Financial Times’ın kıdemli analisti, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın, ilk hedefinin aksine Tahran’ın bölgesel konumunu güçlendirebileceğine ve onu Fars Körfezi’nin baskın gücü haline getirebileceğine inanıyor; bu gelişme, bölgedeki Arap ülkelerini İran ile anlaşmaya zorlayabilir.
Kıdemli uluslararası meseleler analisti Gideon Rachman, Cumhuriyetçilerin ara seçimlerdeki tarihi yenilgisinin ABD’yi küresel rolünü daha da derin bir şekilde küçültmeye sevk edebileceğine inanıyor. Bu gelişmenin sonucu, yalnızca ABD Başkanı Donald Trump’ın İran ile savaşı sürdürme yeteneğinin kısıtlanmasıyla sınırlı kalmayacaktır.
Rachman, Financial Times’taki yazısında, savaşa yönelik kamuoyu muhalefetinin ve bundan kaynaklanan ekonomik maliyetlerin artmasının, ABD’de amacı yurt dışındaki güvenlik taahhütlerinden çekilmek olan daha geniş bir eğilimi güçlendirdiğini yazdı. Böyle bir değişim, Batı Asya’daki güç dengesini yeniden şekillendirebilir, ABD’nin Avrupalı ve Asyalı müttefiklerinin endişelerini artırabilir ve Çin ile Rusya’ya yeni stratejik fırsatlar sunabilir.
İngiliz gazetesinin köşe yazarı, Trump’ın Başkan Yardımcısı JD Vance’in İran ile savaşı Cumhuriyetçilerin yenilgisinin nedeni olarak tanımlayan tutumuna işaret ederek, Vance’in muhalefetini açıkça dile getirmesinin Amerikan dış politikasının gelecekteki yönü üzerine bir tartışmanın başladığını gösterdiğini belirtti; bu tartışma, İran konusundaki görüş ayrılığının ötesine geçen bir nitelik taşımaktadır.
Rachman, ABD başkanlarının genellikle iç başarısızlıklarını ve yenilgilerini dışarıdaki başarılarla telafi etmeye çalışmalarına rağmen, mevcut yenilginin boyutlarının, ABD’nin uluslararası alandaki varlığını ve müdahalesini azaltma olasılığını, geniş çaplı askeri müdahaleler politikasına geri dönme olasılığından daha yüksek kıldığını vurguladı. Bu değerlendirme, eski NATO Genel Sekreteri Anders Fogh Rasmussen’in, bu gelişmelerin sonucunun daha izolasyonist bir ABD olabileceği yönündeki uyarısıyla örtüşmektedir.
Trump’ın Gerilimi Tırmandırmak İçin El Serbestliği Yok
İran konusunda Rachman, Cumhuriyetçilerin seçim yenilgisinin, askeri hazırlıklar ve İsrail’in baskıları devam etmesine rağmen, geniş çaplı bir savaşın yeniden başlama olasılığını düşürdüğünü öngörüyor.
Vance’in açık muhalefetinin, gerilimi tırmandırma yönündeki her yeni kararın ABD liderliği içinde bir çatlak yaratma riski taşımasına neden olduğuna inanıyor. Öte yandan, Trump’ın finans piyasalarına karşı hassasiyeti de askeri maceraperestliğin maliyetini artırmaktadır.
Bu nedenle yazar, Washington’ın Trump yönetiminin içerideki konumunu zayıflatan bir savaşı sürdürmek yerine, zararları azaltma ve itibarını korumak amacıyla mümkün olan en iyi anlaşmaya ulaşmak için müzakereye yönelmesi ihtimalini dile getiriyor.
Bu uluslararası meseleler uzmanı yazısının devamında, İran’ın bu siyasi rejimi devirme amacıyla başlatılan savaştan Basra Körfezi’nde fiili (de facto) baskın güç konumunda çıkabileceğini yazdı.
Yazıya göre İran, bu savaşta ABD ve İsrail saldırılarına karşı direnme, Hürmüz Boğazı üzerinden enerji akışı trafiğini tehdit etme, Amerikan üslerini ve bölge ülkelerinin altyapılarını hedef alma kapasitesini göstermiştir.
Böyle bir senaryoda, Fars Körfezi kıyısındaki ülkeler, Tahran ile geçmişe kıyasla İran’ın çıkarlarıyla daha uyumlu şartlar temelinde anlaşmak zorunda kalabilirler.
İsrail, ABD İçin Maliyetli Bir Etken
Rachman, bu gelişmeyi ABD’nin hesaplarında İsrail’in stratejik konumunun zayıflama olasılığı ile ilişkilendiriyor.
Ona göre, Vance’in karşı çıktığı savaş, Demokratların bu rejimin Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun politikalarına yönelik muhalefetinin arttığı bir dönemde, Cumhuriyetçilerin de ABD-İsrail ilişkisine muhalefetini artıran bir etkene dönüşmüştür.
Rachman, İsrail Başbakanı’nın bu ülkenin ABD’deki her iki ana parti ile ilişkilerinde maliyetli bir etkene dönüştüğünü ve bu ilişkilerin yeniden inşasının İsrail liderliğinin değişmesini ve aşırı sağ ile ittifaktan vazgeçilmesini gerektirebileceğini yazdı.
Dolayısıyla, Cumhuriyetçilerin yenilgisi, ABD’nin İsrail ile ittifakının niteliğine dair sadece askeri yardımlar üzerindeki geçici bir anlaşmazlığı değil, daha geniş çaplı bir gözden geçirmeyi başlatabilir.
Yazar, Demokratların güç kazanmasının ABD’nin “uluslararası sistemin güvenliğinin garantörü” olarak geleneksel rolüne dönmesiyle sonuçlanmasını beklemediğini belirtti.
ABD’nin dış taahhütlerini azaltma süreci her iki partinin de bazı kesimlerinde kök salmıştır ve Washington aynı zamanda artan kamu borcu ile İran savaşı sırasında savunma füzeleri ve mühimmat stoklarının azalması gibi giderek büyüyen finansal ve askeri kısıtlamalarla karşı karşıyadır.
Bu stokların bir kısmının yeniden doldurulmasının yıllar alacağına ve milyarlarca dolarlık maliyet gerektireceğine dikkat çekiyor. Bu durum, iç ekonomiye öncelik verme ve müttefikleri kendi güvenlikleri için daha fazla sorumluluk üstlenmeye zorlama yönündeki baskıları artırmaktadır.
Avrupa ve Ukrayna’nın Sıkıntıları
Ancak bu gelişmelerin Avrupa ve Ukrayna için sonuçları, seçim sonuçlarının gösterdiğinden daha karmaşık olabilir.
Vance’in yönetimdeki nüfuzunun artması, ABD’nin Ukrayna’ya yardımının devam etmesine karşı olan eğilimi güçlendirebilir ve Washington ile Avrupalı müttefikleri arasındaki mesafeyi artırabilir.
Rachman ayrıca Trump’ın Rusya ve Çin liderleri Vladimir Putin ve Şi Cinping ile önemli uluslararası meseleler üzerinde doğrudan mutabakatlara varma çabaları konusunda uyarıda bulunuyor; bu mutabakatlar, dünyayı büyük güçlerin etki alanlarına bölme mantığını yeniden canlandırabilir.
Yazdığına göre bu durum, tarihsel olarak 1945 Yalta Konferansı’ndaki büyük güçlerin anlaşmasıyla bağdaştırılan bir modele geri dönülmesine dair endişeler yaratmaktadır; bu modelde daha küçük ülkelerin çıkarları büyük güçlerin anlaşmasına kurban edilmektedir.
Buna karşılık Rachman, Trump’ın siyasi olarak zayıflamasının, Rusya ve Çin ile uzun vadeli stratejik anlaşmaları uygulama yeteneğini sınırlayabileceğine inanmaktadır.
Bu uluslararası meseleler uzmanı, Moskova ve Pekin liderlerinin, Trump’ın başkanlığının son iki yılını muhalif bir Kongre ve kutuplaşmış bir ülke şartlarında geçireceğini ve ABD siyasi ortamının da yavaş yavaş onun başkanlık sonrası dönemine hazırlanacağını bildiklerini yazdı.
Bununla birlikte, Trump’ın bu siyasi zayıflığı, Pekin ve Moskova için ABD’nin taahhütlerini azalttığı bölgelerde kendi nüfuzlarını genişletmek adına bir fırsata dönüşebilir.
