Pekin İçin ABD’nin İran’a Yönelik Askeri Saldırısını Sona Erdirecek Tarihi Fırsat

Enflasyonist baskıların, enerji piyasası şoklarının ve Orta Doğu’daki savaşın sonuçlarının dünya dev ekonomilerini etkisi altına aldığı bir ortamda; Çin Lideri’nin Washington ziyareti, krizin çözümü adına diplomatik bir kırılma noktasına dönüşebilir. Pekin, benzersiz ekonomik konumu ile Tahran ve Washington üzerindeki etkili kozları sayesinde kalıcı bir anlaşmanın tesisi için kilit bir rol oynamaktadır.

Nobel Ekonomi Ödülü sahibi ekonomist Simon Johnson (MIT Üniversitesi Profesörü) ve Berkeley Üniversitesi Profesörü Amir Kermani, Bloomberg için kaleme aldıkları analiz yazısında şu değerlendirmelerde bulundular: Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, 12 Eylül 2026 tarihinde Yeni Delhi’de düzenlenen BRICS Liderler Zirvesi’nde; Pekin ve diğer örgüt üyelerine İran ile yürütülen savaşı sona erdirmek amacıyla daha aktif bir rol üstlenme çağrısında bulundu.

Söz konusu çatışmanın tüm bölgeye ağır zararlar verdiğini, uluslararası toplumun ortak çıkarlarıyla bağdaşmadığını ve yerini “Kalıcı ve Kapsamlı Bir Ateşkese” ile yeni bir bölgesel güvenlik mimarisine bırakması gerektiğini vurgulayan Çin Devlet Başkanı; Çin’in, Orta Doğu’da barış ve istikrarın tesisi adına diğer BRICS üyeleriyle birlikte üzerine düşen rolü oynayacağını sözlerine ekledi.

Şi, bu zirveden on gün önce Kahire’de söz konusu mimari için dört temel ilke çizmişti: Güvenliğin bölge ölçeğinde yerelleştirilmesi, bağlantılı çatışmalar için kapsamlı çözümler, kalıcı istikrarın temeli olarak kalkınma ve daha güçlü bir uluslararası koordinasyon. Çin Lideri’nin analizindeki kilit nokta; Pekin’in uluslararası seyrüsefer hatlarını korumak amacıyla bölge hükümetleriyle iş birliği yaptığı bir dönemde, kalkınma hamlesinin bölgesel çıkar ortaklıklarını güçlendirebileceği tespitiydi.

Bloomberg yazarları, Pekin’in ABD ile İran arasında arabuluculuk yapmak üzere öne çıkması için şu üç güçlü nedene sahip olduğunu vurguladı:

  • Çin’in ekonomik büyüme modeli, küresel resesyon karşısında olağan dışı derecede hassastır;
  • Çin’in sınırsız bir petrol şokuna karşı bağışıklık sağlama kapasitesi sonsuz değildir;
  • Orta Doğu genelindeki hükümetler, Çin’i Hem Tahran hem de Washington üzerinde gerçek bir nüfuza sahip az sayıdaki dış güçten biri olarak görmektedir.

Ancak daha da önemli husus; Şi’nin bu haftaki Washington ziyaretinde ABD Başkanı Donald Trump’ı bu yaklaşıma ikna edebilmesi şartıyla, Çin’in her türlü anlaşmayı kalıcı kılmak adına benzersiz bir konumda bulunmasıdır.

Çin’in İç Talebindeki Hassasiyet ve Tükenen Petrol Tamponları

Pekin’in karşı karşıya olduğu zorlukları detaylandıran iki ekonomist, Çin ekonomisinin yapısının, savaşın küresel etkilerinin kendi ekonomisine sıçramasından endişe duyması için güçlü nedenler sunduğunu belirtti. Her ne kadar Çin’in ihracatı Ağustos ayında yıllık %25’lik bir büyüme kaydetmiş olsa da iç talep oldukça zayıftır; Temmuz ayında perakende satışlardaki büyüme yalnızca %0,6 düzeyinde kalmış, sabit sermaye ve konut yatırımları daralma eğilimini sürdürmüştür.

Diğer yandan, Çin’in en hızlı ihracat büyümesi artık geleneksel Batı pazarlarından kaynaklanmamaktadır; 2026 yılının ilk sekiz ayında ASEAN üyesi ülkelere ve Afrika’ya yapılan ihracat %25,8 artarken, bu oran Avrupa Birliği karşısında %15,3, ABD karşısında ise yalnızca %6,2 seviyesinde kalmıştır.

Gelişmekte olan pazarlar başta olmak üzere dış talebe ve özellikle de enerji şoklarına karşı son derece hassas olan pazarlara her zamankinden daha fazla bağımlı bir ekonomi, uzun süreli bir küresel resesyondan ağır zarar görecektir. Petrol konusu da Pekin’in müdahalesi için acil bir diğer nedeni oluşturmaktadır; Çin bu çatışmaya oldukça yüksek ham petrol stoklarıyla girmiş ve bu stoklar, Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin durduğu dönemde Pekin’in günlük ithalatını yaklaşık 5 milyon varil azaltmasına imkan tanımıştır. Böylece Ocak ve Şubat aylarındaki 12 milyon varillik ithalat, Haziran ayında 7,1 milyon varile kadar gerilemiştir.

Kpler Enstitüsü’nün tahminlerine göre, Çin’in kıyı depolarındaki stoklar aylarca süren aralıksız çekişe rağmen Ağustos ayı sonlarında dahi 1 milyar 170 milyon varil gibi rekor bir seviyeyi korumuştur. Bu hamle yalnızca Çin’i korumakla kalmamış, küresel petrol şokunu dizginleyen ana güce dönüşmüştür; nitekim Çin, küresel pazardaki talebini kısarak Hürmüz’ün kapanmasından kaynaklanan darbenin büyük kısmını emmiştir.

Ancak Çin’in tüketim ihtiyaçlarının artmasıyla bu denge tersine dönmüş ve Ağustos ayındaki ithalat günlük yaklaşık 8,9 milyon varile yükselmiştir. En net gösterge ise fiyatlardır: Çin’e teslim edilen varillerin fiziki değerini yansıtan Şanghay Uluslararası Enerji Borsası (INE) ham petrolü, ilkbahar ve yaz aylarında Brent petrole kıyasla büyük bir iskonto ile işlem görürken, Ağustos sonunda primli (daha yüksek fiyatlı) evreye geçmiş ve 11 Eylül’de Brent petrolün yaklaşık 16 dolar üzerinde satılmıştır; oysa Nisan ayı sonlarında 20 dolarlık bir iskonto ile sunulmaktaydı.

Şi’nin Washington ziyareti göz önüne alındığında, bu zamanlamanın net bir stratejik mesajı bulunmaktadır: Çin’in pazara zorunlu geri dönüşü, Çin’in arz şoklarını emme konusundaki yardımı olmadan Hürmüz’deki kesintisiz blokajın küresel ekonomi ve ABD için katbekat yıkıcı olacağını hatırlatmaktadır.

Orta Doğu Ülkelerinin Talebi ve Anlaşmanın Yapısal Düğümleri

Yazarlar, Washington’a olan ağır güvenlik bağımlılığı kendileri için bir zafiyet kaynağına dönüşen Orta Doğu ülkelerinin de Pekin’i daha büyük bir rol oynamaya ittiğini ekledi. Bölge hükümetleri, Pekin’in Tahran üzerindeki ekonomik kozlarını kullanmasını daha etkili bulmaktadır; bu eksen kaymasının izleri Abu Dabi Veliaht Prensi’nin Pekin ziyaretinde, Muhammed bin Selman’ın Çin Devlet Başkanı ile yaptığı telefon görüşmesinde ve Katar Başbakanı’nın Çin’e gerçekleştirdiği son ziyarette net bir şekilde görülmektedir.

Ancak Çin’in önemi basit bir arabuluculuğun çok ötesindedir; zira kalıcı her anlaşmanın iki temel sorunun üstesinden gelmesi gerekmektedir:

  • Birinci sorun “Zaman Tutarsızlığı”dır (Time Inconsistency); yani İran, maliyetli nükleer tavizler verdikten sonra yaptırımların geri gelmesinden endişe etmekte, ABD ise yaptırımların kaldırılmasının Tahran’ın bölgesel politikalarını sürdürme noktasındaki mali elini rahatlatmasından korkmaktadır.
  • İkinci sorun “Siyasi Borç Yükü”dür (Political Debt Overhang); yıllarca süren yaptırımlardan ve aylarca süren yıpratma savaşından sonra, her iki yönetim yapısı da ödenen ağır bedelleri meşrulaştıracak büyüklükte kazanımlara ihtiyaç duymaktadır.

Dolayısıyla, işlevsel bir anlaşma; doğrulanabilir nükleer denetimleri, bölgesel nüfuz kısıtlamasını, yaptırımların kalıcı olarak kaldırılmasını, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer özgürlüğünün güvenceye alınmasını ve büyük bir ekonomik kalkınma paketini gerektirmektedir. Çin, böylesi bir anlaşmayı işlevsel kılmak adına en iyi konumdaki aktördür: Petrol alımları ve ticaret hacmi ABD yaptırımlarının ekonomik etkilerini nötralize edebilir, Pekin’in İran petrolünün ana alıcısı olma konumu ona pazarlık gücü sunar ve Çinli şirketler, barışın somut yararlarını hissettirecek altyapı yatırımlarını hayata geçirmek için gerekli teknik ve mali kapasiteye sahiptir.

Somut Ekonomik Baskılar: Uzlaşı İçin Bir Pencere mi, Yoksa Hesap Hatası mı?

Bloomberg yazarları caydırıcı değişkenlerin analizinde, savaşın ekonomik maliyetlerini görmezden gelmenin her üç taraf için de imkansız hale geldiğini vurguladı. İran’da son veriler, ekonomik daralma ortamında Temmuz ayındaki yıllık enflasyon oranının %88 seviyesine tırmandığını göstermektedir.

ABD’de ise benzinin galon fiyatı 4,40 doların, motorin fiyatı ise 6 doların üzerine çıkmış; ABD Hazine bonolarının 10 yıllık tahvil getirisi %5’i aşarak 2007’den bu yana en yüksek seviyeyi kaydetmiştir. Bu krizler savaştan çıkış için güçlü bir motivasyon yaratmaktadır, ancak ekonomik baskı tek başına bir anlaşmaya varmayı kolaylaştırmamaktadır; geniş ve güvenilir bir ekonomik paket olmadan bu durum, yalnızca tarafların ödenen bedelleri meşrulaştırma yönündeki taleplerini artırmaktadır.

Diğer yandan Washington, artan baskıların Tahran’ı büyük tavizler vermeye zorlayacağını varsayabilir; Tahran ise Kongre ara seçimlerinin yaklaşmasının Washington’ın siyasi iradesini zayıflatacağını umabilir. Aynı zamanda Pekin de arabuluculuk riskini üstlenmek yerine beklemeyi tercih edebilir. Asıl tehlike, her üç tarafın da birbirlerinin maliyetlere dayanma kapasitesini ve gücünü hafife almasıdır.

Bu değişkenler, Şi Cinping’in Washington ziyaretini hayati bir diplomatik fırsata dönüştürmüştür. Pekin artık savaşın ekonomik zararlarını durdurmada doğrudan çıkarlara sahiptir, Orta Doğu başkentlerinden gelen giderek artan müdahale talepleriyle karşı karşıyadır ve kalıcı bir çözümün kilit unsurları üzerinde nadir görülen kozlara sahiptir. Şi; genel ilkeleri Kahire ve Yeni Delhi’de ortaya koymuştur, bir sonraki adım ise bu ilkeleri; nükleer programın sınırlandırılmasını, yaptırımların kalıcı olarak kaldırılmasını, seyrüsefer özgürlüğünü ve güvenilir bir yatırım paketini birbirine bağlayan somut bir plana dönüştürmektir. Bu plan, ABD Başkanı’nın da katılımı halinde muazzam kazanımları beraberinde getirebilir.

Not: bu analiz tahririeh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın