Enerjinin Yanılsaması (illüzyonu) Madde

rasthaber
Rasthaber –  Bismillahirahmanirahim



“Allah yolunda
öldürülenler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz
bilemezsiniz.”

(Bakar-154)

İnsanlık tarihine baktığımızda maruz kaldığımız
teknolojik gelişmeler bizleri şaşırtmıyor çünkü bu insanlığın doğasıda var olan
değişmeyen ilahi kanunları bilim & teknoloji (denge, uyum, gereklilik)
etkisidir. “(Bu,)
Allah’ın öteden beri sürüp giden sünnetidir. Sen Allah’ın sünnetinde kesinlikle
bir değişiklik bulamazsın
.
” (Fetih-23) Fakat buna paralel
olarak insan oğlunun kendi hur iradesindeki ruhsal gelişim tam bir ucube halini
almış bir yapıda gelişmekte! Fakat bu doğal mıdır?

İnsan, neden ve ne için yaratılmıştır? Bu soruları hep
kendimize sormuş, fiziksel ya da inançsal cevaplar vermeye çalışmışızdır, fakat
buna rağmen verdiğimiz cevaplar bizleri tatmin etmemiş hala bu soruları
nesiller boyu sormaktayız.

Bizler neyi yanlış soruyoruz da neyi yanlış cevaplıyoruz?
Bizler Balık misali gerçekten cevabını bilfiil yaşadığımız bir soruya mı cevap
arıyoruz! İnsan hayatı dediğimiz şey nedir? Kendi varlığımız kelimeler,
tanımlamalarla ve unvanlarla ispatlamaya çalışıyorken yaratılıştan bahsederken
bizler neyi kastediyoruz?

Fransız düşünür [Rene Descartes]’. “düşünüyorum öyleyse varım”
Latincesi “cogito ergo sum”
demiş ama
düşünce madde değil, Descartes, maddeyi, varlığı madde olmayan bir kaynağa
bağlamış! acaba gerçekte madde bir illüzyon mudur? Çünkü maddeye “varlık” ve
“tanım” veren zamandır bizler ise zamanı kelimelerle açıklamaktayız. Zaman,
gözle görülen ve elle tutulan bir varlık değildir. Zaman dediğimiz kavram
gerçekten var mıdır? Siz diyebilirsiniz ki zaman dilimleri olmadan tarihten
bahsedemeyiz, zaman dilimleri olmadan varlıklardan ya da var olmadan
bahsedemeyiz. Güzelde bu zaman dilimi hangi boyuta ve hangi yapıda bizleri
tekrardan oluşturabilmekte ve tanımlamakta bu tanımlama ise neyi baz alarak
yapılmakta? Zamanın madde üzerinde etkisi var diyoruz çünkü zaman maddeyi
oluşturmakta “daha zamanı var” deriz. 
Maddeyi yıpratmakta “zaman aşımına uğramış” deriz. Zaman madde
hale son vermekte “saati vakti gelmiş” deriz. Ama hangi boyutta?
Doğmadan önceki halimiz, ölüm sonrasını varlığımızdaki zaman tanımı nedir?
Ölümü hangi zamanla tanımlıyoruz? zaman kavramını anlamakta ki sıkıntımızda
buradan kaynaklanmaktadır. Benden önce ve benden sonra ne vardı ki ben şu anki
anı yaşıyorum. Geçmiş zaman, simdik zaman, gelecek zaman kapsayan zamanla
tanımlanmayan rakamsal olmayan TEK.

Düşüncelerimizin oluşturduğu zaman ve dilimi, enerjinin
oluşturduğu yanılsaması (illüzyon) olan maddeye hapis olmasından ötür bizlerin
ayrıştırmadığı ve kavrayamadığı “ruh” ya da “enerji” boyutu ki bizlerin cevap
vermede zorlandığı noktadır.

Bizlerin bu sorulara muhatap olmasının sebebi, hiçbir
varlık durup durukken kendi arzusuyla ve sebepsiz yere var olamayacağı gibi var
olanın ise yok olmamasıdır. Her varlık kendi yaratılış özüne dönüşecektir ayni
yağmurun su olup buharlaşması ve tekrar yağmur olması gibi. Buda kendi arzusu
ve isteğiyle olmayan, kendi özünün oluşturduğu zamanın varlığına bağlı olarak
oluşmaktadır.

İnsan, var oluş dediğimiz “doğmak” ile bu boyutta ki
kendi zamanı oluşturmakta, kısaca her varlığın kendine has bir “zaman dilim
varlığı” mevcuttur ki biz buna hayat diyoruz. Bu yazıyı yazan ben ile okuyan
senin aynı zaman boyutu içinde yaşasak ta zaman dilimi varlığını
şekillendirmemiz farklıdır. Belki yazdıklarım size absürt gelecektir. Çünkü
herkes sahip olduğu kelime & kavramlar hazinesine bağlı olarak algılayacak,
kavrayacak ve tanımlayacaktır. Şehirde hayat suren bir kişinin zaman tanım ile
dağda yaşayan bir kişinin zaman tanımlaması farklıdır, şehir yaşantısı olan
kişi çevresinin sunduğu kolaylıklara mahkûm yaşarken dağdaki yaşayan ise
doğanın sunduğu çetin hayat özgürlüğü yaşamaktadır. Her bir kişi kendi
düşüncelerinin (niyet) var ettiği ammelerinin (aksiyon) sonuçlarına bağlı
olarak oluşturduğu ortamda zamanın yaşamaktadır. “Artık kitap (amel
defteri) ortaya konmuştur; ….
“Vay halimize! Bu nasıl kitapmış!
Küçük-büyük hiçbir şey bırakmadan hepsini sayıp dökmüş!” dediklerini görürsün.
..”
(Kehf-49)

Özetlersek, İnsan morfolojisi, özünü oluşturan enerjini
bir yanılsamasıdır. O, illüzyonu (madde) var eden gücün sunduğu tanımlamalar,
kavramlar, algılamalar ve düzenlemelerle bizler kendi varlığımızı
tanımlamaktayız ki bu maddeyi (illüzyonunu) şekillendirmekte ve bizleri “dünya
rüya” alemine sokmaktadır. Dolaysıyla her bir kişi kendi illüzyonuna şekil
vermektedir. Her kişinin yaydığı elektromanyetik enerjinin bir yansıması ve bu
yansımanı var ettiği şekilleri vardır. 
Açıklarsak, Bir insana İMR yapıldığında veya radyosu çekildiğinde ne
gibi bir insan şekli görüyoruz? Kendimizi tanımladığımız fotoğrafımızla
karşılaştırdığımızda bir benzerlik var mı? Hangisi gerçek?  İnsanın madde varlığı gerçek anlamda gözlerimizin
bize gösterdiğimimdir? Yoksa gözlerimizin sunduğu görüş açısından farklı bir
bakışa sahip olsak insanı nasıl görebilirdik? Mesela herhangi bir hayvan
gözüyle insana baksak nasıl görürdük?

İnsanın gerçek yüzünü görmek mümkün olmasa da insanın
düşünceleriyle yaydığı enerjiyle oluşturduğu (negatif & pozitif) adına
hayat dediğimiz yaşam ortamını kişiliğiyle oluşturmaktadır. Halk dilinde
kullandığımız kişilik tanımlamalar vardır; “domuz gibi”, “aslan gibi” “kurt
gibi”, “yılan gibi”, “cin gibi”, “melek gibi” … vb. deriz. Ayrıca
oluşturduğumuz ortamlar ise, stres, korku, sevinç, mutluluk, huzur, arzu, zevk,
kıskançlık, riyakarlık, zalimlik, vb. bahsettiğimiz insandaki enerjini
oluşturduğu hissedilir ama dokunulmaz şekiller ve duygulardır.

Netice olarak; Herkesin kendine ait zaman dilimiyle
oluşturduğu dünyası mevcuttur ve yapısal olarak da bir illüzyondur. Asıl var
olan (kalıcı), bizlerin özünü oluşturan ruhumuzun sözcüsü olan düşüncelerimizin
oluşturduğu niyetlerimizle & amellerimizle gerçekleştirdiklerimizdir.
İllüzyon (madde) kısmi kalıcı değildir. Fakat daim olan, materyal olmayan,
hissedilen, huzur & acı veren kısmıdır ki bu aynı anda zaman dilimine de
mahkûm değillerdir. Peygamberimizin bir sözü; “İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey
bundan müstesnadır: Sadaka-i cariye (arkasında bıraktığı istifade edilen
eserleri), istifade edilen ilim, kendisine dua eden hayırlı evlât”
der.

Dolaysıyla düşüncelerimizle hayat dediğimiz “madde
dünyamızı” veya “zaman dilimini” oluşturup şekil vermekteyiz fakat kalıcı
değildir. Bizlerin bu dünyadaki çabası tarlayı süren, eken bir çiftçi
misalidir. İllüzyon (madde) Hasılatımızı bu boyut gerçekleştireceğiz fakat
gerçek hasılatımızın ücretini ruhu boyutunda sahip olacağız. Belki illüzyon
(madde) olarak kazandıklarımız & sahip olduğumuzu sandığımız her türlü
zenginlik bizlere gerçek varlık aleminde kaybettirecektir. “Sözlerin uçuyor
havaya ama aklın yerde, öz olmayınca söz yükselmiyor göklere
” W.
Shakespeare.

Bir önceki yazımda bahsettiğim Ruhumuzu kim
yönlendiriyor? vücudumuzu kim yönetiyor? bilmek ve kavramak gerçek kimliğimize
(insanlığımıza) sahip çıkmak çok önemlidir. Çünkü o malum gün hesap verecek
olan bizleriz ve karşılığında ektiklerimizin mahsulünde alacak olan da
bizleriz.

Sonuç olarak, Bizler hür
iradeye sahip insan olarak var edildik ve hedefimiz; İnsan olarak
kalmak, insan olarak yaşamak ve insan olarak ölmektir. Şeytanin
bizleri kandırmak için süsleyip, çekici kıldığı bu illüzyon (madde) dünyadaki
görevidir. Ruhsal gelişimimizi, aklımız kiraya verip, düşünme kapasitemizi
servis dışı bırakarak ucube haline sokmak için gelmedik bu dünyaya.  Bizler birer androit (robot) değiliz Allah’ın
Halifesi olmak için geldik bu dünyaya.

“Müminlerden
öyle (erkek-kadın) vardır ki Allah ile yaptıkları ahide sadakat gösterdiler;
böylece onlardan kimi adağını gerçekleştirdi, kimi beklemektedir. Onlar hiçbir
değiştirme ile (sözlerini) değiştirmediler
.” (Azhab-23)

Mustafa Kemal TASPINAR

12 Ekim 2021

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın