İran’ın Coğrafyası ve Direnişi ABD Savaş Makinesini Felç Etti

Betul

Amerikan medyasında, Trump’ın İran’a karşı başlattığı akılsızca savaşın ağır sonuçlarına dair rapor ve makaleler yayımlanmaya devam ediyor. ABD basını, İran’ın coğrafi avantajı ile sergilediği direncin Amerikan savaş makinesini adeta felç ettiğini, savaştan kaynaklanan ağır ekonomik kriz sebebiyle Amerikalıların yarısının temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz hale geldiğini yazdı.

Trump’ın İran’a karşı başlattığı basiretsiz savaş ve Washington’ın bu süreçteki yenilgisi; Amerikan ve Batı medyasının önde gelen yayın organlarında birincil gündem maddesi olmayı sürdürüyor. Medyada her gün, ABD hegemonyasının çöküşünden bölgedeki Amerikan üslerinin imha edilmesine ve enerji fiyatlarındaki fahiş artışlara kadar bu savaşın yıkıcı etkileri işleniyor. ABD medyasında yer alan verilere göre, Washington’ın son sekiz ayda İran’a dayattığı savaş Amerikan hane halkı başına yaklaşık 2.000 dolara mal oldu ve ABD ekonomisine toplamda 265 milyar dolar doğrudan zarar verdi. Bu rakamlar, Washington’ın bölgedeki askeri maceracılığının güvenlik getirmek bir yana, Amerikan halkına faturayı son derece ağır ödettiğini açıkça gösteriyor.

New York Times’ın aktardığına göre, ABD’nin İran’a karşı yürüttüğü savaşın tetiklediği enerji maliyetlerindeki artış ülke genelinde fiyatların fırlamasına yol açtı. Ancak maaşlar sabit kaldığı için Amerikalıların neredeyse yarısı en temel yaşam ihtiyaçlarını dahi karşılayamaz duruma geldi. New York Times, geçtiğimiz haftanın ekonomik verilerinin son derece karamsar ve vahim olduğunu bildirdi. Hava koşullarına ilişkin haberler de iç açıcı değildi; ABD genelinde 1936’daki toza dumana katılan tarihsel kuraklıktan bu yana kayıtlara geçen en sıcak yaz yaşandı. Son birkaç ayda Amerikalılar serinleyebilmek ve bazı bölgelerde hayatta kalabilmek için klimalara yüklendi. Federal verilere göre şu anda her altı Amerikan hanesinden biri elektrik ve su faturalarını ödeyemeyecek acziyet içinde. Amerikan medyası, Donald Trump’ın İran’a karşı başlattığı savaşla kendi halkına yaşattığı çileye değinirken; hükümet verilerinin milyonlarca Amerikalının aylardır bizzat tecrübe ettiği acı gerçeği ifşa ettiğini vurguluyor.

Amerikan Savaş Makinesi Tıkandı

ABD Deniz Kuvvetleri’nden emekli Oramiral ve Özel Operasyonlar Komutanlığı (SOCOM) eski Komutanı William H. McRaven, Foreign Affairs dergisinde yayımlanan “Amerikan Gücünün Sınırları” başlıklı makalesinde, İran’la savaşın Washington’ın askeri güce aşırı güvenmesinden kaynaklanan stratejik bir hatasının somut bir örneği olduğunu savundu. McRaven, Amerikan savaş makinesinin İran’ın direnci ve coğrafi üstünlüğü karşısında fiilen karaya oturduğunu belirtti. Makalede, Donald Trump’ın net bir hedefi olmadan savaşa girdiği, hedeflerini defalarca değiştirdiği; coğrafi kısıtlamaları, İran’ın direnme iradesini ve askeri saldırılar yoluyla siyasi zafer elde etmenin imkansızlığını tamamen göz ardı ettiği ifade edildi.

Tasnim’in aktardığına göre McRaven Foreign Affairs’te, 28 Şubat’ta başlayan İran savaşının, Amerikalı politika yapıcıların ülkenin askeri kapasitesini yanlış değerlendirme konusunda tekrarladığı vahim hatalardan biri olduğunu yazıyor. Trump hükümeti net bir gerekçe sunmadan savaşa girdi; rejim değişikliği talebinden İran’ın nükleer programını durdurmaya, oradan da savaş başlamadan önce zaten kapalı olmayan Hürmüz Boğazı’nı açmaya kadar hedeflerini sürekli değiştirdi. Amiral McRaven, bu yaklaşımın sonuçlarının hem ABD çıkarları hem de Orta Doğu için yıkıcı olduğunu değerlendiriyor.

McRaven’a göre ABD hükümeti başlangıçta İran’daki rejim değişikliğini savaşın ana hedeflerinden biri olarak ilan etti, ancak Trump daha sonra temelde bir rejim değişikliği peşinde olmadığını söyledi. Washington saldırıyı ayrıca İran’ın nükleer silaha ulaşmasını engelleme niyetliyle meşrulaştırmaya çalıştı, fakat Trump ilerleyen süreçte bu kaygının önemini de önemsizleştirdi. İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatmasının ardından bu hattı açmak ABD’nin askeri ve diplomatik stratejisinin merkezine oturdu; buna rağmen Trump aynı zamanda bölge petrolüne ihtiyaç duymadıkları gerekçesiyle Boğaz’ın kapalı olmasının ABD için pek bir önem taşımadığını iddia etti. McRaven, ABD hükümetinin hedeflerinin neredeyse her gün değiştiğini ve bu durumun net bir sonuca ulaşmayı imkansız kıldığını vurguluyor.

On yıllara dayanan askeri tecrübesine dayanan McRaven, Amerikalı askeri planlamacıların hava gücünün tek başına Washington’ın İran’daki siyasi hedeflerini gerçekleştirmeye yetmeyeceğini en başından bilmesi gerektiğini ifade ediyor. Ona göre, eğer ABD’nin amacı rejim değişikliği olsaydı, bu hedef ancak ülkeye kara birliklerinin sevk edilmesiyle mümkün olabilirdi; bu da muazzam maliyetler ve riskler getirecekti. ABD hükümeti böyle bir sorumluluğu göze alamadıysa, zafer ihtimalini en başından ciddi bir şüpheyle değerlendirmeliydi. Eski Özel Operasyonlar Komutanı, askeri teknolojiler uzaktan vurma imkanı sağlasa dahi coğrafyanın savaşta belirleyici ana etken olmaya devam ettiğini vurguluyor. Yaklaşık kırk yıllık askeri hizmeti boyunca üst düzey komutanlarla İran hakkında ne zaman konuşsa Hürmüz Boğazı’nın daima ana gündem maddesi olduğunu belirten McRaven; bu geçidin İran için stratejik bir kaldıraç ve dış saldırılara karşı devasa bir engel teşkil ettiğini kaydediyor. Amiral ayrıca İran’ın savunma pozisyonunda olduğuna ve yenilgiyi önlemek için saldırgan güç gibi düşman topraklarını ele geçirmesine gerek bulunmadığına; aksine mevcut mevzilerini koruyarak saldırılara direnmesinin yeterli olduğuna dikkat çekiyor.

McRaven, ABD hükümetinin en başından itibaren İran’ın şiddetli direniş sergileme ihtimalini hesaba katması gerektiğini vurguluyor. İran’ın 1980-1988 yılları arasındaki 8 yıllık İran-Irak Savaşı tecrübesine atıfta bulunarak, ülkenin uzun ve ağır bedeller ödenen bir savaş tecrübesinden geçtiğini hatırlatıyor. İranlı liderlerin mevcut savaşı bir varoluş mücadelesi olarak gördüklerini ve bu durumun onların direnme iradesini pekiştirdiğini belirten McRaven; işgalci güçlerin tekrarladığı en büyük hatanın karşı tarafın savaşma iradesini hafife almak olduğu konusunda uyarıda bulunuyor. McRaven, İran savaşını Vietnam, Afganistan ve Irak’ta da görülen tarihsel bir kalıbın parçası olarak değerlendiriyor: Silah üstünlüğünün, asker takviyesinin, bombalamaların ve askeri harcamaların tek başına siyasi ve stratejik sorunları çözeceğine inanma yanılgısı.

“Dünya Değişti”

Foreign Policy dergisi de ABD ve Siyonist rejimin saldırganlığına rağmen İran’ın güç ve kapasitesini artırdığını itiraf ederek, İran’a karşı yürütülen savaşın dünyayı değiştirdiğini yazdı.

Mehr Haber Ajansı’nın aktardığına göre Foreign Policy, İran’a karşı yürütülen savaşın Tahran’ı zayıflatmak yerine aksine güçlendirdiğini kaydetti; zira bu süreç Tahran’a Hürmüz Boğazı kaldıracını kullanmanın ve bölgedeki ABD müttefiklerini hedef almanın tüm taraflara ağır ekonomik ve psikolojik maliyetler yükleyebileceğini öğretti. Habere göre, savaşın İran’a karşı sözde bir caydırıcılık sağlanamadan sona ermesi; uğradı askeri darbelere rağmen Tahran’ın bölgesel ve uluslararası gücünü pekiştirebilir.

Foreign Policy, İran’a karşı açılan savaşın jeopolitik kuralların yeniden tanımlanmasında tarihsel bir dönüm noktası teşkil edebileceğini vurguluyor. Bu savaşın sonuçları cephe hatlarını aşarak bölgedeki ve dünyadaki güç dengelerinin yeniden çizilmesine; bu kapsamda Çin’in askeri nüfuzunu genişletme ihtimalinin yanı sıra İran’ın düşmanlarını tehdit etme kapasitesinin artmasına yol açmaktadır.

Rapora göre, birkaç başarılı füze saldırısı dahi Fars Körfezi’ndeki Arap ülkelerinin enerji, ticaret, yatırım ve turizm sektörlerini doğrudan tehdit etmeye yetmektedir; nitekim bu ülkeler bugüne kadar “güvenli liman” olarak tanımlanıyordu. Söz konusu ülkeler, ABD ve Siyonist rejimin kendilerini korumadaki yetersizliğini gördükten sonra Türkiye’den İHA alımına yönelmiş, bazıları ise Çin ve Ukrayna’ya yanaşmaya başlamıştır.

Not: bu analiz kahyan.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın