önemli inanç ilkelerinen biridir ve dinin olmazsa olmazıdır. Bu inancın Kur’an
gibi son ilahi kitapta yer almadığı düşünülemez. Biz de bu nedenle delillerden
biri olan Nisa 59. Ayetin tefsiri ve bu ayetten çıkan zorunlu inançları iki
bölüm halinde hizmetlerinize sunuyoruz efendim.
Kur’an’da Masumiyetin, İmamların yer
almadığı iddia edilir. Oysa Kur’an akletmez misiniz şeklindeki soru esas alınıp
incelendiğinde Masumiyetin zorunlu olarak çıktığı ayetler vardır. Örneğin
bunlardan biri Nisa Suresi 59. Ayettir.
Masumiyet inancı, yani hata yapmaksızın her şeyiyle Allah’ın istediği
şekilde yaşam ve konuşması olan, Allah görevlilerinin bulunduğuna inanmaktır. Dünyada
tüm zamanlar için bir masum İmamın ya da Peygamberin bulunması şarttır. Aynı zamanda
bütün insanların, masumiyetin mümkün olduğunu, kendi zamanında kimin masum ve
Allah’ın görevlisi olduğunu bilmesi gerekir.
“Ben dünyada yaşadığım sürece güçlü bir varlığa itaat edeceğim,”
“Bu güçlü varlık benden nasıl bir insan olmamı, nasıl bir kul olmamı
istiyor?”
“Benim, insanlardan itaat edeceğim kimseler var mı? “
“Allah yönetici olarak bir görevli atamış, dünyaya göndermiş mi?”
İşte bu ayeti kerime tam da bu konularla ilgili.
Bismillahirrahmanirrahim
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا
اَط۪يعُوا اللّٰهَ
وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ
وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ
فَاِنْ تَنَازَعْتُمْ ف۪ي شَيْءٍ فَرُدُّوهُ اِلَى اللّٰهِ وَالرَّسُولِ
اِنْ كُنْتُمْ تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِ وَالْيَوْمِ الْاٰخِرِۜ ذٰلِكَ خَيْرٌ وَاَحْسَنُ تَأْو۪يلًا۟
Ya Eyyuhellezine âmenû, etîullaha ve etîur rasule ve ulul emri minkum…
Ayeti kerimede Allaha itaat edin Rasule itaat edin ve sizden olan emir
sahiplerine itaat edin, şayet bir konuda ayrılığa düşerseniz onu Allaha ve Rasülüne
götürün… buyurulmaktadır.
Allah’a itaat edin!
Düşünelim:
“Allahu Teala’ya itaatte sınır var mı?” “Allahu Teala yanlış bir şey
emreder mi?”
Tövbe haşa Allah asla kötü ile yanlışı emretmez! Dolayısıyla onun her
emrine itaat şarttır. Yerin göğün sırrını, insanları en ince ayrıntısına kadar bilen
Allah’tır. Onun ilmi sonsuzdur. Bu yüzden Allah her konuda emirlerine itaat
etmemizi emrediyor. Yani istisnası yok. Allah falanca konuda yanlış şeyi
emredebilir, aklım şunu daha doğru görüyor, deyip; bu konuda Allah’ın dediğini
yerine getirmeyeyim, diyemezsiniz, derseniz böyle bir inanç kişiyi kafir yapar!
Allah’a sınırsız, her konuda itaat gerektiğine iman gerek.
Şimdi aynı şekilde Allahu Teala aynı kelimelerle ve etîur rasule, yani Resule
de aynı şekilde sınırsız itaat edin! diyor. Bazıları şöyle diyorlar: Mesela
Mustafa İslamoğlu, Aile reisi olarak Muhammed, komutan olarak Muhammed ve peygamber
olarak Muhammed! diye 3 Muhammed adında kitap yazmış. Bunların ikisine itaat
etmek zorunda değilmiş! Sadece “Peygamber olarak Muhammed”, vahyi emrettiğinden
ona itaat etmek zorundaymış! Oysa bu ayette böyle bir ayırım yok! Ne diyor:
Allah’a itaat edin; O’na itaat ettiğiniz gibi peygambere itaat edin! Allah
nasıl yanlış iş yapmıyorsa peygamber de asla yanlış iş yapmıyor, yapmaz
demektir. Eğer şöyle deseydi Allahu Teala’ya sınırsız itaat edin peygambere de Allah’ın
dediklerine uygun işleri emrederse ona itaat edin! o zaman dedikleri doğruydu.
Mesela Anne babaya itaati inceleyelim. Eğer
onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle bana ortak koşman için sana karşı çaba
harcayacak olurlarsa, bu durumda onlara itaat etme. (Ankebut
8) diyor bakın Anne baba masum değil yanlış emredebilir. Nitekim birçok Anne
baba var, yanlışı emrediyor. Diyor ki ayet-i kerimede anneye babaya itaat
edeceksiniz ama onlar Allah’a isyanı emrederlerse o zaman itaat etmeyeceksiniz.
Yani anne baba örneğinde olduğu gibi, Peygamber falanca konuda yanlış yapar, o
zaman ona itaat etmeyebilirsiniz diye hiçbir istisna yok. Öyleyse buradan biz
peygamberin masum olduğunu kabul etmek zorundayız. Bazıları bu konuyu bilmedikleri
için çok büyük hata yapıyorlar. Örneğin:
Bedir Savaşı sonucundaki bir durum. Sünni hadislere göre Peygamberimiz fidye
karşılığında esirleri serbest bırakma kararını veriyor. Bir süre sonra Enfal
Suresi 67 68 69 ayetleri iniyor: Hiçbir peygambere yeryüzünden din tamamen
Allah’ın olmadan fidye karşılığında esirleri serbest bırakması yakışmaz. Yani
bütün dünyaya din hâkim olacak ondan sonra savaş esirlerini fidye karşılığında
serbest bırakabilirsiniz. Yani Peygamber yanlış yapmış “Allahu Teala peygambere
kınayıcı ayet indirmiş.” diyorlar. Ayetin devamında diyor ki: Siz dünyayı istiyorsunuz
Allah’sa ahireti istiyor. Eğer Allah’ın önceden geçmiş bir sözü olmasaydı; aldığınız
fidye karşılığında size büyük bir azap dokunurdu. Bakın fidye karşılığında serbest
bırakmayı bir azabı hak eden davranış olarak tanımlıyor Allahu Teala.
Ehli sünnet bunu zelle diye isimlendiriyor; “Peygamberler aslında büyük
hata yapmazlar, zelle küçük sürçmelerdir. Tamam İsmet sıfatına sahipler ama bazen
yanlış davranabilirler o zaman da Allahu Teala onları düzeltici ayetler
gönderir hatta kınar.” diyorlar.
Rivayetlerin bir kısmı bu şekilde. Biz bu rivayetleri doğru kabul edemeyiz!
Neden sahih göremeyiz? Mesela diyelim ki Zübeyir diye birisi… Nisa Suresi 59.
ayeti kerimeyi uygulayacak. Ayet-i kerime diyor: Allah’a itaat edin resule
itaat edin! Allah diyor esirleri fidye karşılığında serbest bırakamazsınız, Peygamber
diyor serbest bırakın! Ne yapacak o zaman Zübeyir? Resul’ün emrettiği gibi
yapsa o zaman Allah’a itaat etmemiş olacak isyan etmiş olacak, yok Eğer Allahu Teâlâ’nın
tercihi doğrultusunda hareket etse bu kez de peygambere itaat etmemiş olacak. Allah
bırakmayın, Peygamber bırakın diyor, hangisine uyuyacaksın? Serbest bırakacak
mı bırakmayacak mı? Ne yapacak! Serbest bıraksa Allahu Teala itaat etmemiş
olacak, serbest bırakmazsa bu sefer resule itaat etmemiş olacak, Resul ile
Allah farklı şeyler emrettiğinde! O zaman Allahu Teala’nın Bu ayeti kerimesi iptal
oluyor. Dahası Allah muhali emretmiş oluyor, haramı emretmiş oluyor. Çünkü
kınadığı bir davranış, fidye karşılığı esirleri serbest bırakmak! Bunu da
itaatini emrettiği Elçisi emrediyor. Zübeyir
şunu deme hakkına sahip olmaz mı, Allah’ım senin dediğini mi yapacağım peygamberin
dediğini mi? Siz önce kendi aranızda bir anlaşın sonucu bana söyleyin ki ben
ona göre davranayım, zıt iki emre birden ben nasıl uyacağım.
Aynı şekilde Allahu Teâlâ; “Peygambere benim görüşme uygun olan konularda
itaat edin, ters olanlarda itaat etmeyin.” dese! O zaman da biz hangi görüşün
Allahu Teala’ya uygun olduğunu hangisinin uygun olmadığını peygamberden öğrenecekken,
bu doğruyu nereden öğreneceğiz?
Tıpkı şunun gibi; Öyle bir iki düşünün ki 3’ten büyük; birden küçüktür! Böyle
bir iki düşünebilir mi Hayır! ikinin iki olma özelliği 1 ile 3’ün arasında
olmasıdır, 2 eğer 3’ten büyük 1’den küçük olursa o iki olma özelliğini kaybeder.
Burası da aynı o şekilde! Buradan çıkan zorunlu sonuç şudur ki; Peygamber asla
Allah’ın iradesi dışında bir irade beyan edemez. Nitekim Necim Suresi 3 ve 4
ayetlerde bu geçmektedir: Peygamber kendi hevasından bir şey konuşmaz, Onun bütün
konuşmaları ona vahyettiğimiz şeylerdir. Eğer ters düşerse o zaman bu ayeti kerimede
Allahu Teala muhal diyoruz biz; imkânsızı emretmiş ya da haramı emretmiş olur,
ikisine birden itaat de zaten mümkün olmazdı. Esirlerle ilgili ayet-i kerimenin
devamında turidu ne aradad dünya, yani, siz dünya hayatını istiyorsunuz Allah’sa
ahiretinizi istiyor. Bu öyle küçük zelle diye söylenecek bir şey, ayak sürçmesi
değil, peygamberliği ve ahireti unutup dünyaya meyletmek büyük bir suçtur. Zaten
o yüzden Allah “size büyük bir azap dokunurdu” ifadesini kullanıyor.
Peki olayın aslı ne? Bedir Savaşı sonunda ne olmuştur?
ALİ MERT
