Esad’dan Colani’ye: Çin’in Suriye Yolunu Ne Açtı?

Adem Namlı

Esad’ın devrilmesinden bu yana iki yıldan az bir süre geçmişken, Suriye’nin Çin’den yaptığı ithalat altı ayda geçen yılın tamamını aştı. Peki bu ticari büyüme Şam’ın Doğu’ya yönelişinin bir işareti mi, yoksa güvenlik şartına bağlı bir yeniden imar fırsatı mı?

Uluslararası ilişkiler ve askeri teknolojiler alanında bağımsız Çinli analist ve yorumcu Lao Wu yayınladığı notta bu gelişmelerin bölge üzerindeki yansımalarını inceliyor.

Esad yönetiminin devrilmesinin ve Colani’nin iktidara gelmesinin üzerinden geçen bu yaklaşık iki yıllık süreçte, Çin ve Suriye arasındaki ikili ilişkiler birçok kişinin beklemediği bir değişime uğradı.

Orta Doğu medyasında yer alan istatistiklere göre, Suriye’nin Çin’den yaptığı ithalatın değeri 2026 yılının ilk yarısında 669,9 milyon dolara ulaştı; bu rakam yalnızca altı ayda, ülkenin 2025 yılının tamamında yaptığı 668 milyon dolarlık ithalatı geride bıraktı.

Üç Yıl Geriye Gidersek Bu Artış Trendi Daha Net Görülür

Bölgesel veriler incelendiğinde: Beşar Esad’ın henüz görevde olduğu 2024 yılında, Suriye ile Çin arasındaki toplam ticaret yaklaşık 389 milyon dolardı. 2025 yılında Çin’in Suriye’ye ihracatı bir önceki yıla göre %73 sıçrama yaptı ve 2026 yılında bu süreç daha da hızlandı.

Suriye’nin Çin’den satın aldığı malların listesi de her şeyi özetliyor: Çelik, makine, ekipman, otomobil ve altyapı malzemeleri; tam da savaş yorgunu bir ülkenin yeniden imar için her şeyden çok ihtiyaç duyduğu hayati ürünler.

Birçok kişi bu trendi Colani’nin Doğu’ya yönelişinin bir işareti olarak görüyor, ancak mesele o kadar da karmaşık değil. Çin’in Suriye’ye yönelik resmi politikası köklü bir değişime uğramadı. Çinli şirketlerin geçmiş yıllarda Suriye pazarına girmeye cesaret edememelerinin nedeni, en basit ifadeyle, ABD yaptırımları korkusuydu.

Trump’ın 2019 yılında imzaladığı “Sezar Yasası”, son derece katı bir yaptırım çerçevesi oluşturmuştu. Suriye pazarına girmek isteyen her şirket, öncelikle bunun sonuçlarının hesabını yapmak zorundaydı.

Bu kilidi gerçekten açan şey, Beşar Esad yönetiminin devrilmesi oldu.

Suriye’de Aralık 2024’te yaşanan gelişmelerin ardından ABD, İngiltere ve Avrupa Birliği, Suriye yaptırımlarının büyük bir kısmını kademeli olarak kaldırdı. Tehlike ortadan kalkınca, şirketler de doğal olarak harekete geçti.

Ancak Suriye’nin yeni lideri Colani’nin iki yıldan az bir sürede durumu istikrara kavuşturabilmesi ve yeniden imar için gerekli kaynakları ülkeye çekebilmesi, yalnızca olayların akışına uymasının bir sonucu değildir. Uluslararası alandaki davranış biçimi de -özellikle hayati toprak meseleleri söz konusu olduğunda- sessiz sedasız olmamıştır; Trump’ın taleplerini görmezden gelecek cesarete sahiptir.

  1. Beyaz Saray’a Net Yanıt: Suriye Neden Golan Tepeleri’ni Devretsin?

Colani son zamanlarda iktidara gelmesinden bu yana ABD’ye üçüncü ziyaretini gerçekleştirdi ve üst üste ikinci yıl BM Genel Kurulu toplantısına katıldı.

Atlantic Council’daki açık bir oturum sırasında bizzat inisiyatif alarak Suriye ve İsrail arasındaki toprak anlaşmazlığına değindi; ayrıca geçen yıl Trump ile yaşadığı yüzleşmeyi yeniden gündeme getirdi.

Bu olay geçen yılın kasım ayında, Colani’nin Beyaz Saray’a ilk gidişinde yaşandı. Trump görüşmenin hemen başında tavrını son derece net ortaya koydu: Golan Tepeleri İsrail’e aittir.

Küçük bir ülkenin sıradan bir liderinin yerinde olsaydı, muhtemelen görüşme atmosferini korumak için konuyu bir şaka ve nezaketle geçiştirirdi. Ancak Colani duraksamadan yanıt verdi: “ABD’nin New Jersey eyaletinin her yerinde Demokratlar var; öyleyse neden New Jersey’yi İsrail’e bağışlamıyorsunuz?”

Bu cümle görünürde bir hazırcevaplıktı, ancak özünde hem yumuşak hem de sert bir tona sahipti.

Ana fikri son derece netti: ABD eyaletlerinden birinin tüm halkı merkezi hükümete karşı olsa bile, Washington o eyaleti öylece alıp başka bir ülkeye bağışlayamaz. Öyleyse sıra Suriye’ye geldiğinde, sırf Golan Tepeleri’nde İsrailliler yaşıyor diye neden bu toprağı iki elimizle teslim edelim?

Colani tam da orada sözünü açıkça ifade etti: Golan Tepeleri Suriye halkına aittir ve ne Trump ne de kendisi bu toprağı başkasına devretme hakkına sahiptir.

Belki birçok kişi Colani adının da Golan Tepeleri ile bağı olduğunu bilmiyordur. Bu isim Arapçada “Golanlı” anlamına gelmektedir. Ailesi aslen Golan Tepeleri’nden gelmektedir ve kendisi on yılı aşkın süredir bu ismi kullanmaktadır. Bu isim, başlı başına kimliğine kazınmış bir duruştur; ana vatanına olan bağlılığının en açık ifadesidir.

Şimdi Suriye’nin gerçek yöneticisine dönüştüğüne göre, Golan toprak meselesinde zerre kadar geri adım atması uzak bir ihtimaldir.

Peki Suriye, onlarca yıl süren anlaşmazlığın ardından neden hâlâ Golan Tepeleri’nden vazgeçmeye razı değil? Bu bölgeyi Orta Doğu’nun şah damarı olarak nitelemek asla bir abartı değildir.

Golan’a “Orta Doğu’nun Su Kulesi” denmektedir. İsrail’in tatlı su kaynaklarının yaklaşık %40’ı bu bölgeden karşılanmaktadır; bu su İsrail için sadece doğal bir avantaj değil, yaşam için gerçek bir temeldir.

Suriye için bu bölge daha da hassas bir anlam taşımaktadır; adeta ülkenin tepesinde sallanan bir kılıç gibidir. Golan Tepeleri yüksek bir konuma sahiptir ve doğrudan Suriye’nin başkenti Şam’a hakimdir. Şam’a karayolu mesafesi yalnızca 60 kilometredir ve araçla oradan başkente ulaşmak yaklaşık bir saat sürmektedir.

Bu bölge İsrail’in tam kontrolünde olduğu sürece Suriye, başkentinin güvenliği konusunda bile rahat olamaz.

  1. Yeniden İmarın Bin Milyar Dolarlık Açığı: Harap Olmuş Ülke Parayı Nereden Bulacak?

Colani sözlerinde ne kadar kararlı ve kesin olursa olsun, Suriye’nin içine döndüğünde tamamen çıplak ve inkar edilemez bir gerçeklikle karşılaşmak zorundadır: Yeniden inşa edilmesi gereken harap olmuş bir ülke. On yılı aşkın savaşın ardından Suriye neredeyse sıfır noktasına dönmüştür.

Suriye resmi haber ajansının tahminlerine göre, yalnızca konut sektörünün yeniden imarı yaklaşık 75 milyar dolara mal olmaktadır. Okulların, hastanelerin, idari binaların ve sanayi tesislerinin yeniden inşası için 59 milyar dolara daha ihtiyaç duyulmaktadır. Bu şekilde Suriye’nin yeniden imar mali açığı toplamda 130 milyar doları aşmaktadır.

Peki Suriye şu anda ne kadar ekonomik kapasiteye sahiptir? Dünya Bankası verilerine göre, Suriye’nin gayrisafi yurtiçi hasılası savaşın başlamasından önce, 2011 yılında 67,5 milyar dolardı.

Ancak 2023 yılına gelindiğinde, yıllar süren çatışmalar ve yaptırımlar sonucunda bu rakam %85 oranında düşerek yalnızca 9 milyar dolara geriledi. Son yıllardaki nispi iyileşmeye rağmen, en taze tahminler Suriye’nin gayrisafi yurtiçi hasılasını yaklaşık 21 ila 22 milyar dolar olarak öngörmektedir.

Başka bir deyişle, Suriye’nin yeniden imar maliyeti, bu ülkenin mevcut ekonomik büyüklüğünün beş ila altı katıdır.

Böyle bir miktarın iç kaynaklardan karşılanması fiilen imkansızdır; bu nedenle Suriye para bulmak için sınırlarının dışına bakmaktan başka çareye sahip değildir.

Yönetim değişikliğinin ardından çeşitli finansal kaynaklar birbiri ardına devreye girmiştir. Suudi Arabistan ilk adımda 1,5 milyar dolarlık mali yardım sözü vermiş ve bunun yanında büyük yatırım anlaşmalarını da gündeme getirmiştir.

Birleşik Arap Emirlikleri farklı bir yol izlemiştir. Bu yılın mayıs ayında Suriye hükümeti, Dubai merkezli DP World şirketi ile 800 milyon dolar değerinde bir anlaşma imzalamış ve Suriye’nin ikinci büyük limanı olan Tartus Limanı’nın yönetimini bu şirkete devretmiştir. Bu liman Esad döneminde yıllarca Rus şirketlerinin yönetimi altındaydı.

Ancak Çinli şirketler mal tedariki ve proje uygulama yolunu izlemektedir.

Suriye resmi haber ajansının bildirdiğine göre, Şam’daki 63. Uluslararası Fuar’da Humus vilayetindeki Hisya Sanayi Şehri, fuarın en önemli sözleşmesini elde etmiştir; yaklaşık 500 milyon dolar değerinde ve beş projeyi kapsayan bir sözleşme: Bir çelik fabrikası, bir seramik üretim fabrikası, bir yapı malzemeleri fabrikası, bir katran fabrikası ve bir taş ocağı.

Beş alanın tamamı da yeniden imarın temel ve acil ihtiyaçlarıdır. Bu projelerde ne teknik standartlar hakkında karmaşık müzakereler, ne işletme hakkının devri tartışması ne de karmaşık finansal mekanizmalar vardır. Tam da Çinli şirketlerin daha fazla tecrübe ve kapasiteye sahip olduğu alanlardır.

Ekim 2025’in sonunda, Queen Vivian adlı bir kargo gemisi Tartus Limanı mevkisine yanaşmış ve yaklaşık 16 bin ton çelik ile diğer ekipmanları Suriye’ye taşımıştır. Bu, doğrudan Çin’den bu limana ulaşan ilk kargo gemisi olmuştur.

Altyapı alanında da çalışmalar ilerlemektedir.

Bu yılın temmuz ayında Suriye Ulaştırma Bakanı, Çin’in Suriye Büyükelçisi Shi Hongwei ile görüşmüş ve Ulaştırma Bakanlığı’nın iki stratejik karayolu projesinin uygulanması için uluslararası ihale sürecini başlattığını ve özel olarak Çinli şirketleri katilmaya davet ettiğini resmen açıklamıştır.

İlk proje, Ürdün sınırı ile Türkiye sınırını bağlayan yolu bir otoyola dönüştürme projesidir. İkinci proje ise Şam’dan Deyrizor’a giden yoldan yeni bir bağlantı yolu inşasıdır. Suriyeliler, Şam’da kim iş başında olursa olsun, Çin’in altyapı inşasındaki hız ve kalitesinin ne anlama geldiğini çok iyi bilmektedirler.

  1. Gerçek Engel: Bu Set Kalkmazsa İş Birliğinin Derinleşmesi de Fayda Etmez

Ticaret büyük bir hızla büyümekte ve projeler hakkındaki müzakereler devam etmektedir; ancak Çin sermayesinin geniş ölçekte Suriye’ye girmesi için yolda hâlâ daha temel bir engel bulunmaktadır: Güvenlik.

Çin’in BM Daimi Temsilcisi Fu Cong geçen yılın kasım ayında Pekin’in tavrını son derece net ifade etmişti: Terörle mücadele, Suriye’nin yeniden inşasının temelidir. Suriye tarafı terörle mücadele alanındaki taahhütlerine uymalı, etkili ve pratik adımlar atmalı, gerçek bir ilerleme kaydetmeli ve uluslararası toplumun güvenini kazanmalıdır.

Bir ay sonra, Güvenlik Konseyi’nin Suriye konulu açık oturumunda daha da açık konuştu:

“Suriye’de çok sayıda yabancı terörist faaliyet göstermekte ve terör eylemleri düzenlemektedir; bu durum Suriye’nin ve hatta tüm bölgenin barış ve güvenliğini ciddi şekilde tehdit etmektedir. Çin, Suriye geçici hükümetinden terörle mücadele taahhütlerine uymasını ve tüm etkili önlemleri kullanarak Doğu Türkistan İslami Hareketi de dahil olmak üzere Güvenlik Kon Konseyi listesindeki tüm uluslararası terör örgütleriyle kararlılıkla mücadele etmesini talep etmektedir.”

Bu kişiler aniden bir yerden çıkıp gelmiş değildir. Suriye’ye sızmalarına dair ilk kayıtlar 2012 yılına dayanmaktadır.

Çin’in resmi ve güvenilir terörle mücadele kurumlarının yayınladığı bilgilere göre, El-Kaide örgütü gizlice güçlerini Suriye’ye gitmeye çağırdıktan sonra, Doğu Türkistan İslami Hareketi seçkin güçlerini Afganistan ve Pakistan sınır bölgesinden çağırmış ve onları birkaç aşamada, komşu ülkeler üzerinden Suriye’ye sokmuştur. Bu güçler yerel radikal gruplara katıldıktan sonra bağımsız gruplar halinde savaşa dahil olmuşlardır.

Ağırlıklı olarak İdlib vilayetinde faaliyet gösteriyorlardı ve o dönemde iktidarı ele geçirmek için savaşmakta olan Colani liderliğindeki silahlı güçlerle yakın ilişkilere sahiptiler.

Esad yönetiminin devrilmesinin ardından bu örgütün Suriye kolu feshedilmiş ve üyeleri yeni Suriye Savunma Bakanlığı yapısına entegre edilmiştir.

Colani için bu kişiler savaş döneminde yetenekli ve etkili güçlerdi; ancak şimdi iktidara geldiği ve ülkeyi yeniden inşa etmesi, uluslararası meşruiyet ve tanınma elde etmesi ve sermaye çekmesi gerektiği için, aynı güçler kolayca kurtulamayacağı bir yüke dönüşmüştür.

Yeniden imar, para ve uluslararası konum; bunların hiçbiri bu kişilerin kimliği ve kaderi meselesinden ayrı düşünülemez.

Bu durum için yakın ve emsal gösterilebilir bir örnek bulunmaktadır: Afganistan.

Taliban Ağustos 2021’de Afganistan’da iktidarı yeniden ele geçirdi ve o zamandan bu yana beş yıldan fazla süre geçti.

Çin ve Afganistan arasındaki ekonomik ve ticari ilişkiler tüm bu süre boyunca kesilmedi. Çinli şirketler Afganistan’ın çeşitli sektörlerinde, özellikle madencilik alanında yatırım yaptı.

Çin ayrıca 2021 sonrasında Kabil’deki büyükelçiliğini açık tutan az sayıdaki ülkeden biriydi; ancak buna rağmen Pekin, Taliban hükümetini henüz resmen tanımış değildir.

Çin’in ana talebi de hiçbir zaman değişmemiştir. Bu yılın başından bu yana yayınlanan Çin-Pakistan ortak bildirilerinde, açıkça Afganistan tarafının Afganistan topraklarında konuşlu tüm terör örgütlerini tasfiye etmek için görülebilir ve doğrulanabilir adımlar atması istenmiştir. Üç ülke hatta Urumçi’de tam bir hafta boyunca bu konuyu incelemek üzere uzman düzeyinde bir toplantı düzenlemiştir.

Dolayısıyla Çin’in Colani’ye yönelik yaklaşımı da farklı olmayacaktır. Pekin bir anda tam ve koşulsuz desteğini onun hizmetine sunacak ya da hükümetini tamamen tanıyacak değildir. Aksine, önlerinde bir test ve değerlendirme dönemi olacaktır.

Bu dönemin süresi Colani’nin ABD’ye ne kadar yakın olduğuna değil, bu radikal güçler meselesini nasıl yönetip çözeceğine bağlı olacaktır.

Suriye; Avrupa, Asya ve Afrika’nın kesişim noktasında yer almakta ve Avrupa’ya da yakın konumdadır. Colani gerçekten de ülkenin yeniden inşası için Batı’nın kaynaklarına ve desteklerine güvenebilir. Ancak sırf bu nedenle Çin’in ekonomik gücünü ve pazar kapasitesini görmezden gelirse, şüphesiz mümkün olan en büyük dayanaklardan birini kaybetmiş olacaktır.

Bir ülkenin yöneticisi olarak bu hesabı ve kitabı hassas bir şekilde yapmak zorundadır.

Not: bu analzi tahririeh.ir sitesinden alınarak tercüme edilmiştir

Bu Haberi Paylaş
Yorum Bırakın