İran İslami Şûra Meclisi Başkanı Dr. Muhammed Bakır Galibaf’ın Çarşamba günü Bağdat’a gerçekleştirdiği ziyaret özel bir önem taşıyordu; bu nedenle ziyaretin sonuçlarını gölgelemek ve tali hususları öne çıkarmak isteyen çevreler harekete geçti. Buna rağmen ziyaretin İran, Irak hükümeti ve direniş güçleri açısından sağladığı kazanımların büyüklüğü son derece açıktır.
Görüşmelerde İran’ın öncelik verdiği iki temel başlık ekonomi ve güvenlik oldu. Kalibaf ile üst düzey Iraklı yetkililer arasındaki temaslar ve varılan mutabakatlar, bu hedeflerin hayata geçeceğine dair güçlü bir umut sunmaktadır. Ziyaretin odağında Irak hükümeti ile direniş grupları arasındaki görüş ayrılıklarını gidermek yer aldı. Bu doğrultuda, Haşdi Şabi komutanları eşliğinde Şehit Ebu Mehdi el-Mühendis’in kabrine yapılan ziyaret gibi sembolik temaslar geniş yankı buldu.
Irak direnişi, Baas rejiminin 25 yıl önceki çöküşünden bu yana kutsal Irak topraklarının savunulmasında ve seçim odaklı siyasi düzenin inşasında kritik bir rol oynadı. Bunun da ötesinde, Filistin ve Lübnan’ın Siyonist rejime ve onun hamisi ABD’ye karşı savunulmasındaki duruşu belirleyici olmuştur. Yayımlanan veriler, Ramazan Savaşı ve takip eden üç aylık süreçte Irak direnişinin en az 100 şehit verdiğini göstermektedir.
Irak direnişinin, ABD ve İngiltere’nin 9 yıllık askeri işgali döneminde ve terör örgütlerinin Irak topraklarının yaklaşık yüzde 60’ını ele geçirdiği 4 yıllık süreçte iki büyük sınavdan zaferle çıktığı göz ardı edilmektedir. Askeri imkânların yetersiz olduğu bir dönemde işgale ve teröre karşı sergilenen 13 yıllık bu direniş, Tugaylar ve Haşdi Şabi çatısı altında verilen bir halk mücadelesi örneğidir. Direnişin bu başarıları, beraberinde ciddi bir düşmanlık ve çekememezliği de getirmiştir. Son 25 yıllık Irak tarihi, direnişe yönelik yoğun baskılara sahne olmuş; ancak direniş tüm bu engellere rağmen fidan durumundan ulu bir ağaca dönüşmeyi başarmıştır.
Şehit liderin naaşının uğurlanması sırasında milyonlarca Iraklının katıldığı görkemli tören, Irak’taki direnişin toplumsal tabanını ve gücünü bir kez daha kanıtladı. Necef Havzası’ndan ulemanın, Irak hükümetinin üst düzey temsilcilerinin ve geniş halk kitlelerinin bu törende yer alması, ABD-İsrail ittifakı ile bölgesel ortaklarını tedirgin etti. Katledilen liderlerine milyonların tek bir sesle sahip çıkması, mütecaviz odaklara verilmiş net bir yanıt niteliğindeydi.
Düşman, Irak sahasında karşı karşıya olduğu tablonun ciddiyetini anlayınca halkı gözdağıyla baskı altına almaya; elindeki ekonomik, siyasi ve askeri imkânları kullanarak Irak’ı kontrol etmeye yöneldi. Nitekim Irak Başbakanı’nın törenden yaklaşık bir hafta sonra Washington’a gerçekleştirdiği ziyarette ABD yönetimi, her türlü ekonomik ve güvenlik anlaşmasını direnişin nüfuzunun sınırlandırılması şartına bağladı. Oysa Irak hükümeti, ABD askeri varlığının Eylül ayı sonuna kadar ülkeden tamamen çekilmesi konusunda ısrarcıydı ve ABD isteksiz de olsa bu takvimi kabul etmek zorunda kalmıştı.
Bu süreçte ABD, direniş birliklerinin silahsızlandırılması ve feshedilmesi gündemini öne sürdü; bölgesel unsurları ve baskı altındaki bazı siyasi aktörleri devreye soktu. ABD, Irak’ın kalkınmasını ve ekonomik anlaşmaları direnişin tasfiyesine bağlayarak bazı direniş grupları üzerinde baskı kurdu. Bu durum Şii Koordinasyon Çerçevesi içinde çözüm gerektiren birtakım görüş ayrılıklarına yol açtı ve taraflar meselenin çözümü için doğal olarak İran’ın diplomatik katkısına ihtiyaç duydu.
Mevcut tablo, hem direnişin gücünü koruyacak hem de hükümetin ekonomik alandaki tıkanıklıklarını açacak basiretli bir siyasete ihtiyaç duyuruyordu. Dr. Galibaf’ın Irak ziyareti ve iki ülke tarafından ortaklaşa geliştirilen inisiyatifler, bu yönde atılmış önemli bir adım oldu.
Ziyaret esnasında hükümet ile direniş arasındaki pürüzlerin giderilmesi ana gündem maddelerinden biriydi. Irak Başbakanı Muhammed Şiya el-Sudani’nin (metindeki Ali ez-Zeydi), yaklaşık iki yıldır parlamentoda bekleyen Haşdi Şabi Hizmet Kanunu’nun bir an önce çıkarılması gerektiğini vurgulaması bu diplomasinin bir sonucudur. Bu gecikmenin arkasında ABD baskısı olduğu göz önüne alındığında, Irak hükümetinin bu konudaki kararlı tutumu ciddi bir siyasi irade göstergesidir. Galibaf’ın Tahran’a dönmesinin ardından Irak hükümetinin Haşdi Şabi’ye olan tam desteğini yinelemesi, direniş açısından kritik bir kazanımdır.
Öte yandan, Haşdi Şabi yapısı dışında kalan direniş gruplarının durumu da yoğun tartışmalara konu olmaktadır. Irak’ta direniş ihtiyacının yabancı işgali ve terör tehdidinden doğduğu bilinmektedir. Bu iki tehdit büyük oranda geriletilmiş olsa da tamamen ortadan kalkmış değildir. Dolayısıyla resmi askeri yapının yanı sıra tüm direniş unsurlarının varlığını sürdürmesi stratejik bir gerekliliktir. Yıllar içinde direnişin hem resmi (yasal) hem de gayriresmi kanatlarının bulunması bazı belirsizliklere yol açmıştı. Bu belirsizliklerin giderilmesi gerekmektedir. Resmi direniş yapılarının ani tehditlere hızlı tepki verme konusundaki yasal sınırlamaları dikkate alındığında, bu yapının korunması gelecekteki krizlerin aşılması için de elzemdir.
Haşdi Şabi’nin otoritesini korurken bünyesi dışındaki grupların ve merkezi hükümetin konumunu dengede tutma arayışı, diplomatik bir esneklik gerektirmektedir. Irak’ta bu ayrışmaları nihai sonuca bağlayacak bağlayıcı bir mekanizmanın bulunmadığı koşullarda, İran’ın yapıcı rolü belirleyici olmaktadır.
Buradaki temel denge; direnişin yapısının ve silahının korunması, aynı zamanda bu gücün devlet gözetimi altında tutulmasıdır. Galibaf’ın ziyareti bu karmaşık denklemi çözmeye yönelik bir hamle olmuştur. Şii Koordinasyon Çerçevesi’nin yaklaşımı, bazı grupların kısmi entegrasyonu ve diğer tayfların ise karargâhlarını koruyarak yasal meşruiyet çerçevesinde varlıklarını sürdürmesidir. Bu formül, tugayların faaliyetlerini sürdürmesini sağlarken hem gruplar hem de hükümet üzerindeki dış baskıyı hafifletmektedir.
İran’daki bazı iç çevrelerin ikincil konulara odaklanarak ve Meclis Başkanı’nın direnişle doğrudan ilgisi olmayan bazı ifadelerini çarpıtarak bu ziyareti gölgelemeye çalışması isabetli değildir. Meseleye Irak sahasının gerçekleri açısından bakıldığında, direnişin meşruiyetinin, yapısının ve silahının korunması ziyaretin en önemli başarısıdır.
İran ve Irak, bölgesel stratejik iş birliğini derinleştirdikleri takdirde dış müdahalelere ve bölgedeki fitne odaklarına karşı belirleyici bir rol üstlenebilirler. İki ülke arasındaki güvenlik entegrasyonu, Siyonist rejimin bölgesel saldırganlığına karşı güçlü bir kalkan oluşturacaktır.
