Ayetullah Nuri Hemedani: İran’ın Savunması, Bölge Güvenliğinin Savunulmasıdır

Şiilerin taklit mercii, “İran’ın savunması; bölgenin ve düşmanın üzerlerinde hakimiyet kurmaya çalıştığı Müslüman milletlerin güvenliğinin savunulmasıdır” dedi.

Ayetullah Müderrisi Yezdi, bugün (Perşembe) sabah saatlerinde düzenlenen 40. Uluslararası İslami Vahdet Konferansı’nda Şiilerin taklit mercii Ayetullah Nuri Hemedani’nin bildirisini okudu.

Söz konusu bildirinin tam metni şu şekildedir:

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salât ve selam Efendimiz ve Peygamberimiz Ebu’l-Kasım Mustafa Muhammed’e, onun tayyib ve tahir Ehl-i Beyt’ine, özellikle yeryüzündeki Bakiyyetullah’a (Hz. Mehdi) ve onların düşmanlarının tamamına kıyamet gününe kadar lanet olsun.

“Allah’a ve Resulüne itaat edin, birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz (devletiniz) elden gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfâl/46)

Yüce Peygamberimizin (salât ve selam onun üzerine olsun) kutlu doğum yıldönümünün ve Vahdet Haftası’nın başlangıcında, tüm İslam ümmetini ve bu mübarek toplantıya katılan siz değerli azizleri tebrik ediyor; bu kıymetli meclisin düzenlenmesinde emeği geçen muhterem yetkililere samimiyetle teşekkür ve takdirlerimi sunuyorum.

Burada, İran İslam Cumhuriyeti’nin kurucusu Hazreti İmam Humeyni’yi (Allah’ın rahmeti üzerine olsun) anarak, cani ABD ile çocuk katili siyonist rejimin tecavüz ve saldırılarına karşı Müslüman İran’ın muktedir savunmasında şehit düşenlerin mukaddes ruhlarına selam ve salavat gönderiyorum. Özellikle İslam ümmetinin vahdet sancaktarı, azametli şehit lider Hazreti Ayetullah el-Uzma Hamaney’i (Allah’ın rızası üzerine olsun) rahmetle anıyor ve bu azizlerin derecelerinin ali olmasını Yüce Allah’tan niyaz ediyoruz.

Müslümanların vahdeti ve yakınlaşması (takrib) İslam tarihi boyunca bir zorunluluk olmuştur; fakat bugün İslam düşmanlarının tüm güçleriyle Müslümanları zayıflatmaya, nifak çıkarmaya ve İslam ülkelerine hakim olmaya çalıştıkları bir dönemde bu husus katbekat önem kazanmış, akli lüzumu ve şer’i vacipliği her zamankinden daha aşikar hale gelmiştir.

Kur’an-ı Kerim Müslümanları Allah’ın ipine (hablullah) sarılmaya davet etmiş; gevşemeye ve güçlerinin yok olmasına sebep olacak çekişme ve tefrikadan açıkça nehyetmiştir. Şüphesiz yakınlaşma ve vahdet, İslami mezheplerin mensuplarının kendi esas ve inançlarından vazgeçmeleri anlamına gelmez. İlmi ihtilaflar ilim ve araştırma ortamında kalmalı; çekişme, düşmanlık, tekfir ve Müslüman kanının dökülmesinin aracı haline getirilmemelidir.

İslam alimleri bu alanda çok ağır bir sorumluluk taşımaktadır; basiret ve farkındalıkla mezhebi ihtilafların İslam düşmanları tarafından Müslümanlar arasında fitne ve tefrika çıkarma malzemesi yapılmasına engel olmalıdırlar.

Bugün İslam düşmanları, yani ABD ve siyonist rejim, Müslümanların zayıflığından, bölünmüşlüğünden ve geride kalmasından başka bir şey istememektedir. Bu iki akımın birbirini etkilemeyen ve farklı hedefler peşinde koşan yapılar olduğunu düşünmek saflık olur. Geçtiğimiz yılların tecrübesi açıkça göstermiştir ki onların amacı, bölgeye hakim olmak ve İslam ülkelerinin güçlenmesini engellemektir.

Düşmanlıklarının yalnızca İran İslam Cumhuriyeti ile sınırlı olduğu düşüncesi son derece yüzeysel ve sığ bir düşüncedir. Bölge yöneticileri bilmelidir ki siyonist rejim, kendi ayakları üzerinde durmak, bağımsız yaşamak ve yabancıların egemenliği altına girmemek isteyen her güçlü İslam ülkesiyle sorun yaşayacaktır. Bugün İran İslam Cumhuriyeti onların hedefindedir; yarın ise bağımsızlık ve güç yolunda adım atan başka bir İslam ülkesi aynı düşmanlığın hedefi olabilir.

Bu doğrultuda, Müslümanların yakınlaşması ve İslam ülkeleri yöneticilerinin iş birliği herkes için bir zorunluluktur. Filan ülkenin iş birliği ve yakınlaşmaya diğerlerinden daha fazla ihtiyacı olduğu, diğerlerinin buna ihtiyacı olmadığı yönündeki düşünce İslam dünyasının gerçekleriyle bağdaşmamaktadır. Birlik, bütünlük ve iş birliği tüm Müslüman milletlerin ve devletlerin ihtiyacıdır.

İslam ülkelerinin izzeti ve güvenliği birbirinden ayrı değildir. Bir İslam ülkesinin, diğer İslam ülkelerinin zayıflığı, güvensizliği ve bölünmüşlüğü ortasında kalıcı güvenlik ve güç elde etmesi beklenemez. Ortak düşman Müslümanların ihtilafından istifade etmektedir; düşmanın göz koyduğu elleri İslam beldelerinden kesecek olan şey ise Müslüman milletlerin ve devletlerin uyanışı, basireti, birliği ve iş birliğidir.

İran İslam Cumhuriyeti, İslam Devrimi’nin zaferinden bu yana Müslümanların vahdetini, İslam’ın izzetini ve İslam ülkelerinin bağımsızlığını temel ilkelerinden biri olarak görmüş ve bu yolda büyük bedeller ödemiştir. İran’ın liderliği, yetkilileri, askeri güçleri ve halkı bu yakınlaşmanın zorunluluğunun bilincindedir ve buna sadıktır.

Ancak ne çare ki, büyük bir teessüfle, bazen Müslüman topraklarının bir kısmı İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik tehdit veya saldırılar için bir üs olarak değerlendirilmektedir. Aşikardır ki ülkenin bağımsızlığını, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü savunmak meşru bir hak ve kesin bir görevdir; ne zaman bir tecavüz gerçekleşse İran İslam Cumhuriyeti mütecavizi ve saldırganı püskürtmek zorunda kalacaktır. Bu savunma, hakikatte ve uzun vadede, ortak düşmanın üzerlerinde hakimiyet kurmaya çalıştığı bölgenin ve Müslüman milletlerin güvenliğinin de savunulmasıdır.

Şüphesiz İslam ümmeti bugün bu değerli vahdet öğretisine her zamankinden daha fazla muhtaçtır. İslam dünyasının mevcut şartları ve düşmanların Filistin, Lübnan, Suriye, Irak, İran ve Yemen’de ümmetin bünyesine yönelik tecavüz ve saldırıları ile acımasız düşmanın bölgemizdeki bazı ülkelerdeki meşum varlığı; Müslüman milletlerin ve devletlerin birliği korumaya, iç tefrika ve çekişmelerden kaçınmaya her zamankinden daha fazla dikkat etmesini zorunlu kılmaktadır.

Bu vesileyle, hatırlatma kabilinden birkaç hususu beyan etmek isterim:

  1. Vahdet, yakınlaşma, ihtilaf ve tefrikadan kaçınma; her zaman ve özellikle de mevcut şartlarda akli bir lüzum ve şer’i bir vaciptir. Müslümanların bir diğerinden ayrılmasına sebep olan her söz ve adım, hiç şüphesiz ümmetin düşmanlarının istekleri doğrultusundadır.
  2. Bu dönemde ümmetin en birincil düşmanı; İslam topraklarını ve Müslümanların mukaddes mekanlarını işgal eden, kadınları, çocukları ve masumları katleden, bölgemizdeki güvensizliğin ve savaşın ana kaynağı olan alçak ve işgalci siyonist rejim ile onun zalim destekçileridir. Bu rejimle her türlü ilişki ve varlığını sürdürmesine yapılacak her yardım kesinlikle ümmetin maslahatlarıyla çelişmektedir. Müslüman milletlerin tek yürek ve birleşmiş olarak bu ortak düşmanın karşısında durması; Filistin, Lübnan ve bu düşmanların saldırısına uğrayan diğer bölgelerdeki mazlum Müslümanlara yardım ve destek vermekten kaçınmaması gerekmektedir.
  3. Müslüman devletlerden beklenen; ortak birlik ve iş birliğine her zamankinden daha fazla önem vermeleri, kendi ülkelerinin güvenliğini sağlamak için ümmetin düşmanlarına dayanmaktan kaçınmalarıdır. Zira o düşmanlar kendi çıkarlarından ve işgalci rejimin çıkarlarından başka bir şey düşünmemektedirler. Dikkat edilmelidir ki bu düşmanların bölgemizdeki varlığının güvensizlik ve fesattan başka hiçbir etkisi yoktur.
  4. Bu süreçte İslam alimlerinin görevi son derece önemli ve ağırdır. Alimler halkı ve hükümetleri vahdete, basirete ve düşmanı tanımaya davet etmeli; gönülleri birleştirmede, ihtilaf ve tefrikayı önlemede öncü olmalıdırlar. İslam dünyasının ilim havzaları, üniversiteleri ve bilim merkezleri ilmi diyalogların ve Müslümanların maslahatlarının savunulduğu yerler olmalı; alim mazallah mezhebi ihtilafların genişlemesine ve Müslümanların saflarının zayıflamasına vesile olmamalıdır.

Burada, bu konferansa katılan siz muhterem katılımcılara muvaffakiyetler dilerken; görüşmelerinizde İslam dünyasının devletleri, halkları, ilmi ve dini merkezleri arasındaki iletişim ve iş birliğini güçlendirecek pratik yolları dikkate almanızı, düşmanların Müslümanları birbirinden ayırma ve tefrikeye düşürme plan ve komplolarını ümmete açıklamanızı istirham ediyorum.

Son olarak Yüce Allah’tan; İslam ümmetini layık olduğu izzete ulaştırmasını, Müslümanların sorunlarını ıslah etmesini, kalplerini birbirine yakınlaştırmasını ve düşmanların ellerini İslam topraklarından kesmesini niyaz ediyorum.

Vesselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh.

 

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın