İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “ABD ve İsrail, Minab ve Lamerd’deki okulları misket bombalarıyla hedef alarak çocukları ve masum insanları şehit etti.”
Cumhurbaşkanı, “Gazze’de 80 binden fazla masum insanın acımasızca katledilmesi ve yüz binlerce kişinin yerinden edilmesi; gelişmiş teknolojilerin kullanılmasıyla yürütülen soykırımın ve tüm uluslararası hukuk ile ilkelerin açıkça ihlal edilmesinin somut bir örneğidir. Bu süreçte, küresel insan hakları iddiacıları bağımsız milletleri huzursuzluğun kaynağı olarak nitelendirirken, kendileri bölgedeki terörün, cinayetin ve güvenliksizliğin asıl azmettiricisi ve failidir” dedi.
Pezeşkiyan sözlerine şöyle devam etti: “İran İslam Cumhuriyeti, bağımsız yaşama mücadelesindeki meşru hakkını ve mütekebbirlere boyun eğmeyeceğini vurgulayarak, günümüz dünya denkleminde caydırıcı bir güce sahip olmamanın milletlerin haklarının çiğnenmesine yol açtığını kanıtlamıştır. Bu nedenle, her alanda otoriteye ve savunma kapasitesine ulaşmak, ülkenin varlığını korumak ve mütecavizlere karşı durmak için kesin bir ön koşuldur.”
Cumhurbaşkanı, “Güç odaklı dünya, 200 yıllık barışçıl geçmişe sahip İran’ı terörizmle suçlarken, yıkımın asıl kaynağı kendisidir. İran’ın stratejisi; ülkeyi korumak ve ulusal kalkınmayı sağlamak adına savunma gücüne ulaşmaktır; bu güç, tecavüz için değil, istikrarı sağlamak için kullanılmaktadır. Son 7 ay boyunca halkın sahnedeki bilinçli varlığı, ABD ve Siyonist rejimin grupları silahlandırma ve iç güvensizlik yaratma komplosunu boşa çıkarmıştır” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı, “İran’ın stratejik doktrini üç ilkeye dayanmaktadır: Beka için güç, tahakküm kurmadan sorumluluk üstlenme ve ülke güvenliğini komşuların istikrarına bağlama” dedi.
Pezeşkiyan şunları kaydetti: “İran’ın savunma gücü yalnızca her türlü tecavüze karşı caydırıcılık içindir ve ülke kendisini savunmak için hiçbir güçten izin almaz. Nükleer teknoloji de Tıp, tarım, sanayi ve sürdürülebilir enerji alanlarında gelişmek için İran milletinin müktesep hakkıdır. İran’ın açık tutumu ‘Nükleer silaha HAYIR, nükleer bilgiden mahrum bırakılmaya HAYIR’ şeklindedir.”
Cumhurbaşkanı, “Bu mesele savaş meydanında değil, milletin haklarını ve bu programın barışçıl niteliğini garanti altına alacak karşılıklı bir anlaşmayla çözülür. İran, bölge güvenliğini komşuların katılımına ve güçlü komşulara sahip olunmasına bağlamaktadır. Hürmüz Boğazı’nın tarihi muhafızı olan İran’ın acımasız yaptırımlara maruz kalması, ancak başkalarının bu su yolunu silah sevkiyatı ve bölgede kriz çıkarmak için kullanması kabul edilemez” dedi.
Cumhurbaşkanı şunları vurguladı: “Hasmane filoların kalıcı olarak konuşlandırılması ve çatışmaların yayılması güvenlik getirmek şöyle dursun, seyrüsefer güvenliğini de tehlikeye atmaktadır; zira deniz taşımacılığı güvenliği, kıyı ülkelerinin güvenliğinden ayrı düşünülemez. Bölgesel sorunların çözümü, uzak güçlerin müdahalesi olmadan komşu ülkelerin iş birliğini gerektirir ve ‘stratejik bağımsızlık’, hiçbir ülkenin dış güçlerle olan ilişkilerinin komşularına karşı bir tecavüz aracına dönüşmesine izin vermemesini icap ettirir.”
Pezeşkiyan şunları ekledi: “İran hiçbir zaman hiçbir savaşın başlatıcısı olmamış, diplomasiye ve müzakere masasına olan bağlılığını her zaman göstermiştir; bununla birlikte milletimizin geçmişteki tecavüzlere karşı duruşu kanıtlamıştır ki, İran İslam Cumhuriyeti barış için diyalogdan kaçmaz, ancak ülkenin varlığını savunmak için canı pahasına direnir. Küresel alanda güvenin yeniden inşası, çifte standartların bir kenara bırakılmasını gerektirir. Siyonist rejim NPT üyesi olmadan ve uluslararası müfettişleri kabul etmeden nükleer silahlarla donatılmakta ve ücretsiz silah teslimatlarıyla sivilleri katletmektedir.”
Cumhurbaşkanı, “İran ise müzakere yürüttüğü sırada saldırıların hedefi olmakta; hastaların ve masum insanların geçimini hedef alan acımasız yaptırımlarla karşı karşıya kalmaktadır” dedi.
Cumhurbaşkanı şöyle devam etti: “Uluslararası hukukun seçici bir şekilde uygulanması ve ‘zorbalık siyasetinin’ diplomasiye tercih edilmesi, dünyayı tehlikeli bir yöne sürüklemekte ve ülkeleri yalnızca kendi savunma kapasitelerine dayanmaya mecbur bırakmaktadır. İran İslam Cumhuriyeti zayıflıktan değil, kendi yerli gücüne dayanarak uluslararası toplumu adil ve kapsayıcı bir barışa davet etmektedir.”
Pezeşkiyan, “Kolektif güvenlik doktrinine göre bölgedeki istikrar birbirinden ayrılamaz; tüm ülkeler ya güvenliği ortaklaşa inşa edecek ya da güvensizliği birlikte sineye çekecektir. Kalıcı bir küresel düzenin oluşması ancak milletlerin eşitliği, insan onuruna saygı duyulması ve tek taraflılığın reddedilmesi temelinde mümkündür” ifadelerini kullandı.
Cumhurbaşkanı ayrıca şunları dile getirdi: “Trump’ın İran İslam Cumhuriyeti’ne yönelik son hamle ve tehditleri, Birleşmiş Milletler Şartı’na açıkça aykırıdır ve uluslararası alandaki zorbalık huyunun ile güç mantığının bariz bir göstergesidir. Bu tür düşmanca davranışlar İran milletini geri adım atmaya zorlamayacağı gibi, ulusal kenetlenmenin artmasına, iç otoritenin güçlenmesine ve halkın mütecavizlerin aşırı taleplerine karşı direnme kapasitesinin yükselmesine yol açacaktır.”
Pezeşkiyan, “İran, her türlü tecavüze pişman edici bir yanıt verileceği konusunda düşmanları açıkça uyarırken; karşılıklı saygı temelinde diplomasiye ve mantıklı diyaloga her zaman hazır olduğunu, ancak baskı ile taleplerin tehdit ve güç diliyle dayatılmasını hiçbir koşulda kabul etmeyeceğini vurgulamaktadır” diyerek sözlerini tamamladı.
