Foreign Affairs: İran’la Çıkmaz Sürdürülebilir Değil

ABD merkezli Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analiz, İran’a karşı yedi aydır sürdürülen askerî saldırıların, yaptırımların ve deniz ablukasının Tahran’ı tavize zorlayamadığını ortaya koydu. Yazarlara göre Hürmüz’ü aşmak için kullanılan enerji güzergâhlarının da hedef haline gelmesi, savaşı küresel ekonomi açısından taşınamaz bir noktaya sürüklüyor.

ABD Dış İlişkiler Konseyi Onursal Başkanı Richard Haass ile New York Üniversitesi’nden enerji uzmanı Carolyn Kissane, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan “İran’la çıkmaz sürdürülebilir değil” başlıklı analizlerinde Washington’ın savaş stratejisini sorguladı. İki yazar, ABD’nin yaklaşık yedi aydır düzenlediği saldırıların ve uyguladığı ekonomik baskının İran’ı teslim olmaya ya da geri adım atmaya zorlamadığını belirtti. Buna karşılık savaşın enerji piyasalarına ve ABD’nin askerî kapasitesine yüklediği maliyet giderek artıyor.

Hürmüz Boğazı’ndaki trafiğin büyük ölçüde durmasına rağmen petrol fiyatları nisandaki sert yükselişin ardından bir süre gerilemişti. Haass ve Kissane’e göre bu durum, piyasanın uzun süreli bir savaşa dayanabileceği anlamına gelmiyordu. Ülkeler stratejik stoklarını kullandı, tüketimi kıstı, Körfez dışındaki üretimi artırdı ve petrolü alternatif güzergâhlardan taşımaya başladı. Şimdi bu seçeneklerin bir kısmı sınırına dayanırken alternatif güzergâhlar da saldırı altında.

Hürmüz’deki kayıp nasıl karşılandı?

Savaş öncesinde Hürmüz Boğazı’ndan günde yaklaşık 20 milyon varil ham petrol ve petrol ürünü geçiyordu. Küresel sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yaklaşık beşte biri de aynı boğaza bağlıydı. Analize göre ağustos ayında bölgenin enerji ihracatı savaş öncesi düzeyinin yaklaşık yarısına indi. Normal koşullarda günde 130 ila 150 ticari geminin kullandığı boğazdan bazı günler 10’dan az gemi geçti.

Bu kesintinin küresel ekonomiyi hemen krize sürüklememesini sağlayan etkenlerden biri acil stoklardı. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 32 üyesi mart ayında toplam 400 milyon varillik rezervin piyasaya sürülmesine onay verdi. ABD, Arjantin, Brezilya, Kanada ve Guyana’nın günlük üretimindeki yaklaşık 1,4 milyon varillik artış da arz açığının bir bölümünü karşıladı.

Körfez ülkeleri ise Hürmüz’ün dışına çıkan boru hatlarına yöneldi. Birleşik Arap Emirlikleri petrolünü Füceyre’ye taşırken Suudi Arabistan, doğudaki petrol sahalarını Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu Limanı’na bağlayan Doğu-Batı hattını kullandı. Günde 4 ila 5 milyon varil taşıyan bu hat, savaş boyunca Suudi petrolünün dünya pazarına ulaşmasında belirleyici rol oynadı.

Kaçış yolu da vuruldu

Foreign Affairs analizine göre Irak’taki İran bağlantılı bir grubun insansız hava aracı saldırısı, Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı boru hattını geçici olarak devre dışı bıraktı. Onarımın ne kadar süreceği belirsizliğini koruyor. Hattın yeniden çalışmaya başlaması da saldırı tehdidini ortadan kaldırmayacak.,

Suudi petrolünün Kızıldeniz üzerinden taşınması, tankerlerin Babülmendep Boğazı’ndan güvenle geçmesine bağlı. Yazarlara göre Ensarullah eylül ortası itibarıyla Yemen’in batı kıyılarında, Muha Limanı ve boğaz çevresindeki adalar dahil olmak üzere konumlarını güçlendirdi. Temmuz ayında Suudi gemilerine karşı ilan ettikleri ablukayı uygulama kapasiteleri de arttı. Böylece enerji piyasasının karşısına bağlantılı iki sorun çıktı: Hürmüz’deki tıkanıklık Körfez petrolünü alternatif boru hatlarına yöneltiyor; bu hatlar ve Kızıldeniz çıkışı da saldırı tehdidi altında kalıyor. Haass ve Kissane, petrol fiyatının ağustosta 70 doların ortalarındayken eylülde 110 dolara yükseldiğini belirtti. Daha ağır altyapı kayıpları yaşanması halinde varil fiyatının 150, hatta 200 dolara çıkabileceği uyarısında bulundular.

Baskı İran’ı geri adım attırmadı

Savaşın ABD açısından maliyeti yalnızca enerji fiyatlarından ibaret değil. Haass ve Kissane, çatışmanın Amerikan ordusunun kaynaklarını tükettiğini, mühimmat stokları üzerinde baskı yarattığını ve Washington’ın bölgedeki ortaklarını koruma kapasitesini tartışmaya açtığını yazdı. Enerji tesislerini, boru hatlarını ve tankerleri sürekli saldırı tehdidi altında korumak ise giderek daha güç hale geliyor.

Yazarlar, bugüne kadar daha büyük bir yıkımı önleyen unsurun tarafların enerji altyapısına yönelik saldırılarda kısmen kendilerini sınırlaması olduğunu belirtiyor. Bölgede çok sayıda tesis vurulmasına rağmen en büyük petrol sahaları, işleme merkezleri ve ihracat terminalleri uzun süreli saldırılarla bütünüyle devre dışı bırakılmadı. Karşılıklı misilleme ihtimali bu tutumda etkili oldu. Suudi boru hattının hedef alınması ve Babülmendep’te artan tehdit, söz konusu dengenin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor.

Washington’a müzakere çağrısı

Haass ve Kissane’e göre çıkış yolu, ABD ile İran’ın yeniden müzakere masasına dönmesi. Önerdikleri anlaşma yalnızca çatışmaları durdurmayı değil, enerji altyapısına yönelik saldırıları sona erdirmeyi ve deniz yollarının açık kalmasını güvence altına almayı da kapsamalı. İran’a sağlanacak yaptırım hafifletmesi, dondurulmuş varlıkların bir bölümünün serbest bırakılması ve yeniden inşa yardımı ise anlaşmaya uyum koşuluna bağlanmalı.

ABD ile İran arasında varılacak bir anlaşma, Suudi Arabistan’ın Ensarullahla çatışmasını kendiliğinden çözmeyebilir. Analize göre Riyad’ın boru hatlarını ve Kızıldeniz taşımacılığını güvence altına almak için Ensarullahla ayrı bir ateşkes müzakere etmesi gerekebilir. Bu görüşmelerin Yemen’deki siyasi düzeni ve ekonomik paylaşımı da kapsaması öngörülüyor.

cgtnturk

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın