Şehitlerimizin Rabbinin Adıyla.
‘‘Bu makale taraf tutar!’’
Bu makalenin sahibi diyor ki Hak ve Batıl savaşında ‘‘tarafsızlık namussuzluktur.’’ Esasında tarafsızlık yoktur. Ve bundan ötürü bu makale taraf tutar.
Ve şöyle der;
Veyl olsun! Bile bile hak ile batılı karıştırana.
Veyl olsun! Çağın Firavunu olan ABD’den korkana.
Veyl olsun! Siyonizm’e hizmet edenlere.
Veyl olsun! Hüseyni direnişi küresel eşkıyalığın patronluğunu yapan haydut Trump’a pazarlayan Müslüman kimliğine bürünmüş münafıklara!
…
Evet, ‘‘Elendikçe eleniyoruz.’’ Bu elenme(Haktan, batıla – Batıldan Hak tarafına geçiş süreci ki aslında haktan batıla geçiş olur mu? Olmazsa, nedenleri ve nasıllığı üstünde durmak bu kısa yazının konusu olmadığı için değinmiyoruz!), ilahi yasaların kuralıdır. Bu elenme, Hak ve batıl cephesinin her iki taraftan karşıya geçiş ve safların ayrışması olarak anlaşılmalıdır.
Günümüz dünyası Müslümanların imtihanı da İmam Ali(a.s)’ın Sıffin savaşı öncesindeki durum gibi bir elenme sürecinden geçiyor. Tarihin bize aktardığı şekliyle Sıffin savaşının başlamasının son anına kadar hangi safın hakkı temsil ettiğinde şüphe edenlerin şüpheleri veya tereddütleri gitsin, hüccet tamamlansın diye önce kendisinin saldırmaması ve kendi özgür iradesi ile safını seçsin diye mühlet veren Ali’nin anlaşılıp tanınmaması gibidir.
Evet, 1979 İslam inkılabının, ‘‘Tağut Şah rejimi’’ne karşı verdiği İslami halk cihadının zafere ulaştığı günden bugüne, İranlılar ve İslam dünyasının geri kalanları olarak, o günden bugüne 47 yıl boyunca bizler de elendikçe eleniyoruz.
Peki, biz kimiz?
Biz, büyük İslam medeniyetinin bir parçasıyız ve İslam inkılabı ile birlikte yeniden kendimiz olmak için İslam’ın bize yüklediği sorumluluklar çerçevesinde İslam adına ‘‘kodları bozulmamış ayarlara dönmekte olan Müslüman milletleriz.’’
Medeniyetimizin ilham öncüsü olan İslam inkılabının ürettiği, geliştirdiği ilahi değerler potasında eriyip kendimiz oldukça, batı-l kan kaybediyor!
Bunu neden yazdım?
Açıklayayım.
Daha önce (‘‘vekâlet savaşlarından velayet savaşına’’ başlığı ile bu platformda yazdığım 12 Haziran 2025 savaşının analizine de bakabilirsiniz.) belge ve delilleri ile açıklanan ve toplamda 37 ülkenin desteğini de alan küresel terörün liderliğini üstlenmiş, Siyonist İsrail ve Terörist ABD cephesinin, İran’a saldırarak, başlattığı savaştan aldıkları darbeden sonra, stratejilerinden ödün vermeden yeni ve farklı bir taktik denemesine geçtiler.
Yeni taktik; İran’a uygulanan ambargolardan dolayı ülke içindeki ekonomik daralmaları gerekçe göstererek, halkı İslam nizamına karşı kışkırtmak ve kışkırtılan bilinçsiz kitleyi yönlendirmesi için ülke dışından profesyonel teröristleri yerleştirmek
Oysa yarım asırlık ambargo altındaki bir ülkeden kapitalist ülkelerin lüks yaşam standartlarını beklemek hiç bir akıl ve mantık açıklaması ile izah edilemezdi. Provokasyona gelen bilinçsiz gençler, bunu göremedi. İmam Ali den sonra ilahi ekonomi modelinin kesintiye uğraması da elbette İslam’ın ekonomi modeli ve adil paylaşım modelini ciddi bir şeklide olumsuz etkiledi. Şayet Öz İslam darbeye maruz kalmayıp, kesintisiz süreçle günümüze gelebilseydi, belki günümüz dünyasında alternatifi olmayan yegâne ‘‘İslam ekonomi modeli’’ oluşurdu…
İşin aslı düşmanın, İran’ın birkaç günlük iç huzursuzluğundan beklentisini göremeyen zavallılara şu birkaç hususu söylemek durumundayım.
1- Şii ama ‘‘Velayet liderliği’’ olmayan edilgen İslam beklentisi = Sünni dünyasının kopyası!
2-İslam inkılabını kapitalist sisteme entegre etme adı altında sömürgeye açık alan haline getirmek.
3- İslami Direnişe verilen maddi desteğin kaynaklarına müdahale etmek ve akışı kesmek.
4- Filistin’i savunmasız bıraktırıp, kalan kısmının da tamamen Siyonizm’in işgaline terk etmek.
…
Gerçi İran’dan önce gerici Arap rejimlerinin, Filistin direnişini sahiplenmesini beklemek, aklıselim her bireyin düşünebildiği bir sorundur. Çünkü Filistin; vatan olarak Arap, mezhep olarak Sünni ve ırk olarak da tamamen Arabi bir meseledir!..
Ne yazık ki Sünni ve Arabi olan Filistin, bugün Müslüman Arap dünyasının gözünün önünde uğradığı ‘’ soykırımın açık hava müzesi’’ olmuştur. Bu utanç, İslam dünyasına fazlası ile yeterlidir.
Bunun böyle olmasına rağmen İran’ın bölgede ilk önceliği Filistin’dir.
Neden? Çünkü ‘‘öz İslam’ın yüklediği sorumluluk’’ böyle istemektedir!
İran, Direniş ekseninin beyni ve motorudur. Küresel sermayeyi yöneten Siyonizm, bunu çok iyi biliyor. Sanal fenomen putlarının tesirinde kalarak Dijital dünya serabını yaşam gerçekliği olarak algılayan gençlerin hayalleri üstünden, siyasi emellerine ulaşacağını sanan terör devletlerinin ham hayalleri, yüzbinlerce gencini şehit vermiş ve şehadet mektebinin öğrencileri olan aziz İran milletinin İslami nizamının yıkılacağını sananlar aptaldır!
Bilmelidirler ki yüzün üstünde ülkeden toplatılan terör çetelerine karşı, birkaç yüz genci ile 13 yıl boyunca Suriye’yi savunan bir mektebin beyni ve kaynağı olan İran’dı. 92 milyonluk inkılapçı ruh taşıyan aziz İran milletini sanal dünyanın yöntemleri ile dış güçlerden (ABD-İsrail, İngiltere, Almanya ve Fransa Siyonist devletleri tarafından) beslendiğini biliyoruz.
Maalesef, son yarım asırda ‘‘Velayeti fakih rol modelliği’’ni savunanlar bile düşmanı doğru tanımlayıp, velayete tam bir teslimiyet geliştiremediler!? İran dışında yeni bilgi üretim karargahları oluşturup, velayet mektebine kuram/nazariye geliştirmeyi düşünemediler. Oysa düşman bu konuda çok profesyonel bir örgütlenmeye sahiptir. Diyebiliriz ki düşmanın bu örgütlenmesi, ‘‘içimizde onlar’’ ile İslam’a saldırıyı bu kadar pervasız ve mubah bir hale getirtmiştir.
Dikkat edelim! Düşman Hz. Muhammed (s.a.a)’in İslam devlet modeline ihanetin adını ‘‘molla rejimi’’ diyerek Müslüman halklara algı operasyonu yapıyor. Yetinmiyor, Müslümanlara da bu kavramı kullandırıyor.
‘‘Velayet-i Fakih, ilahi nur’un yansımasıdır.’’ Bunun içindir ki özellikle Siyonistler tarafından kurulan ve fonlanan medya, ki ülkemizde de aynı cenah söylem ve eylemleri ile velayet merciine saldırıyor. Onlar bilmelidirler ki ‘‘…Allah, nurunu tamamlayacaktır.’’ Çünkü İslam’ın canlı Kur-an’ı mesabesinde olan Veliyi Fakih, yeryüzünde kibirli davranan, mazlumları ezen, sömürüyü hak ve zalimliği meşru bilen, bağımsız milletleri terör eylemleri ile boyunduruk altına almak isteyen hiçbir güçle barışık olamaz Olaylara mikro(ülkesel ve bölgesel) baz da değil de makro(Kıtasal ve köresel) bazda böyle bakmak ve buna göre pozisyonumuzu belirlemek, konumumuzu almak durumundayız.
Allah aklını kullanmayan milletlerin üstüne pislik yağdırır. Yani Allah kendi hükmünün icrası olan İslami yasaları kabullenip yaşam alanında uygulamayan ve Tağutların hükmüne razı olan milletlerin başına batıl ideoloji ve beşeri felsefelerle yöneten düşük şahsiyetli, ezik kişilikli zalimleri musallat eder.
Malum Arabi ve Türki milletlerin yöneticilerini Siyonist Jared Kuchner’in hazırladığı ve özü itibarı ile Müslüman milletlere ‘‘Siyonizm’in velayetini kabullendirme projesi’’ olan ‘‘Abraham anlaşmaları’’ ile İslam dinin velayetini temsil eden ‘‘velayet-i fakih modeline karşı alternatif koyma projesidir.’’ Kuchner’in bu doktrini ile İbrahim anlaşmaları adı altında İslam dünyasının velayetini İsrail’e vermek istiyorlar.
Siz, anlaşma adı altında uygulanmak istenen bu Siyonist projeye İslam inkılabına karşı, Müslümanların(!) eliyle‘‘ikinci ben-i saide sakifesi’’ de diyebilirsiniz.
Bunun içindir ki dün ‘‘marikin’’, ‘‘kasıtin’’ ve ‘‘nakısin’’ ile savaşan İmam Ali ile bugün onun yolunun bekçisi olan Ali’ye de aynı cenah topyekûn birlik olmuş ve her türlü yöntemle savaşıyor. Arada gri renk kalmamıştır!
Bugün zamanın Alisini tanımayanların boyunları, dünyaya rakipsiz ve mutlak hâkim olmak isteyen Siyonizm ve onun cellatları tarafından çobanı olmayan koyun sürüler gibi boyunları vuruluyor. Siyonizm büyük İslam dünyasının aziz milletlerine devletleri kutsallaştırarak, onları parçalayıp köleleştirirken, köleleştirdiği milletlerin değerlilerini itibarsızlaştırarak yalnızlaştırırken, kendilerine hizmet eden kişilik yoksunu bireylere sunduğu imkânlarla hem bekçi, hem cellat ve hem de tellal olarak kullanmaktadır.
İslam dünyasının zayıflık ve dağınıklığın nedeni imkânsızlık değil, bilakis İslam liderliğine uzak duruşundandır. Bu durumda sözsel ve eylemsel duruşların mil’i tevhidi inancının sahadaki karşılığı yerini çok tanrıcılığa bırakıyor!
Böylece bu ümmetin politikacı âlim ve aydınları, ben-i İsrail hahamları gibi haramı helal, helali haram kılarak dolayısı ile tarihte Babil kralına esir düşen İsrail oğulları gibi bugünde İslam dünyasını ABD imparatorluğuna esir düşürtmüştür!
Düşman tarafından 28 Aralık 2025 te İslami İran’a karşı yeniden vekil güç kullanarak başlattığı savaş, önceki savaşların devamı niteliğindedir. Yani asıl hedef İran değil, yaşayan İslam’ın rol modeli olan İslam velayeti/liderliği/ni imha etme düşüncesidir.
Küresel vicdan uyanışı ve küresel adalet arayışının fikri ve manevi liderliğini üstlenmiş yaşlı bilgeye tahammül edilememesi anlaşılabilmelidir!
Büyük şahsiyetler, insanlık tarihine ve medeniyetine yön veren cümleler miras bırakır. Bu cümleden İmam Humeyni, İslam’ın ve insanlığın baş düşmanı olarak büyük Şeytan olarak ABD’yi ilan ettiği günden itibaren, büyük savaş yani ABD ve İslami İran’ın sıcak savaşı kaçınılmaz olarak yaklaşmaktadır.
Küresel gücü elinde bulunduranlar, velayeti fakihe boyun eğdiremiyorlar. Bu durumda vela-i liderlikten ilham alan milletleri de kaybetme riskini de almak istemiyorlar. Bugünkü Güney Amerika ve kürenin geri kalan kısmındaki diğer hareketliliklerin temeli burada aranmalıdır.
Ki ‘‘küresel adalet devletinin kurucu lideri’’nin bize yüklediği inanç sorumluluğu ve düşünce de bunu böyle düşünmemizi gerektiriyor.
Mehdeviyyet mektebinin inancı ve onun küresel devletinin alt yapısının oluşturulması için gerekli bütün şartların oluşturulması bu mektebin her bir bireyinin sorumluluk alanı içindedir. Bu sorumluluk bilinci İslam aleyhine olan tüm küresel denklemleri bozabilir ve alternatif olarak kendi değerlerini sunabilir!
Bugüne kadar karışık olan Saflar yeniden ayrışıyor. Hendekler yeniden kazılıyor ve taraflar nihayi safını seçiyor.
Ve elendikçe eleniyoruz!?
İslam devriminin akabinde bölge de taşlar yerinden oynamıştı. ‘‘Bölge, asli dinamiklerin eline geçinceye kadar büyük ve çalkantılı bir döneme girmişti!’’ Şimdi merhum imamın tanımı ile bugünün dünyası ‘‘Müstazaf’’ ve ‘‘Müstekbir’’ olmak üzere küresel saflar yeniden oluşmaktadır.
Son olarak, buraya kadar yazılanların özeti olarak hem DÜŞMAN’a hem de dostlara; uzmanlar meclisi ve düzenin maslahatını teşhis konseyi üyesi Ayetullah Muhsin Araki’nin fetvasını okumalarını tavsiye ederim!
Muhammed CAN
Zemheri 2026
Elendikçe Eleniyoruz!
Yorum Bırakın
Yorum Bırakın
