Direniş Cephesinin Zaferi Kesindir, Çünkü…

Allah’ın adıyla

Direniş, kişisel plandan ülke planına kadar kendine yönelik her türlü saldırıya karşı direnç göstermek, sıkıntılara sabırla göğüs germek, savunmaya geçmek ve varlığını korumak için fedakarlık göstermek eylemidir.

Direniş Cephesi bileşenlerinin Filistin’den İran’a, Irak ve Lübnan’dan Yemen’e kadar verdikleri mücadele bu tanım dairesi içinde cereyan etmektedir.

Adını saydığımız -ve oluşma evresindeki- direniş halindeki kurtuluş hareketleri ve ülkelerinin geçmişleri incelendiğinde istisnasız olarak hepsinin saldırıya, işgale, ablukaya, yaptırıma ve katliama maruz kaldıkları görülecektir.

Filistin ve Lübnan’ın 80 yıldan beri Batı emperyalizminin himayesi ve desteğini arkasına alan gasıp İsrail tarafından uğradığı işgal, katliam ve soykırımın derinliğini bilmeyen yoktur.

İran’ın 47 yıldan beri iç karışıklıklardan dış askeri saldırı ve savaşlara, ekonomik teknolojik askeri yaptırım ve ablukalara maruz bırakıldığı gözler önündedir.

Irak’ın 2003 yılından beri önce ABD ve müttefikleri tarafından işgal edilmesi, işgalin sona erdiği tarihten hemen sonra ise tekfirci selefi terör çeteleri aracılığıyla iç savaşa sürüklenmesi unutulmuş değil. Bu ülkedeki işgal, dış müdahale ve tekfirci terör tehlikesi henüz sona ermiş değil.

Yemen’e gelince; çok gerilere gitmeden 2011 yılında Arap Baharı sürecinde işbaşındaki 30 yıllık diktatör Ali Abdullah Salih’in ülkeden kaçması ve Amerikan destekli Suudi rejimi tarafından sürece müdahalesiyle Ali Abdullah Salih’in yetkileri kısıtlanarak geri getirilmesi ve yardımcısı Mansur Hadi’nin işbaşına geçirilmesi, verilen vaatlerin yerine getirilmemesi sonucu halk desteğini arkasına alan Husiler liderliğindeki Ensarullah hareketinin 2014 yılında Başkent Sana’ya girerek yönetimi ele geçirmesi dünyanın gözleri önünde vuku bulmuştur.

Ancak atanmış cumhurbaşkanlığı devam ederken Mansur Hadi birkaç ay sonra efendilerinin çıkarlarını Yemen halkının menfaatlerine tercih ederek Başkent San’a’dan Aden şehrine kaçarak yetkilerini yasal olarak kaybetmiştir.

Ama ilginçtir ki Batı Sulta sisteminin kontrolündeki BM, Başkenti ve ülke yönetimini elinde bulunduran Sana hükümetini değil de Aden’de bile tutunamayarak Arabistan’a sığınan ve Riyad otellerine yerleşen firari Mansur Hadi’yi resmiyette tanımıştır. Ölüp dünyadan ayrılmasına rağmen hala bile ABD ve işbirlikçileri istediği için onun hükümeti uluslararası kuruluş ve diplomatik arenada Yemen’i temsil etmektedir!

Yemen’e karşı bu uluslararası komplo/darbe planı ardından Suudi Rejimi başkanlığında oluşturulan askeri koalisyon 2015 yılından 2023 yılına kadar San’a hükümetine yönelik hava kara ve denizden saldırılarını sürdürmüş ama ülke içindeki düşmanlıkları artırmak ve farklı bölgelere bölmekten başka bir başarı sağlayamamıştır.

Suudilerin başını çektiği, gerçekte ise ABD ve İsrail destekli askeri koalisyon ile Ensarullah hükümeti arasında 2023 yılında yapılan ateşkes anlaşmasına göre Suudi Rejimi Yemen’e yönelik hava ve deniz ablukasını kaldırması gerekirken bu taahhüdünü yerine getirmemiştir.

Yemen’in meşru ve halk destekli Ensarullah hükümetinin hava ve deniz ablukasını fiilen etkisiz hale getirme girişimleri Kızıldeniz kıyısındaki  limanlara, gemilere, havaalanlarına ve sivil uçaklara yönelik ABD, İsrail ve Suudi hava ve deniz saldırıları sonucu şimdiye kadar engellenmiştir.

Geçen Temmuz ayında Ensarullah heyetini taşıyan bir İran uçağının Sana ve Hudeyde havaalanlarına inişini engelleme saldırıları sonucu Ensarullah da ateşkes konusunda tavrını değiştirerek “Ablukaya karşı abluka” stratejisini açıklamış ve uygulamaya koymuştur. Son bir hafta içerisinde Yemen’de vuku bulan gelişmelerin Ensarullah hükümetinin bu yeni stratejisi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

Başkent San’a merkezli Ensarullah hükümeti bugün ülke nüfusunun %70’ini barındıran eyaletleri, stratejik bölgeleri ve son birkaç gün içinde ise Bab’ul Mendeb gibi önemli bir boğazın kontrolünü ele geçirmiştir.

Yeniden vurgulamak gerekir ki Direniş Cephesi bileşenleri İran’dan Yemen’e kadar hepsi savunma pozisyonundadır.

Direniş Cephesi bileşenlerinin hiçbiri başka ülkelere saldırmamıştır.

Kendilerine yönelik çok yönlü saldırı, abluka ve yaptırımlara karşı misliyle karşılık vererek kendini savunmaktadır.

Ama iki yüzyıldan beri böyle bir direnişle karşılaşmayan emperyalist güçler ile bölgedeki müttefikleri, işbirlikçileri ve kuklaları Direniş Cephesinin bu halk destekli, sabırlı, özgüvene, öz kaynağa dayalı mücadelesini hazmedemiyor, kabullenemiyor.

Direniş Cephesinin zaferleri artık önlenemez bir aşamaya ulaşmış bulunuyor.

Çünkü; direniş cephesi haklıdır, gücünü Hakk’tan ve halkullahtan almaktadır.

Çünkü; direnişleri kendi ülkelerinin bağımsızlığı, toprak bütünlüğü, haysiyet ve şereflerini korumaya yöneliktir.

Çünkü; bazı bölge ülkelerindeki rejimler gibi iktidarlarını korumak için uzlaşmacı, çıkarcı ve korkak değildir.

Ziya Türkyılmaz

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın