Bakü’deki Devlet Sekülerizmi Baskısı ve Başörtüsü Yasağının Perde Arkası

Betul

Azerbaycan Cumhuriyeti son yıllarda İsrail ve Batılı ülkelerle olan ilişkilerini derinleştirmiş, bu dış politika yönelimi ülkenin iç politikalarına da doğrudan yansımıştır.

Nüfusunun yaklaşık %96 ila %98’i Müslüman olan Azerbaycan Cumhuriyeti, Eylül 2026’da hem ülke içinde büyük bir tepki dalgasına hem de uluslararası alanda geniş akislere yol açan kritik bir karar almıştır: Devlet okullarında fiili başörtüsü yasağı. Azerbaycan Bakanlar Kurulu, 21 Eylül 2026 tarihinde öğrencilerin kılık-kıyafetine ilişkin yönetmelikte değişikliğe giderek “genel eğitimde sekülerizm ilkesiyle çelişen” veya “okul üniformasının bütünlüğünü bozan” her türlü örtü ve kıyafetin kullanımını yasaklamıştır.

Tartışmalı Bir Kararnamenin Anatomisi

Söz konusu kararnamede doğrudan “başörtüsü” kelimesi geçmese de, uygulamanın ilk günlerinden itibaren Bakü, Sumgayıt, Gence ve diğer birçok şehirdeki okullarda başörtülü öğrencilerin binalara girişi engellenmiş; başörtülü kadın öğretmenlere ise başörtülerini çıkarmaları ya da istifa etmeleri yönünde ültimatom verilmiştir. Bu karar, yalnızca iç politikada bir kriz yaratmakla kalmamış; devlet sekülerizminin mahiyeti, dini özgürlükler ve Bakü yönetiminin dış politika doğrultusuna dair ciddi soruları da beraberinde getirmiştir.

Azerbaycan toplumunun köklü ve güçlü bir dini/İslami tabanı bulunmaktadır. Ülkedeki Müslüman nüfusun yaklaşık %65’ini Şiiler, %30’dan fazlasını ise Sünniler oluşturmaktadır. Başörtüsü, dini ve kültürel bir sembol olarak Azerbaycan halkının geleneklerinde derin köklere sahiptir. Hükümetin okullardaki fiili başörtüsü yasağı kararı, doğrudan bu mürteci ve dindar kesimi hedef almış ve kitlesel tepkileri tetiklemiştir.

Sosyal medyada yayımlanan görüntülerde, okulların kapalı kapıları önünde gözyaşı döken genç kızlar ve okul yöneticileriyle tartışan öfkeli ebeveynler göze çarpmıştır. Kamuoyunda geniş yankı uyandıran olaylardan birinde, Karabağ Savaşı şehitlerinden birinin kızı başörtülü olduğu gerekçesiyle sınıfa alınmamış; annesi kameralar önünde bu ülke için evlat yetiştirdiğini belirterek uygulanan bu muameleye sert tepki göstermiştir.

Bazı okullardaki öğrenciler bu kısıtlamaları protesto etmek amacıyla dersleri boykot etmiş ve okul binaları önünde toplanmıştır. Azerbaycan İçişleri Bakanlığı, protestolarla bağlantılı olarak en az 37 kişinin gözaltına alındığını duyurmuştur. Tutuklu gazeteci Polad Aslanov da cezaevinden bu dalgaya katılarak, anayasal hakların çiğnenmesini protesto etmek amacıyla açlık grevine başladığını bildirmiştir.

Azerbaycan Toplumunda Derinleşen Çatlak

Bu karar, Azerbaycan toplumunda derin bir ayrışmayı da beraberinde getirmiştir. Bir yanda iktidardaki “Yeni Azerbaycan Partisi” (YAP) mensupları ve hükümete yakın figürler bu adımı eğitimde sekülerizmin korunmasının bir parçası olarak savunurken; diğer yanda muhalifler, bir kız çocuğunu sırf dini inancı gereği giydiği kıyafet nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakarak eğitimde eşitlikten nasıl söz edilebileceğini sorgulamaktadır. Hızla yayılan bir videoda ortaokul öğrencisi bir kız çocuğu şu ifadeleri kullanmaktadır: “Ben bir çocuğum. Okumak istiyorum! Benim de buna hakkım var.”

Başörtüsü yasağı kararı, Aliyev ailesinin Azerbaycan’ın dindar kesimleri nezdindeki popülaritesini ağır bir şekilde yaralamıştır. İlham Aliyev, 2 Ekim’de Yeni Azerbaycan Partisi’nin 8. Kongresi’nde yaptığı konuşmada doğrudan başörtüsüne değinmeyerek, konuşmasının önemli bir bölümünü “dış ideolojik tehditlere” ayırmış ve yurt dışından Azerbaycan Türkçesinde yayın yapan medyayı bu tehditlerin somut örneği olarak göstermiştir. Aliyev, Azerbaycan dış politikasının hiçbir dış gücün iç işlerine karışmasına izin vermeyecek şekilde yürütülmesi gerektiğini vurgulamıştır.

Buna rağmen söz konusu duruş kamuoyundaki huzursuzluğu teskin etmeye yetmemiştir. Protestolar yalnızca Bakü ile sınırlı kalmayıp diğer şehirlere de sıçramıştır. Bakü’deki 69 numaralı okul ile Masallı ilçesinin Muallaoğlu köyündeki “Bi-Şerif” ortaokulunda patlak veren tepkiler, üç gün içinde diğer okullara da yayılmıştır. Bazı raporlarda okul yönetimlerinin başörtülü öğrenci ve öğretmenlere açıkça iki seçenek sunduğu aktarılmıştır: Başörtüsünü çıkarmak ya da okulu terk etmek. Bu gelişmeler, başörtüsü yasağı politikasının Aliyev hükümeti ile toplumun dindar kesimi arasındaki mesafeyi daha da açtığını göstermektedir.

İslam Dünyasından Yükselen Eleştiriler

Azerbaycan’daki başörtüsü yasağı kararına diğer İslam ülkelerinden gelen tepkiler ağırlıklı olarak eleştirel olmuştur. Dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna sahip ülkesi olan Endonezya Parlamentosu, karardan duyduğu derin üzüntüyü dile getirmiştir. Endonezya Temsilciler Meclisi Üyesi Syahrul Aidi Maazat: “Bu politikayı üzüntüyle karşılıyor ve Azerbaycan hükümetini başörtüsü konusunda daha temkinli bir yaklaşım sergilemeye davet ediyoruz. Başörtüsü radikalizmin değil, barışçıl bir inancın ve her Müslüman kadının en temel insan hakkının ifadesidir. Yasaklamalar sadece toplumsal huzursuzluk ve tahribat getirir” demiştir. Maazat ayrıca, Haziran 2026’da Bakü’de düzenlenen İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamenter Birliği (PUIC) Konferansı’nın ana sonuçlarından birinin dünya genelinde İslamofobi ile ortak mücadele taahhüdü olduğunu hatırlatmıştır.

Iraklı önde gelen Şii lider Muktada es-Sadr da kararı sert bir dille kınayarak bunu “seküler radikalizm” olarak nitelemiş; bu tür kararların radikal akımları besleyeceği, Batı ve İsrail’in ülkedeki nüfuzunu artıracağı hususunda uyarıda bulunmuştur. Amerikan-İslam İlişkileri Konseyi (CAIR) de Azerbaycan okullarındaki başörtüsü kısıtlamalarının kaldırılması çağrısında bulunarak uygulamayı dini özgürlüklerin ihlali olarak tanımlamıştır.

Ancak en kritik tepki, Azerbaycan’ın en yakın müttefiki olan Türkiye’den gelmiştir. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 Eylül’de BM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada doğrudan Azerbaycan adını vermeksizin, okullardaki başörtüsü yasağını kadınların en temel haklarına yapılmış bir müdahale olarak nitelemiştir. Erdoğan’ın Başdanışmanı Oktay Saral da başörtülü öğrencilerin eğitimden mahrum bırakılmasının kabul edilemez olduğunu belirterek Azerbaycanlı yetkililere bu uygulamadan dönme çağrısı yapmıştır. Aliyev liderliğindeki iktidar partisi Yeni Azerbaycan Partisi ise bu açıklamaları kınayarak, Türk yetkililerin ve Ankara’ya yakın medyanın gerilimi tırmandırdığını ve bu durumun ikili ilişkilere zarar verebileceğini iddia etmiştir.

Yasak Kararının Kökleri: Devlet Sekülerizmi ve Dış Politika Hesabı

Başörtüsü yasağı kararının köklerini Azerbaycan Cumhuriyeti’nin köklü devlet sekülerizmi politikasında aramak gerekir; bu politika Sovyet döneminden miras kalmış ve bağımsızlık sonrasında da sürdürülmüştür. Bakü yönetimi, amacının eğitim sisteminin dini tarafsızlığını korumak ve öğrencilerin kılık-kıyafetini standartlaştırmak olduğunu öne sürmektedir. Ancak bu politikanın arkasında, Aliyev hükümetinin dini kimliğe karşı duyduğu artan hassasiyet ve bunun dış nüfuza dönüşebileceği yönündeki endişeleri yatmaktadır.

Aliyev, Yeni Azerbaycan Partisi Kongresi’nde eğitimi “ideolojik tehditlerle” mücadelenin ana araçlarından biri olarak tanımlamış ve halkın yaşam tarzına yönelik dış müdahalelere karşı uyarıda bulunmuştur. İktidara yakın isimler de başörtüsü protestolarını dışarıdan gelen siyasi ve dini nüfuz çabalarıyla ilişkilendirmiştir. Azerbaycan Devlet Televizyonu (AZTV) Başkanı Roşhan Mammadov, protestoları milli kimliğe yönelik bir “dış ideolojik saldırı” olarak nitelemiş ve devletin “Arap-Fars” değerlerini topluma enjekte etme girişimlerine karşı kararlılıkla duracağını savunmuştur.

Başörtüsü yasağı kararı, Orta Doğu ve Kafkasya’nın son derece hassas ve gerilimli süreçlerden geçtiği bir konjonktürde alınmıştır. Azerbaycan Cumhuriyeti son yıllarda İsrail ile olan ilişkilerini tırmandırmış ve İran için doğrudan bir güvenlik tehdidine dönüşmüştür. Nitekim 12 Gün Savaşı sırasında bu ülkenin hava sahası, Tahran’a yönelik suikast ve bombalama operasyonlarında Siyonist rejim tarafından kullanılmıştır.

Böyle bir vasatta başörtüsü yasağı kararı; iç kontrolü pekiştirme ve hükümetin dış yönelimle bağdaştırdığı dini nüfuzu kırma çabası olarak okunabilir. Bölgesel analistler, bu kararın yönetimin seküler devlet kimliğini tahkim etme arzusunun yanı sıra; İran ile gerilen ilişkilere karşılık Batılı güçler ve İsrail ile stratejik münasebetleri geliştirme niyetinden bağımsız olmadığını değerlendirmektedir.

Topluma Dayatılan Huzursuzluk

Bununla birlikte, karar pratikte ülkeye büyük bir huzursuzluk dayatmıştır. Geniş çaplı protestolar, ders boykotları, onlarca kişinin tutuklanması ve Türkiye ile yaşanan diplomatik gerilim Bakü’ye ağır bir siyasi ve toplumsal fatura çıkarmıştır. Sekülerizmi koruma ve kıyafet birliği sağlama adına yola çıkılan bu süreç, iktidarın dindar toplum nezdindeki meşruiyetini doğrudan sorgulatan bir krize evrilmiştir.

Bölgenin en büyük Şii Müslüman ülkesi ve Azerbaycan’ın komşusu olan İran İslam Cumhuriyeti de bu gelişmeler karşısında diplomatik bir sınamayla karşı karşıyadır. Bir yandan İran, komşuluk politikasının bir gereği olarak Azerbaycan ile ilişkilerinin önemini göz ardı edemez. Nitekim İran İçişleri Bakanı İskender Mümeni Bakü’ye yaptığı ziyarette üst düzey yetkililerle görüşmüş ve “dost ve kardeş Azerbaycan”da bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirmiştir.

Ancak diğer yandan, İranlı yetkililerin dostluk vurgusunun yanı sıra okullardaki başörtüsü yasağı ve Siyonist rejimle yürütülen güvenlik iş birliği konularında da net ve kararlı bir tutum sergilemesi beklenmektedir. Eğer dini kimlik ve Şii bağları İran’ın bölgesel diplomasisinde bir ağırlığa sahipse, Azerbaycan okullarındaki başörtüsü kısıtlamaları da göz ardı edilecek bir konu değildir.

İran’ın, bölgesel Müslüman toplumların duyarlılıklarına duyarsız kalmaması gerekmektedir; bilhassa bu ülkedeki Müslüman ve Şii unsurların toplumsal varlığının güçlenmesi, İran’a yönelik güvenlik ve siyasi tehditlerin dengelenmesine katkı sağlayabilecek niteliktedir.

İran için en makul yaklaşım; aktif diplomasi ile Azerbaycan Müslümanlarının dini haklarına yönelik akılcı desteğin harmanlanmasıdır. Tahran, resmi ve diplomatik kanallar üzerinden ikili ilişkileri tırmandırmadan dini kısıtlamalara ilişkin kaygılarını aktarabilir. Aynı şekilde, Azerbaycan Şii toplumuyla yürütülecek kültürel münasebetler de İran’ın yumuşak gücünü artırma işlevi görebilir.

Son Söz

Azerbaycan’daki başörtüsü yasağı kararının arkasında Bakü’nün stratejik kararlarına etki eden dış güçlerin baskı veya tavsiyelerinin bulunup bulunmadığı sorusu son derece kritiktir. Mevcut veriler bu ihtimalin göz ardı edilemeyeceğini göstermektedir.

Gelişen İsrail-Bakü hattı ve Batı ile sıkılaşan bağlar, iç politikadaki bu tür adımların dış dinamiklerden bağımsız olmadığını ortaya koymaktadır. Türkiye DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Elif Esen, İsrail Bar-Ilan Üniversitesi Begin-Sadat Stratejik Araştırmalar Merkezi (BESA) araştırmacısı Joseph Epstein’ın 29 Eylül 2026’da yayımladığı “Türk Dünyasında Başörtüsü ve Seküler Devlet” başlıklı makalesine dikkat çekmiştir. Söz konusu makalede Azerbaycan’daki başörtüsü tartışmaları; Türk dünyasının milli kimliği, Türkiye’nin bölgesel nüfuzu ve İran ile yaşanan rekabet bağlamında ele alınmaktadır. Tüm bu irtibatlar, Azerbaycan’daki başörtüsü konusunun yalnızca basit bir iç mesele olmadığını, aksine bölgesel ve uluslararası rekabetlerin doğrudan bir uzantısı olduğunu açıkça doğrulamaktadır.

Not: bu analiz tahririeh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın