Riyad, Ensarullah ile mücadele edebilmek adına, hedefleri noktasında görüş ayrılığı yaşadığı Birleşik Arap Emirlikleri ile bir kez daha iş birliğine yönelmiştir.
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Halid bin Selman’ın 18 Ekim Pazar günü Abu Dabi’de Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Muhammed bin Zayid ile gerçekleştirdiği görüşme, iki komşu ülke arasındaki sıradan bir diplomatik temasın ötesinde değerlendirilmelidir. Bu görüşme, Yemen’deki saha gelişmelerinin ve Suudi Arabistan üzerindeki askeri baskıların artmasının savaşın önceki denklemlerini değiştirdiği bir vasatta gerçekleşmiştir.
Resmi açıklamada ikili ilişkiler, bölgesel gelişmeler ve güvenlik iş birliğinin güçlendirilmesi vurgulansa da; görüşmenin, Riyad ile Abu Dabi’nin Ensarullah karşıtı Yemenli güçlere BAE desteğinin yeniden başlaması yönündeki anlaşma haberleriyle eş zamanlı gelmesi toplantının stratejik önemini katlamaktadır. The Guardian gazetesinin 17 Ekim tarihli haberi de tarafların BAE’ye bağlı bazı Yemenli birliklere fon akışının yeniden başlatılması ve Suudi Arabistan’ın bu güçlere hava desteği sağlaması hususunda mutabakata vardığını bildirtmiştir. Bu doğrultuda Halid bin Selman’ın ziyareti, iki ülke ilişkilerinin Yemen dosyasında yeniden iş birliğine doğru evrildiğinin önemli bir göstergesi sayılabilir; pekişmesi halinde muharebe meydanını etkileyebilecek, ancak zorunlu olarak homojen ve kalıcı bir ittifak anlamına gelmeyecek bir iş birliği…
Bu temas, iki ülke arasındaki önceki diplomatik trafiğin bir devamı niteliğindedir. Daha önce Mansur bin Zayid’in Suudi Arabistan ziyareti ve Suud makamlarıyla yürüttüğü istişareler, tarafların Yemen konusunda yeniden yakınlaşmasının zeminini hazırlamıştı. Şimdi Halid bin Selman’ın Suudi Arabistan Savunma Bakanı ve güvenlik politikasındaki kilit figürlerden biri olarak Abu Dabi’de bulunması, bu sürecin yeni bir aşamasını gösterebilir. Elbette yeniden koordinasyon sağlama anlaşması ile iki ülke arasındaki temel görüş ayrılıklarının çözülmesi arasında ayrım yapmak gerekir. Saha baskıları ve Ensarullah’ın nüfuzunun genişlemesine dair ortak kaygılar Riyad ve Abu Dabi’yi geçici bir iş birliğine sevk etmiş olabilir; ancak bu zaruret tek başına tarafların çıkar çatışmalarını ortadan kaldırmaz. Asıl mesele şudur ki Suudi Arabistan ve BAE, ortak bir düşman karşısında yer aldıklarında dahi, Yemen’in siyasi ve coğrafi geleceği ile burada güç sahibi olması gereken aktörler konusunda aynı vizyona sahip değildir.
The Guardian’ın BAE’nin Yemenli güçlere finansal ödemeleri yeniden başlatması ve Ensarullah’a karşı hava operasyonlarına sınırlı katılımına ilişkin haberi bu açıdan önem taşımaktadır. BAE geçtiğimiz yıllarda Yemen’in güneyinde yerel bir güç ağı organize etmiş, teçhiz etmiş ve eğitmiştir; bu grupların bir kısmı siyasi ve askeri bakımdan Abu Dabi’ye bağımlıdır. “Amalika Tugayları” ve Güney Bölücü Hareketi ile bağlantılı gruplar da dahil olmak üzere bu unsurlar, ülkenin güneyindeki askeri denklemlerde kritik bir rol oynamıştır.
BAE’nin finansal desteğini kesmesi bu grupların operasyonel kabiliyetini etkileyebilirdi; dolayısıyla ödemelerin sınırlı düzeyde de olsa yeniden başlaması, Abu Dabi’nin askeri kapasitesinin bir kısmını ihya etme imkanı sunmaktadır. Böyle bir denklemde Suudi Arabistan’ın hava desteği de bu güçlerin operasyonlarının hizmetine sunulursa, Suudi hava gücü ile BAE destekli kara ağı arasındaki koordinasyon Ensarullah üzerinde ekstra bir baskı yaratabilir.
Ancak Ensarullah üzerindeki askeri baskının artmasını, Suudi Arabistan’ın Yemen’deki konumunun kalıcı olarak güçlenmesiyle bir tutmamak gerekir. Kısa vadede Ensarullah karşıtı güçlerin operasyonel kapasitesini artırabilecek bu adım, orta vadede daha önce Arap Koalisyonu’nu zayıflatan ana etkenlerden biri olan anlaşmazlıkların geri dönmesine zemin hazırlayabilir. Temel mesele şudur: Suudi Arabistan ve BAE, geçmiş yıllardaki askeri iş birliğine rağmen, Yemen’deki tüm hedef ve önceliklerinde hiçbir zaman mutabakata varamamışlardır. Riyad, Yemen’in siyasi yapısındaki belirleyici nüfuzunu korumayı ve Ensarullah’ın gücünü pekiştirmesini engellemeyi amaçlarken; Abu Dabi, Ensarullah ile mücadelenin yanı sıra güneydeki bölücü güçleri desteklemeye ve Yemen’in güneyindeki stratejik bölgelerde ve kıyı şeridinde kendi nüfuzunu sabitleyecek yerel müttefikler ağı kurmaya odaklanmıştır. Önceliklerdeki bu farklılık geçici bir taktiksel ayrışma değil, iki ülkenin Yemen’de arzuladığı siyasi düzene dair farklı okumalarından kaynaklanmaktadır.
Bu karşıtlığın somut örneği, Güney Geçiş Konseyi’nin ve Yemen’in güneyinin ayrılmasını isteyen güçlerin konumudur. BAE’nin desteklediği güçlerin bir kısmı sırf Suudi destekli hükümetin siyasi yapısına katılmak istememekte, aksine Yemen’in güneyinde bağımsız bir siyasi varlık inşa etmeyi hedeflemektedir. Böyle bir hedefin gerçekleşmesi, Riyad’ın arzuladığı siyasi yapıyı ciddi bir meydan okumayla karşı karşıya getirebilir; nitekim Suudi Arabistan nüfuzunu koruyabilmek için Ensarullah karşıtı farklı grupları tek bir siyasi ve askeri çatı altında toplayabilecek bir mekanizmaya ihtiyaç duymaktadır. Buna karşılık, özellikle BAE’nin finansal kaynakları ve askeri desteğiyle güçlenen bölücü grupların varlığı, Suudi destekli hükümetten bağımsız güç merkezlerinin oluşma ihtimalini artırmaktadır. Sonuç olarak Abu Dabi kendi nüfuz ağını yeniden inşa etmede ne kadar başarılı olursa, bu güçlerin Riyad tarafından tek elden kontrol edilme imkanı da o kadar azalmaktadır.
Bu perspektiften bakıldığında BAE’nin Yemen dosyasına geri dönmesi, daha önce iki ülke ilişkilerini çatışmaya sürükleyen aynı çelişkiyi hortlatabilir. Suudi Arabistan, Ensarullah ile mücadele edebilmek için yerel güçlere ve BAE’nin askeri kapasitesine ihtiyaç duymakta; ancak aynı güçlerin pekişmesi Suudi müttefiklerinin konumunu ve Riyad’ın siyasi nüfuzunu zayıflatabilmektedir. Başka bir ifadeyle Suudi Arabistan acil bir askeri sorunu çözmek adına, uzun vadede kendisine daha büyük bir siyasi problem yaratacak bir mekanizmaya başvuruyor olabilir. BAE destekli güçlerin yeni finansal kaynaklar ve Suudi hava desteğiyle sahadaki konumlarını düzeltmeleri, Suudi destekli hükümetin nüfuzunun arttığı anlamına gelmeyecektir. Bu güçler tahkim edildikten sonra daha bağımsız siyasi talepler öne sürebilir ve hatta Suudi Arabistan’ın kendi nüfuz alanı gördüğü bölgelerde Suudi müttefiklerine rakip haline gelebilirler.
Böyle bir tabloda, sürecin yansımaları sadece Suudi Arabistan-BAE ikili ilişkileriyle sınırlı kalmayacaktır. Ensarullah karşıtı koalisyon en başından beri aynı hedeflere sahip olmayan yerel güçlerin, siyasi akımların ve bölgesel aktörlerin heterojen bir bileşimidir. Bu gruplar arasındaki askeri koordinasyon büyük ölçüde ortak bir tehdidin varlığına ve dış desteğe bağlıdır; ancak bu faktörler güç paylaşımı, stratejik bölgelerin kontrolü ve Yemen’in siyasi geleceği üzerindeki anlaşmazlıkları sonsuza kadar gizleyemez. BAE’nin sürece yeniden dahil olması, bu koalisyonu homojenleştirmek yerine kaynaklar, nüfuz alanları ve siyasi temsil üzerindeki rekabeti kızıştırabilir. Bu süreçte her iki ülke de kendi nüfuzunu artırmak için kendisine yakın güçlere desteğini tırmandırabilir ve bu durum Ensarullah karşıtı cephenin siyasi ve askeri bütünlüğünü daha da baskı altına sokabilir.
Elbette Suudi Arabistan’ın kısa vadede BAE’nin askeri kapasitesinin ihyasından yarar sağlayacağı inkar edilemez. Ensarullah’ın enerji altyapıları ve havacılık merkezleri de dahil olmak üzere Suudi hedeflerine yönelik son baskıları, Riyad için ciddi güvenlik ve ekonomi maliyetleri üretmiştir. Bu koşullarda BAE tarafından eğitilen ve finanse edilen güçlerin sahaya dönüşü, askeri açıdan Suudi Arabistan için bir fırsat olarak görülebilir. Ayrıca operasyon maliyetlerinin bir kısmının paylaşılması, iki ülkenin farklı kapasitelerinden yararlanılmasına imkan tanır.
Ancak bu kısa vadeli kazanımlar, iş birliğinin siyasi ve stratejik maliyetlerinin göz ardı edilmesine yol açmamalıdır. Mesele BAE’nin yeniden sürece dahil olmasının Ensarullah için bir rahatsızlık yaratıp yaratmayacağı değil; bu katılımın nihayetinde Suudi Arabistan’ın konumunu pekiştirmeye mi hizmet edeceği, yoksa Riyad destekli cephenin içinde daha güçlü bir rakibin doğmasına mı zemin hazırlayacağıdır.
Bir diğer kritik nokta, iki ülkenin mevcut iş birliğinin saha gelişmelerinden doğan zaruretler üzerine kurulu olmasıdır. Bu zaruret bir noktada ayrışmaları gölgeleyebilir; ancak Yemen’in güneyinin geleceği, bölücü güçlerin konumu ve her ülkenin nüfuz sınırları üzerinde kalıcı bir uzlaşı sağlanmadıkça Suudi Arabistan ile BAE arasındaki rekabetin bittiğinden bahsedilemez. Hatta Ensarullah üzerindeki baskının artması, anlaşmazlıkları çözmek yerine iki ülkenin rekabetini yeni bir safhaya taşıyabilir; nitekim sahadaki başarılar tarafların desteklediği güçlerin siyasi ve pazarlık değerini yükseltecek, dolayısıyla aktörlerin Yemen’in geleceğindeki payı üzerine çatışma daha ciddi bir hal alacaktır. Böyle bir vasatta her iki ülke Ensarullah karşısında iş birliği yapabilir, ancak aynı zamanda Ensarullah dışı güçlerin kontrolündeki bölgelerde bir diğerinin nüfuzunu engellemek için rekabet edebilir.
Özetle Halid bin Selman’ın Muhammed bin Zayid ile görüşmesi ve BAE’nin Yemenli güçlere desteğinin yeniden başladığına dair haberler, Riyad’ın Ensarullah karşıtı cephenin askeri kapasitesini yeniden inşa etme çabası çerçevesinde okunmalıdır. Buna rağmen Abu Dabi’nin dosyaya geri dönmesi iki ülke arasındaki çelişkilerin giderildiği anlamına gelmemekte; aksine daha önce Arap Koalisyonu’nun bütünlüğünü dinamitleyen aynı çatlakların yeniden üretilmesine zemin hazırlamaktadır. Suudi Arabistan kısa vadede BAE destekli güçlerin operasyonel kapasitelerinden istifade edebilir; ancak bu süreç Yemen’in güneyinde bağımsız güç merkezlerinin pekişmesine ve Abu Dabi’nin siyasi taleplerinin artmasına yol açarsa, bunun Riyad’a olan stratejik faturası katlanacaktır.
Dolayısıyla, iki ülke iş birliğinin ihyasına dair sunulan tablonun aksine, BAE’nin Yemen dosyasına yeniden girişi Suudi Arabistan’ın konumunun kalıcı olarak güçlenmesi anlamına gelmemektedir. Nitekim Riyad acil Ensarullah baskılarını göğüsleyebilmek adına, Yemen’deki uzun vadeli hedefleri Suudi hedeflerinden oldukça uzak olan bir aktörle bir kez daha iş birliğine gitmiş olabilir; kısa vadede işlevsel görülebilecek, ancak orta vadede Ensarullah karşıtı cephenin bütünlüğünü parçalayacak ve uzun vadede Suudi Arabistan ile BAE arasındaki uçurumu derinleştirecek bir iş birliği…
Not: bu analiz tasnimnews.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir
