vacip bir hükmün ikincil hükümle (hükm-i ikincil) kenara bırakılabileceği söylenebilir; buna cevaben ikincil hüküm çıkarmanın Veli-yi Fakih’in yetkisinde olduğunu belirtmek gerekir. Yüce Dini Lider, merhum İmam veya Şehit Liderimiz böyle bir hüküm çıkarmış mıdır?! Tüm kanıtlar sadece böyle bir talimatın bulunmadığını değil, aynı zamanda hicabın korunmasına ve bu şer’i ve yasal vacibe uyulmasına açıkça vurgu yapıldığını göstermektedir.
  • c- Hicap ve iffete uymak yasal bir ödevdir ve sormak gerekir: Savaşın ortasında kanunları çiğnemek serbest midir?! Ülkenin resmi yasalarını görmezden gelip norm ihlali yapanların eylemleri engellenmemeli midir?!
  • d- Yetkililerin bu ilahi ödeve karşı ilgisizliklerini haklı çıkarmak için savaş koşullarına sığınmaları da kabul edilebilir değildir. Çünkü yetkililerin, Şehit İmamımızın “şer’i ve yasal vacip” olarak nitelediği bu zorunlu ödeve karşı ilgisizliği savaş dönemiyle sınırlı değildir; aksine bu çirkin ve yıkıcı olguya yönelik ilgisizlik birkaç yıl önce başlamış ve bugünlere kadar ulaşmıştır. Şehit Liderimiz Nisan 2024’te (Ferverdin 1403) sistem yetkilileriyle yaptığı Ramazan buluşmasında hicap krizinin yapay ve dayatma olduğuna vurgu yaparak şöyle buyurmuştu: “Birileri oturup plan yaptı ve hicabın ülkemizde bir mesele haline gelmesi için program hazırladı. Oysa ülkede böyle bir mesele yoktu. İnsanlar farklı şekillerde yaşamlarını sürdürüyorlardı.” Hazretleri devamında hicap hükmünün şer’i ve yasal oluşunu ve buna uyulması gerektiğini vurgulamış, başörtüsünü kaldırmanın dış odağına ve bu noktanın kavranması gerektiğine işaret ederek şöyle buyurmuştu: “Bugün [düşmanlar] kadınların başörtüsünü kaldırması meselesi üzerine çalışıyorlar, ancak bu işin başlangıcıdır. Hedef bu değildir. Düşmanın hedefi ülkenin durumunu devrim öncesi duruma geri döndürmektir…” Dolayısıyla bazı yetkililerin bu ilahi görevi yerine getirmemesini haklı çıkarmak için savaşı bahane etmesi hiçbir delil değerine sahip değildir ve özür dileyerek belirtmek gerekir ki saygıdeğer yetkililer düşmanın tuzak döngüsüne düşmüşlerdir!

3- Ve fakat, bu arada özel bir önem taşıyan ve alışılageldiği üzere bu yazının başında yer alması gereken husus şudur: Saygıdeğer bazı yetkililerin hicap ve iffete uyma çabasını savaş koşullarında tali/ikincil bir eylem ve hareket olarak görmelerinin aksine (!), başörtüsünün çıkarılması ve bu yıkıcı olgunun körüklenmesi düşmanın önümüzdeki hibrit savaşta kullandığı kaldıraçlardan biridir. Başka bir deyişle ve değineceğimiz belgelere dayanarak, düşman İslam-i İran ile askeri karşı karşıya gelişten yenilgiyle çıkmış ve gücünün önemli bir kısmını ekonomik ve kültürel alanlardaki savaşa, özellikle de tesettürsüzlük olgusunun yaygınlaştırılmasına odaklanarak kaydırmış, halkın, özellikle de gençlerin iffet ve namusunu hedef almıştır. Bu nedenle, bu iffet söndürücü ve yıkıcı olguyla ciddi ve sorumlu bir şekilde mücadele etmek savaş koşullarıyla çelişmediği gibi, kutsal savunmanın ve bu şerefli diyarın insanlarının alçak düşmanlarıyla savaşın belirleyici bir parçasıdır.

4- Şimdi düşmanın üst düzey makamlarının kaleminden ve dilinden açıkça dökülen ve başörtüsünü çıkarmayı ülkemize karşı savaşta kader belirleyici bir kaldıraç olarak niteleyen yüzlerce benzer örnekten birkaçına göz atın:

  • Martin Indyk: “Artık öğrencileri sokaklara dökme zamanı değildir; aksine çarşafı kadınların başından çekip almak gerekir ve bu yolla İran İslam sistemini devirmek mümkündür.”
  • Michel Houellebecq (İslam karşıtı Fransız yazar): “İslamcılığa karşı savaş Müslümanları öldürmekle fayda sağlamaz, ancak onları yozlaştırarak zafere ulaşılabilir. Bu yüzden Müslümanların tepesine bomba yerine kısa etekler yağdırmalıyız.”
  • David Cue (Eski CIA görevlisi): “İslam Cumhuriyeti’ni devirmeye yönelik en önemli hareket, mevcut İran toplumunun kültürünü değiştirmektir ve biz bunu yapmaya kararlıyız.”
  • Binyamin Netanyahu (ABD Devlet Reformu Komitesi’ne sunduğu raporda): “Amerika, genç ve güzel insanları nü’luğun/çıplaklığın çeşitli durumlarında gösteren, cazip ve materyalist yaşamları olan ve kuralsız cinsel ilişkiler kuran diziler yayınlayarak İran hükümetine karşı bir devrim başlatabilir. Bu [diziler] gerçekten yıkıcıdır.”
  • Beyaz Saray danışmanlarından ve casuslarından biri: “Eğer biz bu başörtüsünü İranlı kadınlardan alabilirsek ve İranlı kadınları sokaklara çekebilirsek, nihayetinde İranlı kadınların artık çocuklarını eğitmeye fırsatları kalmayacaktır! O zaman İran’da İslam’dan ve Devrim’den eser kalmayacaktır!”
  • Count de Marenches (Fransa İstihbarat Teşkilatı Eski Başkanı), eski ABD Başkanı Reagan’a yaptığı açıklamada şöyle demiştir: “Bir düşünceyle tank ve uçakla savaşamazsınız. Her düşünceyle düşünce vasıtasıyla savaşmalısınız. Bu kez düşmanımız dindir…”

Ve bu türden onlarca diğer örnek ki hepsine değinmek ciltler dolusu yazı demektir!

Not: bu analiz kayhan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştiri

Bu Haberi Paylaş
1 Yorum